şükela:  tümü | bugün
  • fatma hümeyra akbay, 1947 doğumlu bir söz yazarı, besteci, oyuncu. çoğu kişi – özellikle de genç kesim - onu avrupa yakası’nda başarılı bir oyunculukla canlandırdığı ifot (iffet sütçüoğlu) karakteriyle tanıdı; ancak kendisinin oyunculuk kariyerine yakın bir süre süren de bir müzisyenlik kariyeri var. artık üretmese de, sahneye çıkmasa da yaptığı şarkılar, bestelediği eserler, müziklerini yaptığı şiirler hep bir efsane olarak kalacak. kendisinin öncelikle müzikal kariyerini tanımak gerekli diye düşünüyorum. ne de olsa kendisinin hamuru orada yoğuruldu. müzik sektöründe pişmiş birisi hümeyra.

    ilkokulu ankara koleji’nde okudu. 10 yaşındayken, babasının vefatından sonra annesi ile birlikte ankara’dan istanbul’a geldi. liseyi daha iyi şartlar altında ve daha iyi yerlerde okumak için dayısının yanına, londra’ya gitti. müzikal olarak da ilgisi burada oluşmaya ve artmaya başladı. 18’inde buraya geldi ve müzik sektörüne girdi.

    hümeyra, müzikal olarak 1970 ve sonrasında yaptığı eserlerle tanınmış ve belirli bir popülariteye ulaşmış olsa da aslında 1968 yılında ilk olarak müzik piyasasına girdi. 21 yaşında genç bir müzisyen olarak elinde gitarıyla ilk başta “müzikli ve oyunlu masal*” eserinde masalların arasına şarkılar söyledi. kendisinin bu sektöre girişi aslında müzisyen olarak değildi. bir plak şirketi için kapak çiziyordu ve boş zamanlarında da orada gitar çalıyordu. bir gün gitar çalarken kendisini, yonca plak’ın sahibi ergin bener duydu. hümeyra’nın gitar çalışını ve sesini beğenen ergin bener, kendisine bir plak yapmayı teklif etti. tabii bu plak, melodi plak'tan çıktı. aslında 1969’da çıkan olmasa isimli 45’lik, hümeyra’nın ilk plağı sayılabilir. ilk kez bu plak içerisinde tamamen şarkı odaklı olabildi. hümeyra çok üretken bir sanatçıydı. aslında baktığımızda 1968’den 1981 yılına kadar toplam 18 tane 45’lik üretiyor. 70’leri bu açıdan dolu dolu ve üreterek geçiren bir sanatçı kendisi.

    olmasa isimli plağından sonra bir sürü eser veriyordu hümeyra. hem kendisi besteler yapıyor, hem de bazı besteleri okuyup, yeniden yorumluyordu. bazen de anadolu’dan, karacaoğlan’dan, aşık veysel’den gelen şiirleri ve türküleri besteleyerek plaklarına dolduruyordu. benim en favorim olan, en beğenerek dinlediğim şarkısı olan kördüğüm de 1969 yılında kaydedildi ve piyasaya sürüldü. tabii hümeyra’nın bir sürü efsane, bir sürü güzel şarkısı var ama kördüğüm’ün benim için yeri ayrıdır. 60’ların sonunda müzik sektörüne giren hümeyra, 70’lerde iyice tanınıp ünlenmeye başlıyor. 1975 yılında, yahya kemal beyatlı’nın bir şiiri olan “sessiz gemi” isimli şiiri besteleyip aynı isimde bir 45’lik yapıyor. yine bir şiir olan, cahit sıtkı tarancı’ya ait “otuz beş yaş” şiirini besteleyip söylüyor. 1981 yılında ise son 45’liği olan aşk kapıyı çalınca - bir damla yaş isimli 45’lik plağını yapıyor.

