şükela:  tümü | bugün
  • dede miz..zekası ve soğukkanlılığı ile 3e 3 saçmalığında asılan ama susturulamaynların beyni..
  • 6 mayis 1972 de idam edilen devrim sehidi.
    1949'da kayseri'nin sarız ilçesine bağlı bozhüyük köyünde doğdu. ilk ve orta okulu sarız'da, liseyi kayseri'de okudu. 1966'da odtü idari bilimler bölümü'ne kayıt oldu. sosyalist fikir klubü(sfk) ve bu derneğin bağlı olduğu dev-genç'e üye oldu. bu arada tip'e de katılarak, bu partinin etkinliklerinde yer aldı. aynı dönemde, gerek istanbul ve ankara, gerek izmir ve diğer yörelerde anti-emperyalist eylemlere katıldı; abd 6.filo'suna yönelik eylem ve mitinglerin içinde bulundu. toprak işgalleri, kırsal yörelerdeki etkinlikler vb. etkinliklere katıldı. 1966-67 öğretim yılında, gerçekleşen odtü hazırlık boykotunun örgütlenmesine önderlik etti. hüseyin inan, 1968'de, tip ve daha sonra mdd içindeki ayrılıklarda, giderek belirginleşen gizli ve dar örgüt fikri doğrultusunda çekirdek bir grup oluşturup, kır gerillası yoluyla anti-emperyalist mücadele verme düşüncesini geliştirmeye çalıştı. ankara, özellikle odtü kökenli olan ve temelini inan'ın attığı grup, daha sonra thko'nun çekirdek kadrosunu oluşturacaktı. aynı yıl idari bilimler fakültesi'nden çıkarılan hüseyin inan, odtü yurtlarında kalmaya devam etti. 14 ekim 1969'da, grubun önemli bir kesimiyle birlikte suriye üzerinden ürdün'e, filistin kurtuluş örgütü(fkö)'nün asıl gücünü oluşturan el fetih kamplarına gitti. burada fkö'nün yanında israil'e karşı savaştı. israil içlerindeki karakol baskınlarında bizzat yer aldı. şubat 1970'de türkiye'ye geri döndüğünde, diyarbakır-antep yolunda bir otobüste yakalandı. diyarbakırda devam eden yargılama sonunda, ekim 1970'de tahliye oldu.
    hüseyin inan ankara'ya döndüğünde kafasındaki kır gerillası fikri iyice berraklaşmıştı. benzeri düşünceler taşıyan ve aynı eylem çizgisini benimseyen, başlarında deniz gezmiş'in yer aldığı istanbul grubuyla biraraya gelerek thko'yu kurdu. inan, kitle hareketleri içinde hemen hiç tanınmayan biri olmakla birlikte, örgütleyici niteliği, insanlarla ilişki kurma becerisi ve kararlılığıyla grup içinde sivrilmişti. deniz gezmiş, sinan cemgil ve cihan alptekin'in de yer aldığı thko'nun tartışmasız lideri haline geldi. daha sonra, yaygınlaşan silahlı eylemlere önderlik etmekle kalmadı, bütün eylemlerin bizzat içerisinde oldu. 29 aralık 1970'de, dev-genç üyelerinden ilker mansuroğlu'nun öldürülmesi üzerine, thko'nun örgüt olarak kendini ortaya koyduğu kavaklıdere polis karakolu'nun kurşunlanması, 1 ocak 1971'de türkiye iş bankası emek şubesi soygunu, amerikan askeri tesislerinin basılarak bir amerikalının kaçırılması ve daha sonra dört amerikalının kaçırılması eylemlerinde gösterdiği gözüpek tavrı ve kararlılığıyla thko'nun varlığında büyük etken oldu.
    24 mart 1971'de kayseri'nin pınarbaşı ilçesinde yakalanarak, deniz gezmiş ve yusuf arslan'la ankara 1. nolu sıkıyönetim askeri mahkemesi tarafından 9 kasım 1971'de idama mahkum oldu. idamların önlenmesi için gerek meclis'te, gerek kamuoyunda ve gerekse örgüt arkadaşları tarafından çeşitli girişimlerde bulunulmasına rağmen yusuf arslan ve deniz gezmiş'le birlikte 6 mayıs 1972'de idam edildi.
  • eylemlerde deniz gezmis gibi on planda bulunmamakla birlikte davanin beyni oldugu dusunulen fikir adami.
  • idam sırasını bekleyen hüseyin inan son bir sözü olup olmadığını belirten görevliye donuk bir şekilde bakar. ayağındaki ayakkabıları işaret eder. ve ağzından şu sözler dökülür.

