*

şükela:  tümü | bugün
  • endüstri ve orgüt psikolojisinin kurucusu alman-amerikan psikolog. monotonluk,işçi seçimi, işgücünün üzerindeki fiziksel/sosyal etkiler, dikkat ve yorgunluk, reklamın etkileri gibi konularda deneysel çalışmalar yapmıştır. e/ö psikolojisine dair çalışmalarını 1913'te yayımladığı psikoloji ve endüstriyel verimlilik kitabında toplamıştır.

    sinema ve diğer sanat dallarını ise kant'ın biçimci anlayışından yola çıkarak yorumlar. sinemayı insanın hislerine hitap etse, maddesel dünyadan kopuk bir sanat olarak görür. ona göre yaratı insan duygularına paralel, gerçek hayatta olmadığı kadar ahenkli ve sanatsaldır fakat dünyevi değildir.
  • almanya’nın danzig kentinde 1 haziran 1863’te doğdu. babası moritz kereste tüccarı, annesi anna ise dört oğlunu yetiştirmeye çalışırken bir yandan da çalışmaya devam eden bir ressamdı. çocukluğunda kitap ve müzikten ilham aldı. genç yaşta sanatla bu kadar iç içe olmasının etkileri öğretim görevinde de onunla birlikte oldu. sadece çello çalmakla kalmadı bir yandan da şiirler yazdı. müziğe ve sanata olan tutkusu psikolojik teorilerinin gelişmesini etkiledi. 7 ağustos 1887’de strassburg’lu selma oppler ile evlendi.

    munsterberg çevresi tarafından keskin bir mizah anlayışına sahip, sıcak kalpli ve cömert ruhlu bir insan olarak tanınırdı. heybetli ve korkutucu görünüşüne rağmen özellikle öğrencilerle ilgilenirken çok koruyucu bir tavır takınırdı. bir yandan kendi fikirlerinin arkasında sonuna kadar dururken diğer yandan da başkalarının fikirlerine hoşgörüyle yaklaşırdı. pek fiziksel aktiviteye katılmasa da büyük bir enerjiyle doluydu ve her zaman düşünceli olduğu söylenirdi. düşüncelerinde mantıklı ve netti ve güzel olan her şeyi severdi. dinleyicilerini her zaman konuya bağlı tutup ikna edebilen bir konuşmacıydı. felsefede idealist bir yaklaşım sergilese de psikolojide iki prensibin doğruluğunu kabul etmişti.
  • film/zihin analojisiyle film çalışmalarına ilk bilişsel bilimler yaklaşımlarını getiren psikologdur.
  • 20. yüzyılın başında almanya'dan amerika birleşik devletleri'ne, harvard üniversitesinde psikoloji laboratuvarı açmak amacıyla göç eden ve özellikle 1908 tarihli "on a witness stand" adlı çalışmasıyla adli psikolojinin bir nevi doğuşunu sağlamış psikologdur.
  • erken dönem sinema kuramcısı. sinemanın teknolojik, psikolojik ve sosyal boyutlarını inceleyen ilk düşünürdür.

    zaman/mekan algısı, görüntünün sürekliliği, tepkime süresi üzerine yoğunlaşan bir psikologtu. gestalt psikolojisinin gelişimine katkıda bulundu. 1914'de izlediği fantastik film neptune's daughter'dan çok etkilendi ve sinemayla ilgilenmeye başladı.

    sinema ile tiyatroyu kıyasladı; filmin fiziksel gerçekliğe tiyatrodan daha uzakta durduğunu, dolayısıyla filmin bireyin akli süreçlerine daha yakın olduğunu söyledi. o dönem sinemada sesin ve rengin olmaması, duyguların iletimi açısından yaptığı tanımlamayı fantastik sınırlara daha çok yaklaştırdı.

    ona göre film zamanı ve mekanı deforme edebilirdi. bir tarafta 2 boyutlu iken, bir tarafta mekan yanılsaması bulunmaktaydı; film seyirciyi sayısız farklı mekanlara götürebilirdi: düşüncelerimizin çizgisel olmayan doğasını sunan flashbackler, flashforwardlar vs. "müzik duymanın, resim görmenin sanatıysa, sinema beynin sanatıdır" demiştir.