    bu arada 1970’leri hemen atlayamıyoruz tabii ki. 70’ler, hümeyra için öyle hemen geçilecek yıllar değil. 1970’lerin sonlarına doğru, 1977 senesinde ilk hümeyra albümü piyasaya sürülüyor. şöyle bir kapağa sahip olan bu albüm orhan veli kanık’ın anlatamıyorum şiirinden bestelenen bir şarkıyla birlikte, hümeyra’nın o güne kadar söylediği bazı şarkıları ve sadece o albüm için yapılmış şarkıları da barındırıyor. hem bir derleme, hem bir yeni müzik albümü mahiyetinde çıkartılan bir albümdür bu yönüyle baktığımız zaman.

    70’lerin bitmesiyle birlikte hümeyra’nın müzik sektöründeki üretimi de azalmaya başlıyor. 1977’de çıkarttığı “anlatamıyorum” albümünden sonra 7 yıl boyunca albüm yapmıyor. ardından 1984’ten 2000 yılına kadar sadece 6 albüm çıkartıyor. 1984 yılında çıkarttığı “benim şarkılarım” albümünün ilk versiyonu sadece 2222 adet üretiliyor. bu yönden koleksiyonerler için cidden nadide bir albüm. bulunması epey zor. 2010 yılında bu albüm tekrardan basılıyor ancak 1984 basımı halini bulmak isteyenlerin epeyce araması gereken bir albümdür bu benim şarkılarım albümü. kendisi, canım yanıyor ve ah neredesin isimli iki tane de müzik videosu çıkartmıştır.

    hümeyra’nın müzikal kariyeri tabii ki 2-3 paragraf ile geçilecek bir kariyer değil. kısa süre içerisinde çok fazla üretim yapıp, sonrasında da az ama öz üretim yapan bir sanatçı olarak maalesef 2000 yılından sonra müzik piyasasına pek elini sürmemiş birisi. bizler, şanssız dönemde olarak o’nu şu an dinleyemiyoruz. ne konserlerini, ne de yapacağı albümleri dinleyemiyoruz; maalesef hâlâ 70’lerde ve 80’lerde yaptığı albüm ve plaklarla idare ediyoruz.

    gelelim hümeyra’nın dizi ve film kariyerine. 1980 yılında çekilen talihli amele filmiyle beyaz perdeyle tanışan hümeyra, 40 yıllık sinema kariyerinde tam 17 film çekmiştir. filmografisinde; babam ve oğlum, sınav, dedemin insanları, güneşin oğlu, kırık bir aşk hikayesi ve devlerin ölümü gibi güzel filmler bulunmaktadır. kendisinin en fazla çalıştığı yönetmen çağan ırmak’tır. oynadığı 17 filmin 5 tanesinde yönetmen çağan ırmak’tır. murat meriç’in çektiği murat meriç'le plak dolabı programının hümeyra ile alakalı olan bölümünde bahsettiği “ıssız adam filmi tamamen bu albüm üzerine kurulu denilebilir. “ lafının sebebi de bu olabilir. o kadar uzun süre hümeyra ile çalışmanın sonucunda doğan bir hayranlık.

    hümeyra’nın oynadığı dizilerden bahsedecek olursak. hatırla sevgili, sıla, yalan dünya, muhteşem yüzyıl gibi çok izlenen, bilinen diziler olsa bile kendisinin bana göre en iyi işi avrupa yakası’dır. avrupa yakası ile ve hümeyra ile alakalı değerlendirmemi #101264192 numaralı entrymde yaptım. buraya bir daha aynı sözleri yazarak boşuna laf kalabalığı yapmaya gerek yok. denebilecek tek şey; iffet sütçüoğlu karakterini harikulade oynadığıdır. o rolü o kadar iyi yapmış, o deli ve çatlak kadını o kadar mükemmel canlandırmış ki hayran kalmamak elde değil. hâlâ o sinirlendiği sahnelerdeki önce sakin sakin konuşmasını ve ardından aniden patlayarak kızmasını büyük bir hayranlıkla izliyorum. yanılmıyorsam kendisi şu an aktif olarak kadın dizisinde rol alıyor.

