şükela:  tümü | bugün
  • gelin size ilginç bir şey anlatayım. böylece ufak da olsa bir şey de öğrenmiş olabiliriz diye düşünüyorum.

    bu olay yaşandı mı yoksa yaşanmadı mı henüz bilinmiyor. çünkü henüz insan hafızasının nasıl işlediğine dair yeterli veriler elimizde yok.

    bundan 109 yıl önce, 1907 yılında hafızanın düşündüğümüzden daha farklı işlediğini ilk fark eden kişi alman psikolog ve sinema kuramcısı munsterberg'ti. munsterberg hafızamızın yani beynimizin her şeyi olduğu gibi kaydetmediğine, arada bulunan boşlukları ise bekletilerimiz ve inançlarımızla doldurduğumuza dair uzun bir araştırma yaptı. bu araştırmanın içerisinde birçok deney de vardı. çok büyük bir salonda, onlarca kişinin önünde yaşanan büyük olaylarda bile orada bulunan insanlar farklı farklı şeyler anlatabiliyordu.

    mesela bir bilim konferansını silahla basan palyaço. orada bulunanların en çok hata yaptığı kısım palyaçonun şapkası idi. herkes farklı tarif etmişti. olayın ilginç kısmı ise palyaçonun şapkasının olmamasıydı. böylesine büyük ve ilginç bir olayda bile, hem de olaydan sadece 20 dakika sonra insanlar olayın ve imgelerin büyük parçalarını bile hatırlayamıyabiliyor, o parçaların yerine kendi beklentisini yerleştirebiliyordu.

    yani kısaca bundan en azından 20 sene öncesinde belki de yaşanmamış bir olayı hepimizin hatırlaması hafızamızın ve beynimizin bize güzel bir oyunu. beyin olmamış bir olayı da aynen olmuş gibi görebiliyor ve bu olay anlatıldıkça beyinde pekiştiriliyor ve gerçek zannediliyor. olay aslında şu ki, zihnimiz her saniye 11 milyon veriyi işlemeye çalışıyor. yani zihnimize tüm duyu organlarımızdan saniyede 11 milyon veri iletiliyor. ve elbette zihin yani beyin enerjisini koruyabilmek adına bu verilerden sadece belli bir kısmını işliyor. gerek gördüğü kısımları. diğer kısımları ise biz inanmak istediğimiz şekilde dolduruyor ve bir süre sonra inanıyoruz da.

    işin ilginç kısmı nerede mi diyorsunuz? munsterberg'te. hafıza ile ilgili bu durumu ilk fark eden insan olan munsterberg'in adı hugo idi.

    hugo munsterberg yani. ah be hugo! ne oynadın yahu 20 senedir beynimizle!!!

    not: peki zihnimiz saniyede gelen bu 11 milyon verinin tamamını işleyip kaydetse ne olurdu dediğinizi duyar gibiyim. kısaca solomon shereshevsky olurdunuz ve halinize herkes acırdı. kim bu adam derseniz kısaca her şeyi hatırlayan adam derim. shereshevsky olmanın neresi kötü olabilir demeyin. shereshevsky biriyle tanıştığında onun her mimiğini, her ses tonunu, her hareketini hafızaya atıyordu istemeden. o kişiyle tekrar karşılaştığında hatırlayabilmesi için o kişiye dair hafızasına attığı her mimiği incelemesi gerekiyordu beyni. yani devasa bir databasete o yüzün o anki halini aramak zorunda kalıyordu. bu yüzden, evet, değişmeyen imgeleri, elbiseleri vb.yi anında hatırlıyordu ama yüzler gibi sık değişen imgelerde büyük sıkıntılar çekiyordu. oldukça tanıdığı birini hatırlaması bile zaman alıyordu. çünkü beyni dev bir çöplüğe dönüşmüştü.