    münsterberg, sinemaya kant'tan yararlanarak felsefi bir yaklaşım getirdi. kant, zaman ve nedenselliğe dayanan algılama biçimlerinden kaynaklanan insan bilgisinin "görünür varlık alanı"* olduğunu söyler. buna karşılık mantık, etik ve estetik "görünmeyen varlık alanı"* içinde değerlendirilir. münsterberg de kant'ın izinden giderek, sinemada gerçeklik duygusunun zaman, mekan ve nedensellik kavramları çevresinde şekillendiğini söylemiştir.

    münsterberg'in kamera hareketleri ile düşüncelerin nonlineer doğasının yeniden sunulabileceği düşüncesine pi filmi çok güzel bir örnektir: filmde, max'in cinneti ve manisi, onun bakış açısından, dolayısıyla kamera hareketleri ile anlatılır. max ve gazetesini ödünç aldığı metro yolcusu arasındaki kesme, max'in takip edildiği paranoyasının yanılmasını verir. ama aslında ikisi de sadece aynı yöne yürümektedir.
  • bazıları daha sinemayı sanat yerine koymaz iken bu adam erken dönem sinema kuramcısıdır. resimin göze, müziğin kulağa hitap ettiği bu dünyada film de zihine hitap eder. kendisini bir sinema salonuna kapatıp 10 ay aralıksız film izlemiş bu adam. izlediği filmler ise öyküsü ve kurmacası olan filmlermiş. sinemayı bilişsel yaklaşım modeliyle değerlendirmiş asıl mesleği psikoloji olduğundan sinemada da kuramlarını ortaya atarken bundan yararlanmış. okuması anlaması bir hayli zor adamdır.
  • ilk büyük sinema kuramcısı kabul edilmiş alman profesör. kendisi modern psikolojinin kurucularından biri olmakla birlikte felsefe konusunda da bir uzman idi. hem bilgili hem de sokaktaki kesime hitap eden kitaplar yazmıştır. sinemanın psikolojik yönüyle ilgilenmiş, bu yeni sanatın işleyişini anlamak için 1915 yılından sonra bol bol film izlemiştir. 1916 yılında yazdığı the photoplay a psychological study kitabı, öngörüsü yüksek ve önyargı içermeyen bakış açısı ile günümüzde kabul gören pek çok sinema kuramının dahi temelini oluşturmaktadır.

    - ona göre sinema tarihi "dışsal" ve "içsel" gelişmeler şeklinde iki bölümde incelenir. yani sırasıyla teknoloji sinemanın var olmasını sağlarken, toplum bu varlığı canlı ve güncel kılmıştır. teknoloji olmasa sinema, fotoğraf gibi şeyler olmazdı fakat insanlar bu icatların yarattıklarına ilgi göstermeseydi, bu icatlar kendilerine yer bulamazlardı. toplumun bilgiye, eğitime ve eğlenceye olan ihtiyacı sinemanın var olmasını mümkün kılmaktadır.

    - sinemanın yalnızca anlatımcı-öyküleyici alanıyla ilgilenmiştir. onun için öykülemeye ve anlatıma başvurmadan yapılan sinema yalnızca bir aygıttan ibarettir ve hiçbir değeri yoktur.

    - insan zihnini hiyerarşik bir kavram dizgesiyle nitelemiştir. ona göre insan zihni birkaç seviyeden oluşuyordu ve üst seviyedekiler, alt seviyedekilerin işlemlerine bağlı olarak işlem görüyordu. bunun birinci aşaması ise zihnin hareketle duyumsal dünyayı canlandırması idi. kendi tanımıyla phi fenomeni, görsel uyaranın bu uyaran ortadan kalktıktan sonra da zihinde saklanmasına yönelik kuram, yani hareket eden görüntülerin yanılsaması... bu konuda bkz:

    (bkz: phi phenemon yasası)
    (bkz: geştalt psikolojisi)

    - buradan şuraya geleceğim, onun anlattıklarından yola çıkarak kameralar, projektörler, bütün işlem yapan aygıtlar kesik kesik durağan görüntüler üretirler ve bunlar zihinde doğrudan etkide bulunarak hareketli resimleri oluştururlar. sinema, insan zihninin ürettiği ve insan zihnini etkileyen bir şeydir. sinema tamamen zihinsel bir süreçten oluşmaktadır. hareketli resim dediğimiz şey, yalnızca hareketlerin kaydedilmesi değildir. insan zihni tarafından yaratılan anlamlı bir gerçekliği belli bir düzende kaydetmektir. açı, kompozisyon, uzak ve yakın açılar... tüm bunlar basit, tekdüze kesintili fotoğraflardan ayrılıp onların çok ötesinde bilinçli yapılan kayıtlardır.

    işte munsterberg bu basit olmanın çok ötesinde, ayrıntılı ve bilinçli dünyanın zihinsel olarak çalışma biçimi, imgelemleri gibi alanlarda çalışıp bu konudaki sorunları formüle etmeye çalışmıştır.