    londra, amerika birleşik devletleri ve fransa gibi yerlerde yaşamış, hem müzikal hem de sinema olarak birçok ürün vermiş ve bunlarda başarılı olmuş birisidir kendisi. herhangi birisi müzikal hayatında başarılı olup sinemaya atlayınca ya da sinemada başarılı olup müziğe geçince bazen büyük hüsranlarla karşılaşabiliyor. sinema ve müzik gibi, duyusal ve görsel olarak bambaşka iki alana hitap eden iki farklı sanat dalında da iş yapmak ve ikisinde de başarılı olmak gerçekten kolay değil. kendisi sadece bir müzisyen ya da oyuncu değil, kendisi gerçek anlamda bir sanatçıdır. birkaç farklı ülkede yaşamış, avusturyalı mürebbiye tarafından büyütülmüş, hem avrupa’nın hem de amerika kıtasının kültürünü görmüş bir kadın. eminim oturup konuşsak, sohbet etsek ne denli faydalı şeyler anlatır bize, ne denli ufkumuzu açar.

    bunu dememin sebebi de aslında bir programa dayanıyor. kendisi 1989 yılında bbc türkçe'ye bir röportaj veriyor. röportajı buradan dinleyebilirsiniz. öncelikle konuşma, üslup, tavır, cümleleri akıcı ve düzenli kurma yetisi o kadar muazzam ki. şiir gibi konuşuyor kadın adeta. kendisine sorulan sorulara, ufaktan yapılan eleştiri ve taşlamalara bile o kadar saygılı, mantıklı ve makul cevaplar veriyor ki gerçekten kanlı bıçaklı kavgalısı olsan bile saygı duyarsın. kendisinin "lahmacun kültürü" diye tanımladığı kültürün de ne denli büyük bir toplumsal dejenerasyona yol açtığını bugün daha iyi görüyoruz. kendisi cidden çok iyi görmüş geleceği. maalesef arabesk müzik denen zırvalık yüzünden çoğu gerçek sanatçının satışları düştü. hümeyra'nın da dediği gibi cem karaca'nın, barış manço'nun alternatifi yok. saydığı isimler vefat etti gitti ve görüyoruz ki gerçekten böyle isimlerin alternatifi yokmuş. maalesef kendisinin bahsettiği "lahmacun kültürü", o güzelim türk müziği sanatını silip süpürmüştür. arabesk müzik denen saçmalık bir bomba gibi müziğimizin içine bırakılmış ve patlatılmıştır. zaten dikkat ederseniz 60'lar ve 70'lerden sonra da giderek düşen bir müzik kalitesi mevcuttur.

    murat meriç'in allianz motto müzik'in youtube kanalında yaptığı murat meriç'le plak dolabı programının hümeyra ile alakalı olan bölümünü izlemek için buraya bakabilirsiniz.

    kendisiyle alakalı kısa bir biyografi okumak için listelist'in hazırladığı biyografiye buradan bakabilirsiniz.

    discogs sitesinden, kendisinin tüm diskografisini incelemek için buraya bakabilirsiniz.
  • bir röportajında şunları anlatarak beni koparmıştır.

    * bugüne kadar çok kere evlendim. artık sayı vermiyorum. benim zamanımda öyle gel beraber yaşayalım yoktu ki! şimdi birini görüp "nasılsın" dediğimde, "taşındım, ben ahmet'te kalıyorum" diyor. ben ahmet'te kalamıyordum! kalmam için evlenmem gerekiyordu. tepemizde anamız, teyzemiz... ben bu işi belediyeye haber vermeden yapamıyorum. belediye başkanımız tüm ilişkilerimi bilsin istiyorum!

