şükela:  tümü | bugün
  • geçen hafta baro başkanlarının ankara’ya alınmaması üzerine yaşananlardan sonra malumun ilamıdır. 27 saat boyunca güneşin, yağmurun, çamurun içinde bekletilip yumruklanan baro başkanları meslek örgütlerine ve cumhuriyet’e sahip çıkmak için gazete ilanı vermek istiyorlar. ancak hürriyet gazetesi yayımlayamayacağını söyleyip baro başkanlarını reddediyor. hürriyet’in gözünün yemediği metni aşağıya yazıyorum. yazıyorum ki, neyi söylemekten korktukları bir kez daha çıksın ortaya.

    cumhuriyetten ve birbirimizden başka hiç kimsemiz yok

    bu metin; bu ülke üzerinde yaşayan, hukuk devletine ve insan onuruna inanan her vatandaşa tarihi bir çağrıdır.

    yaşımıza, güneşe, yağmura ve virüse rağmen ülkemizin dört bir yanından ankara’ya yürümemizin ve başkentimizin girişinde tarafımıza uygulanan insanlık dışı muameleye rağmen direnmemizin ve kararlı duruşumuzun nedeni;

    baroların seçim sistemlerinin değiştirilmesi adı altında parçalanma, niteliksizleştirme ve susturulma tehdidine karşı bir tepki ama aslında bu tehdidin vatandaşın sesinin kesilmesi, temel hak ve özgürlüklerinin sınırlandırılması karşısında savunmasız bırakılması anlamına gelmesinedir.

    baroların bölünmesi, parçalanması, bağımsız savunma yerine siyasete ya da başka ortaklaşmalara dayalı sesi kısık cübbesi düğmeli topluluklar yaratmaktır.

    cumhuriyet’in son kaleleri olan barolar da “çoklu baro” kisvesi altında yıkıldığında, bu ülke üzerinde yaşayan ve adalete ihtiyaç duyan istisnası olmadan herkes artık sessiz ve kimsesiz kalacaktır.

    bizler, aşağıda isimleri yazılı barolar olarak, meslek değerlerimizden vazgeçmeyeceğimizi; meslek örgütümüzün içi boş, sesi kısık, cübbesi düğmeli topluluklara indirgenmesine izin vermeyeceğimizi tarih önünde tüm türkiye’ye saygı ve büyük bir kararlılıkla arz eder, tüm vatandaşlarımızı seslerinin kısılmasını amaçlayan her türlü tahakküme birlikte karşı çıkmaya davet ederiz.

    —-

    şimdi hürriyet gazetesinin ağa babaları, plazalarında yerleşik midesi ağzına kadar dolu basın sözcüleri, gazetecileri, stajyerleri artık kim varsa aynaya iyi baksınlar. zira olar, günün birinde - hani olmaz da- kendilerinin gazeteci olduklarını iddia ederlerse önce oyun kartı kadar değeri kalmamış gazetelerini basmak için kestikleri ağaçlardan özür dileyecekler.
  • yayımlasa idi haber değeri olurdu.
  • bu ilanı yayımlamak ve bir kulaklarını kesmek arasında kalsalar, bir sıkıntı yaşamamak için iki kulak artı parmak falan keserler 12 saniye içinde.
  • babası fırçayı yediğinde zırıl zırıl ağlamıştı, kendisi de biliyor ki telefon edilecek fırça yiyecek, o da babası gibi zırıl zırıl ağlayacak. o yüzden almamıştır, paran mı var derdin var.
  • baroların direnişi neden sadece baroların direnişi değildir sorusunun cevabı medya sansürüdür bu durum.

    2002'den 2007'ye kadar akp'ye oy vermeyerek sorumlu muhalif sayılabilirken 2007 referandumunda sorumluluk sahibi olmak gerekti. 2010 referandumunda ise sadece sorumluluk sahibi olabilmek değil neyin karşısında durduğumuzun net olması gerekti. süreç tam da onların belirlediği gibi "bitaraf olaf bertaraf olur" noktasına ta 2010'da geldi aslında. 2013'te onlarca genci sokak ortasında gözümüzün içine baka baka öldürdüler, sadece akp karşıtı olmak yetmedi 2014 yerel seçimlerinde muhalif olmaya. anneler gününde evladını kaybetmiş anneyi annelere yuhalatan bir dönüşümden bahsediyoruz. 2014'te ylys seçmesinde tam da "kadınla erkeğin eşitliği fıtrata ters" söyleminden bir hafta sonraya denk gelmişti "feminist misin?" sorusuna "evet" cevabı vermem. alanımızı daraltıyorlar, alanımıza sahip çıkmak için geldiğimiz nokta "parasıyla değil mi ya!" noktasından "nefes alabilecek miyiz acaba parasıyla" noktasına geldi.

    bu ülkede her şey politiktir, bir gazete ilanı, trene binip bir yerden bir yere güvenle gidebilmek, pandemi diye adlandırılan bir hastalık için test bile yaptırmak, kız kardeşinin mezarı başında ağlamak, 22 yaşında "müşterisi" tarafından öldürülen trans kadının adını anmak da politiktir. baroların direnişinde ben barodan değilim ki demek bu yüzden "onlardan" olmaktır.

    300 kadro açılan vergi müfettişliğinde 187. olup da hala atanamamış olmanın hesabını birileri sorabilmeye devam etsin, açtığınız taciz davasında tacizcinin kendisi değil de sizin avukatınız sorgulanmasın diye buna ses yükseltmek gerekiyor. yarın çok geç olacak bu yüzden şimdi bir yerden ses olmak gerekiyor.

    antalya'da bir yayla köyünden kimsesi olmadan çıkıp da bugün bakan olanlar cumhuriyet sayesinde oldu. kimsesi olmayanların her şeyi cumhuriyettir. barolar kimsesi olmayanlara bunu hatırlatmak için günlerdir didiniyor.

    ses olmak lazım, bizim cumhuriyete birbirimize olduğu kadar ihtiyacımız var.
  • hürriyet çok uzun bir zamandır “bizim” gazetemiz değil zaten. çölaşan’ın, coşkun’un yollandığı zamanlardan başlayıp demirören’e satıldığı dönemle zirveye ulaştırdığı bir başkalaşım yaşadı. dolayısıyla şaşırtmamıştır.

    ama bizler ölmedik daha ve hürriyet’in 100 kişiye duyuracağı açıklamayı 1000 kişiye duyuracak potansiyele sahibiz.

    herkesin okuması ve paylaşması gereken ilandır. işin artık şakasının kalmadığını anlamak için ne olması gerekiyor?