    - munsterberg zihin ve zihnin ürettiği duygular arasında ayrım yapmamakla birlikte, duyguların zihni şekillendirdiğini savunur. hem zihne hem de duygulara hitap eden ve "photoplay" şeklinde nitelendirdiği sinema hakkında şöyle demiştir: "duyguları resimlemek, photoplayin temel amacı olmalıdır."

    ve işte tam da bu yüzden, belgesel ya da öğretici film gibi şeylere sırt çevirmiştir. sinemayı yalnızca bir sanat aracı olarak görmüş ve onun başka şekillerde de kullanılabileceğini düşünmemiştir. bir filmin öyküsünün içinde kaybolma deneyiminin yaşanmasının bile sinemanın sanat olduğunu kanıtladığını düşünüyordu.

    - kitabının psikolojiden sıyrılıp estetiğe yöneldiği ikinci kısmı kant*'ın felsefesinden oldukça etkilenmiştir. felsefe, çünkü bilim bir şeyin nesnel yönlerini incelerken öznelliğini - yani o şeyin değerini betimlemekten yoksundur. munsterberg'i sanatın getirdiği estetik değerin günlük hayatımızda bize hiç yardımının dokunmaması ve bir işlevinin olmaması, yalnızca ona bakarken hissettiğimiz hazdan ibaret olması memnun etmekteydi.

    - bu estetik değeri nesnelerden ediniriz. nesneler sanat eserleridir, munsterberg demiştir ki "bu nesneler zihinlerimizin alımlama gücüne göre yapılmışlardır ve öylesine nesnelerdir ki, varlık nedenleri mükemmel olarak ve her türlü bağlamın dışında değerlendirilmektedir." çünkü onlar mekansal - örneğin bir çerçeve ya da düzenekle - ya da zamansal - örneğin film izlerken, 3 saat boyunca - olarak dünyanın geri kalanından ayrılmışlardır.

    - ek olarak söylenmesi gereken şey ise, onun oldukça ileri bir sansür anlayışıyla erotizmin, şiddetin bile belli bir estetik içerdiği, kendi içindeki amaca ulaştığı durumlarda ekrana yansıtılmasında bir sakınca olmadığını savunmasıdır. munsterberg'in döneminin kapalı bakış açısından sıyrılmış bir kuramcı olduğunu söyleyebiliriz.

    son olarak, jean mitry bu dahi adam hakkında şöyle demiştir:

    "bu kadar uzun yıllar boyunca onun teorisini nasıl bilemedik? 1916'da bu adam sinemayı neredeyse kimsenin anlayamayacağı kadar anlamış."
  • 1863 danzig'de dünyaya gelmiş ve 1916'da cambridge, massachusetts'te vefat etmiş birleşik devletler vatandaşı alman psikolog ve filozoftur.

    doğru ismi hugo münsterberg'tir.

    başta bir başka alman psikolog william stern olmak üzere, walter dill scott ve jean-maurice lahy ile birlikte psikolojinin insanın günlük hayatında kulanılabilirliği ile ilgilenen ve adına da almanca "angewandte psychologie", ingilizce'de de "applied psychology" denilen "uygulamalı psikoloji" disiplinin kurucusu sayılır.

    bu disiplin, psikolojinin insan yapısı her alanda, hukuk, sosyoloji, sanat, sinema, medya, kültür, siyâset gibi hemen her alanda yardımcı olabilecek bir bilim dalı olduğundan yola çıkar.

    hugo münsterberg, ayrıca "sinema kuramı"nın temellerini atan ilk sinema kuramcıları arasında, belki de ilki sayılır.
  • başlarda uygulamalı psikolojinin üretken yayıcısı olarak tanıtılırken, 1. dünya savaşında anavatanı almanya'yı savununca antipati toplamış, harvard'dan istifaya çağrılmıştır. zaten sonrasında da yok neymiş bahçesinde güvercinler besliyormuş da kesin ajan demişler gazeteciler bu kişi için.