    * bir gün barda oturuyoruz. yakışıklıca bir genç var yanımda. sürekli sigaramı yakıyor. benim de ilgilenmeye niyetim yok. sıkıldım. turgut da bunu fark etti. birdenbire "evladım bakar mısınız!" dedi adama. "hanımefendiyle evlilik düşünüyor musunuz?" dedi. adam, tabii ki hayır" deyince, turgut "o zaman niye ikide bir sigarasını yakıp bir şeyler yapıyorsunuz? bu hanım belediyeye haber vermeden o işi yapmaz!" dedi. ondan sonra bu böyle kaldı. ondan ödünç aldım bu lafı yani...
  • kördüğüm adlı şarkıyı o kadar güzel seslendirmiştir ki sırf bu yüzden ;
    kendisine tüm toplu taşıma araçları ücretsiz yapılmalı , bütün cam kenarı koltuklar onun için ayrılmalı , menünün yanında ücret farkı olmaksızın büyük boy patates ve içecek verilmeli , telefon operatörleri tarafından her ay limit aşımsız internet tanımlanmalı , sözlükte on entry girip çaylak sırası beklemeden direkt olarak yazar yapılmalı,yurdun her bölgesinde kutlanmak ve ona şükranlarımızı sunmak üzere , senenin bir günü hümeyra günü ilan edilmeli...*
  • kendime bütün şarkılarından oluşan ve şarkıları tempolarına göre azalan biçimde sıraladığım bir playlist yaptım. haftada bir akşam evi karartıp bir de şiir kitabı seçip belki elimde bir kadeh şarapla, yanına bir iki çeşit peynirle, dinleyip kendime zihin rahatlatma seansı yapıyorum. hüzünlü şarkılar çoğunlukta ama sesi ve şarkılarının aranjesi zihnimi dinlendiriyor, bütün haftanın yükünü alıyor. elbette içimi biraz burkuyor ama olsun. bunu paylaştığım bir iki arkadaşım da beni sahte elitlikle, özentilikle falan suçladı ve ruhun daralmıyor mu gibi sığ sorular sordu. yahu arkadaşım bana iyi geliyor işte, kendime ayırdığım zamanın bir kısmını bu şekilde geçirmek beni deşarj ediyor; sen nasıl ki haftada bir veya birkaç kez halı saha yapıyor ya da anıra anıra söverek maç izleyerek deşarj oluyorsan ben de senden farklı olarak sessiz sakin kendi halimde insanca takılarak, kimseye gürültü rahatsızlığı vermeden enerji depoluyorum. hayattaki tek mana kendi keşfettikleriniz değil.

    teşekkürler hümeyra.

    edit: arkadaşlar çok fazla yeşillendirdiniz playlist linki için ama online bir platform kullanmıyorum. bir fırsat bulduğumda buraya sıralı şekilde yazabilirim ama şimdilik özür dilerim herkese tek tek cevap veremiyorum.
  • ''hümeyra / oyuncu: kadın ne yapacağını bilir, kendi kararını kendi verir. muhafazakarlar benim kanımca kadın karşıtı insanlar. döllenmeden dokuz aya kadar fetüsle kafayı bozmuşlar. amerikalı aktör george carlin’in bir lafı var, nedense hep doğmamışın peşindeler. yaşayan bebekler istiyorlar ki ölü askerlere çevirebilsinler.''

    http://t24.com.tr/haber/yazarlar/205210
  • cocukken edinilen izlenimler hep daha kalici olur derler ya, sanirim bu dogru. ona ilk kez kirik bir ask hikayesi'nde asik oldum. cocuk gozlerimde bir farklilikti, etrafimdaki kimseye benzemiyordu. kucuk bir kasabada gecen bu omer kavur filminde, kadir inanir'la yarim yamalak yasanan bir askin kadin kahramaniydi. bu kadar mesafeli durup, askini hissettirdigi icin, asaleti icin, beyaz giysileri icinde savrulan kizila kacmis saclari icin vuruldum biraz da. huznu tasiyisi alisilmadikti.