    ayrıca çok uzun bir cümleyi de 20 sene sonra aynen hatırlayabiliyordu. ama sıkıntı şuydu ki şu an söylediğiniz basit bir cümleyi anlaması bile baya zaman alıyordu. çünkü bizlerin beyni kelimelerle değil, o kelimelerin oluşturduğu anlam bütünüyle ilişki kurarken, shereshevsky'nin beyni tek tek kelimelere odaklanıyordu ve birleştirip bir anlam çıkarması zaman alıyordu.

    not 2: munsterberg'ten yıllar sonra amerikalı biliminsanı ulric neisser bir deney yapıyor. amerika tarihinde çok önemli bir yeri olan uzay mekiği challenger'ın infilak edişinin (28 ocak 1986) hemen ertesi günü kampüsteki onlarca öğrenciye olaydan nasıl haberdar olduklarını yazarak anlatmalarını istiyor. herkes sıkıcı küçük hikayelerini anlatıyor. din dersinde duydum, babam anlattı, gazetede gördüm vb.

    olaydan 4 sene sonra hala kampüste olan 40 öğrenciye aynı soruyu tekrar soruyor. bu sefer hemen hepsi inanılmaz heyecanlı bir şekilde anlatıyor olayı. gördüm, kafede otururken bir kız gelip uzay mekiğinin infilak ettiğini bağırdı hemen dışarı koştuk vb. gibi. yani sadece 4 senede böylesine büyük bir olayda bile beyin gerçekleri değiştiririp hemen hikayeleştiriyor. daha ilginç ve anlatılabilir bir hale sokuyor.

    kısaca: bu hikaye artık o kadar çok anlatılıyor ki, bu yüzden bundan yıllar sonra, hugo efsanesi sırasında 3 yaşında olan kişiler bile bu olayı izlemişler gibi anlatacaklar. "olm çocuk resmen gözümüzün önünde senin de amına koyim dedi lan ahahahahffs" diye gülecekler.

    bu yüzdendir ki sevgili dostlar; beynimizin çalışma şekli bize gösteriyor ki; bu olay yaşanmadı.

    (yaşanmadı ama ben izledim lan. valla. çocuk resmen lafı koydu. tolga abinin suratını görmeliydiniz ama. olm resmen kıpkırmızı kaldı. tabi o zaman teknoloji gelişmemiş. hemen reklam giremediler. çok komikti valla ahahahahfffss)
  • ciddi ciddi google videolar'a "hugo'ya küfreden çocuk" yazıp arattım ya la. ne geçiyordu acaba aklımdan? günlerdir tartışılan, hafiye gibi izi sürülen bir videonun google'a yazınca şak diye çıkıvermesini mi bekliyordum? ulan tolga abi, bir neslin kafasını uçurdun yeminle. ramazan sen de çık artık amk orada olduğunu biliyoruz.
  • böyle entrynin de amk yazarın da amk !
    ülke meselesine döndü 3 günde, sanki çok önemliymiş gibi !
  • tarihe ortama kayıt düşülsün, böyle bir olay oldu mu olmadı mı konusunda yapılacak bir çalışma/anket vs. olursa bir denek de ben olayım diye aşağıdaki şekilde girişesim gelen bir sosyal psikoloji deneyi haline gelmiş vakıadır.

    yaşım müsait, hatta yayınlandığı dönemde hugo oynamayacak, zevk almayacak kadar büyümüştüm. programı da çok nadiren denk gelince izlerdim.

    yazın kenara, o yayına denk geldim, izledim, bu kulaklar:

    - senin de amına goyim, hugo'nun da amına goyim... (belki 1-2 kelime farklı olabilir)

    cümlesini canlı yayında duydu.

    tüm bunları "- beyler dağılın, ben izledim diyorum, kesin yaşandı bu olay." demek için yazmıyorum. beyin, psikoloji ilginç şeydir. gerçekten yaşanmamış bir şeyi, türlü sebep ve süreçlerle böyle hatırlıyor olabilirim. dolayısıyla evet bence oldu bu olay ama hala da kenarda bir ihtimal tutarım.

    dedim ya, kayıt olsun, ankete beni de yazın...