    "babam yarın ayağımdaki bu lastik ayakkabıları görünce, oğlumun doğru dürüst bir ayakkabısı bile yokmuş diye üzülecek. ayakkabımı bile giyemeden beni apar topar buraya getirdiler. babama söyleyin, ayakkabım yoktur diye üzülmesin. onlara hediyem olsun."

    darağacı kurulur. zavallı cellat onu astığını sanır. film kopar. ama bitmez!
  • idama goturulurken son istegi ise;
    "-babama, ayaklarimda lastik ayakkabi var" deyin olmustur.. halbuki yalinayaktir.

    aslinda asil hedef huseyin'dir. arkasindaki guc deniz ve yusuf'a oranla devlet nazarinda daha endise vericidir.. hem kurt, hemde alevi yaninin olmasi, silahli mucadeleyi daga cikarak surdurme fikri ondan cikmistir.
  • haksız yere ipe götürülen insan.o dönem düşünceleri fikirleri ve anlayışıyla kendisine dede diye hitap edilen nadir şahsiyet.onun fikirleri yine o dönem hep öndeydi."dağda silahlı mücadele fikri ondan çıkmıştır.
  • mustafa inan'ın oğlu.
  • odtu stadyumundaki devrim yazisinı yazan dört öğrenciden biriydi.

    (bkz: thko)
  • dayısının evinde mehmet nakipoglu ile uyurken, aile meclisi toplanmıs babaya anneye telefon acılmıs ve teslim edildigi taktirde cezasının hafifleyecegi inancıyla polise haber verne kararı alınmıstır. hiçbir şeyden haberi olmayan huseyin inan uyandıgı zaman butun akrabaları evin içindedir ve polis evin her tarafını sarmıstır. evin içindeki akrabalarının aglamalarına teslim ol yoksa vuracaklar sizi demelerine ragmen kaçmak istemişyine de bir akraba kadının " beni çigne öyle gec.."feryadına dayanamayarak teslim olmustur. bir aile devlet tarafından böyle kandırılmıs işte... teslim olursa sucu hafifler denmiş , huseyinin teslim edilmesini saglamıs sonra huseyini de yakaladık diye gururlanmıs ve hafifleyen ceza idam cezası olmus.....huseyin'in bir sure ailesine kırgın kalması, kaçıp belki de kurtulma sansı varken pis sırıtıslar karsısında ölüme gitmesi de cabası...
  • ben olur olmadık zamanda bu çocuğu düşünürüm. o kısa sürelik hayatında yaptıklarından, yaşadıklarından çok, asılmadan önce yazmış olduğu son mektubu, ve boynu yağlı ilmiğe geçirildiği zaman söylediği son sözleri aklıma düştükçe içime de bir kor düşer. mektubunda, diğer arkadaşları gibi toplumsal-siyasal mesajlar vermek yerine, o sadece ailesini teselli etmeyi tercih eder. sanki biraz sonra nefes alamıyor olacağını kendine dert ediyor değil de, ailesinin bu durumuna üzüleceğine elemleniyor daha çok...

    ama mektubun onları teselliye yetmeyeceğini anlamış olacak ki bu çabasını darağacındayken de sürdürüyor. babasına, ayağında lastik ayakkabılar olduğunu söylemelerini istemesi de bu yüzden. tabureye çıkmadan önce avukatlarına dönüp söylediği sözler; "hadi eyvallah, şekibe ablaya selam". mektup satırlarındaki metanetini ölümüne az bir zaman kalmışken dahi sürdürüyor. benim anlamakta çok zorlandığım bir halet-i ruhiye. ne de olsa özal çocuğuyum, onun sahip olduğu maneviyatın, çeyreğinin bende yaşam alanı bulamamış olması bu noktada anlaşılır. ama o bu yönleriyle kendi çağının ve arkadaşlarının bile çok çok ötesinde. bir nazım hikmet ateşliliği yanında, bir şevket süreyya aydemir gibi. hatta victor hugo'nun romantizminin karşısında, kendisini biraz olsun anlayanın yüzüne bir tokat gibi inen katı bir tolstoy gerçekçiliği. bu toplumsal bir gerçekçilikten öte (hatta onun yanında), insanî bir gerçekçiliği içine alıyor. yani bu tutumunda, dostoyevski'nin insanlarına dair de motifler var. tolstoy'un toplumsal gerçekçiliği yanında, dostoyevski'nin beşeri gerçekçiliği; hüseyin inan'ın hamurunu teşkil eden iki unsur.

    onbinlerce yıllık insanlık tarihini hüseyin'in yüzünden okumanız mümkün. simasına dikkatli bakın, ve ölmeden önceki son arzusunu* düşünün, yeter.