    sonra mine filminde turkan soray 'in arkadasiydi. burada yasak bir askin sahidi, yine toplumun genel ikiyuzlu alisilmis yargilarina boyun egmeyen bir kadindi ve bu yan rolde, hem de turkan soray'in yaninda parildiyordu.
    sonra sarkilarini kesfettim...yasim icabi ilk farkinda oldugum albumu tutkulardan intihar oldu. bu album humeyra'nin diger albumleri gibi sinirli sayida sevenine ulassa da, icinde yer alan birbirinden guzel sarkilarla ('tutkulardan intihar', buyu gibi, hic oldu mu, unuttum, caney (ki sonradan cok populer olmus bu turkuyu halka ilk duyuran kisilerdendir humeyra)) parliyordu album. sonra fark ettim ki, humeyra 70'lerde turk popunun en onemli ve en cok satan kadin sarkici ve bestecisiymis. sessiz gemi, guzelligin bes para etmez, yas otuz bes gibi sarkilarla hem unlu sairlerin siirlerini bestelemis, hem de bunlari zamanin ilerisinde duzenlemeler ve anlayisla halka sunmus.bundan sonra gelen benim sarkilarim ve özellikle yillar sonra albumleri (ki bu albumleri de piyasada yoktur ve yillar sonra'nin icinde yer alan ayni adli sarki(sezen aksu soyluyor'da sezen aksu yorumu vardir) olmak uzere bir cok guzel sarkiyi icermektedir. ve sonra yukarida bahsettigim 'tutkulardan intihar' 1990 yilinda gelir.
    bu surecte humeyra bir cok tiyatro oyununda ve televizyon dizisinda oynar. (genelde ferhan sensoy'la birlikte calisir). benim hayranligim muzisyenligini de kesfettikten sonra artmisken kendisine, tum hayranlari gibi ben de onu, hem sarkici, hem besteci, hem de oyuncu olarak daha butunluklu algilamaya baslarim.

    bu kadarla bitmez bu oyku tabii ki...artik ilk genclik bitmistir. kucuk bir sehirden, istanbul'a gelip, bu karmasada ayakta durmaya calisan bu ben, tam da buyudugunu hissetmeye baslarken beyhude albumunu cikarir humeyra. daha once zuhal olcay'in olaganustu kucuk bir oyku bu albumune de imza atmis olan vedat sakman ve mehmet teoman agirlikli olmak uzere yine kendi bestelerine de yer verir humeyra. belki diskografisinin en tamam gorunen albumu, onun muzisyenlikteki olgunluk cagini da yansitir. ben buyudugumu fark ederek zaten hayatimin en agir huznunu yasarken, bu album tuz biber olur yareye.

    son yillarda ada muzik'ten cikan humeyra toplamasi ile hasretim biraz diner gibi oluyor. bu albumde adi gecen albumlerde yer alan en guzel sarkilar birarda sunuluyor dinleyicilere.
    ve ben ogreniyorum ki humeyra aslinda grafik sanatcisi ve resim de yapiyor. eski plaklarinin kapaklarini da hep kendisi cizmis. (sezen aksu'nun sarki soylemek lazim albumunun kartonetindeki kirmizi sezen aksu resmi de humeyra'ya ait). bir donem sezen aksu humeyra'yla bir kaset hazirligi icinde diye duyup, heyecanlaniyoruz;arkasi gelmiyor. son gunlerde murathan mungan'in 'soz vermis sarkilar'daki donmek yorumu ne zaman bir album yapar acaba diye meraklandiriyor beni.