    (bkz: gulyabani diye bir şey yoktur ama olabilir de)
  • olum şu an erzincan'ın bir köyünde muhtarla kahveci kavga etse olay yerinden yazıcak adamların olduğu sözlükte, hala bu olayın yüzde yüz kanıtlanamaması, küfür eden cocuğu tanıyan birinin çıkmamasına insan gercekten hayret ediyor.

    sanırım olmadı böyle bir şey.
  • orta bir'de iken sektirmeden izlediğim programda vuku bulan olay.

    detaylara gelecek olursak; sektirmeden izleyen ben o gün hügoyu izlememiştim. ertesi gün okula geldiğimde okul resmen yıkılıyordu. hügoda bir çocuk önce hügoya sonra tolga abiye küfür etmişti. arkadaşlarım olaya şahit olmuşlardı. hatta en hararetli anlatan arkadaşım ali idi, kısa boyluydu. detayları çok net hatırlıyorum.

    iş yerinde yaptığım araştırmada ise, üç arkadaşım da izlemediklerini ancak kesinlikle olayın meydana geldiğinden eminler. hatta gaziantepli arkadaşım bir tık ileri gitmek suretiyle küfür eden çocuğun antepli olduğunu söyledi.

    hayırlısı bakalım...
  • aynı zamanda sözlüğün (internetin de olabilir) doğru kullanıldığında nasıl güçlü birşeye dönüştüğünü de göstermiştir. sikindirik bir geyik muhabbeti iken sonunda gazetelere çıktı, hatta yapımcısı olduğu söylenen alphan manas tweet attı.

    inanıyorum ki mutlu sonla bitecek ve o kaset buraya gelecek !111!!1
  • tolga abi tarihin en büyük trollünü yapıyor bence. bu kadar kişi kendinden şüphe duyuyor. bu kadar kişi yanılıyor olamaz olayın yaşandığına inanıyorum bende. yaşım izlemeye yetmediği için söylenenleri okuyup inandırıcı buldum. birbiriyle çelişen kısımlar var tabi ki ama zamanla unutulması normal önemsiz kısımlar çelişiyor. genel olarak olay herkesin ağzından aynı şekilde anlatılıyor.
  • allah aşkına lan!!!1 peygamber aşkı için söyleyin!!!! kim bu bebe lan??? çıksın ortaya
  • gerçekte var olan bir çocuktur. sonrasında türkiye'nin her ilinde binlerce çocuğun o çocuk olduğu iddia edildi. benim memleketimde de bir çocuk vallahi billahi o çocuk bendim der dururdu.

    diğer suserlara paralel yazacaklarım, sadece yılı farklı. yılın farklı olması ziyadesiyle garip, diğer yandan şehir efsanesi almış yürümüş bir çocuk da bunu gerçeğe çevirmiş olabilir tabi.

    95 sonbaharında ortaokul hazırlıktaydım. yaş büyüdüğü için, öyle fan boyutunda falan değil de okuldan gelince bir yere uğramazsam; televizyondaki en güzel seçenek diye izliyordum hügo'yu. format da yeni formattı.

    o dönem, ağır ateşli hastalık geçirdim, 3-4 gün gözümü açamadım ateşten. iyileştiğimde kanal 6'da hügo yoktu. nedeni olarak da arkadaşlarım küfür olayını anlattı. bu dediklerimde yanılma ihtimalim sıfır. ha, yayından kalkma nedeni başka bir şeydi, bizimkiler şehir efsanesinden durumu türettiler olabilir mi, olabilir tabii.

    yalnız hemen sonrasında tolga garipoğlu, yarım yıl kadar matrak futbol diye bir formatla devam etti. farklı ülkelerden futbolcular var, hepsini çalımlayıp gol atmaya çalışıyorsun falan.

    tabi ki geçmiş zaman ve beşer şaşar. ama anlattığım kısımda hiçbir sıkış yoktur, hatta olanlara ve zamanlamaya eminim.

    videosunu beklediğimiz çocuktur.