    son yillarda televizyon dizilerindeki basarisini gorup sasiranlara uzuluyorum, onu yeni kesfettikleri icin. su fani dunyada, bu kadar cok seyi yapip, bu kadar mesafeli ve guzel bir yerden bizi selamlayan bir kadina daha cocuk yasta gonlumu kaptirdigim icin kendime de pay cikariyorum. soylenecek o kadar cok soz var ki...onun guzel sesinden duymaya alistigimiz bir sarkisindan bir kac cumle soyle der:

    'dunya yalan dunyadir
    ustu alti riyadir
    ozu asli hayatin
    aska olan yolundur' (beyhude...)

    aska olan yollarin hepsinde bir kac iz birakmis olan, yasadigim duydugum her kirik ask hikayesinde o kahverengi sonbahar filmindeki yuzu aklima gelen, dunyada duyabilecegim en guzel sese ve guluse sahip, ressam, soz yazari, besteci ve oyuncu.

    edit:ben universite yillarinda okul dergimize roportaj yapmak icin onu ariyorum, bir amerikaliyla evlendigini, onun yanina amerika'ya gitmek uzere oldugunu soyluyor. icimden nereden cikti simdi bu amerikali diyorum...allahtan geri geliyor. sonra cihangir'de besinci kat'ta karsilasiyoruz ben mahcup mahcup yere bakiyorum, ne yapacagimi bilemeden...o ise nereden bilsin yanimdan gecip gidiyor:)bu entry asla yapamadigim o roportajin anisina ve ona olan sevgime binaen humeyra'ya adanmistir.
  • gülse birsel'in ''ben eleştirilebilirim, amerikanyalarda yetiştim çoğu şeyi aştım '' havalarının ardından kadrodan çıkarılan bir başka oyuncudur. gülse bunu hep yapıyor. gerçekten çok rahat gibi görünüp aslında kontrol manyağı olduğunu ve müthiş kin tuttuğunu düşünüyorum.
  • aslında hiç de kendini saklamayan kadın. o hep ordaydı.. plakları, şarkıları.. ta ki hazır yemeyi seven bizlere televizyon onu ne zaman sundu, biz onu o zaman keşfettik..

    vakti zamaniyle fikret hakan'la evli olduklarında başından geçen hadise gerçekten çok üzücüdür. bir dost toplantısında kütüphanede başka bir erkekle kitaplara bakarken onlar gören fikret hakan, kıskançlık krizine tutularak hümeyra'nın suratının orta yerine okkalı bir yumruk vurur ve onu orada öylece bırakır. hümeyra'nın burnu kırılmıştır. kanlar içerisinde yatarken zar zor telefona ulaşır ve öztürk serengil'i arar. serengil geldiğinde onu kanlar içinde baygın bulur ve hastaneye yetiştirir... gerçekten de üzücüdür. fikret hakan'dan nefret etme sebebimdir..
  • avrupa yakası'nın bu akşamki bölümünde kızı aslı'ya yemek tarifini neden vermediğini anlatırken dizinin o ana kadarki en başarılı oyunculuk performansını gösteren süper yetenekli oyuncu&şarkıcı.
  • anne beni neden gec dogurdun? kacirdigim o kadar güzellik var ki... ya da ucundan yetismeye calistigim.
    bogazimda koca bir dügümle izledigim kirik bir ask hikayesiyle vuruldum bu hanimefendiye. daha sortlu, dizleri yara bere icinde cocuktum. kizlar düsmanim, bisikletim ve kan kardesim "kubilik" hayatimin en önemli sahsiyetleriydi.
    neler döndügünü pek cakmasam da taaa o zamanlardan anlamisim hanimefendinin farkliligini.
    hanimefendiden baska bir ünvan bulamiyorum bu kadini nitelemek icin. asalet sonradan etiket gibi yapistirilamiyor insanin üstüne, ne kadar zorlarsan zorla, geciyor yapiskani bir zaman sonra..
    simdi ben yirmili yaslarin sonlarina gelirken, bilmem o kac yasinda?
    arada gec kalinmis bir kusak, suclusu ne o ne ben...