şükela:  tümü | bugün soru sor
  • kimileri onun çün, "günlük yaşama ayna tutan yazar" sıfatını kullanmıştır. ilginç bir anektod olarak ahmet mithat efendi ile ilk karşılaşışlarını hatırlayabiliriz. netekim ahmet mithat efendi, ilk karşılaştığında “bu romanı sen yazmış olamazsın” diye azarladığı hüseyin rahmi’yi sonraları çok sever ve her konuda tam destek verir.

    kimi yazarların onun hakkındaki yorumları ise şöyledir: "okuduğunuz ister öyküsü, ister romanı, ister yazıları olsun, hüseyin rahmi’nin 20. yüzyılın başlarında yazdığı her satır, 21. yüzyılın başında da o kadar içimizde, o kadar “gerçek” ki!.. dönemin romancılarının ister “taklit” ister “öykünme” deyin batı’ya yönelen tarzına karşın, o her yönüyle “yerli” kaldı çünkü. istanbul’un bütün semtleri, hanımefendileri, yoksulları, dilencileri, gayri meşru çocukları, öksüzleri, mürebbiyeleri, polisleri, yazarları, şairleri, sporcuları, mirasyedileri, içgüveyleri, yobazları, gayrimüslimleri, hanımefendileri, fettanları vs.. halkın içindeki, yaşamın içindeki tipleriyle toplumun her kesimini başarıyla yansıtır ve hicveder çünkü.
    gözlem yeteneği, yaşlı kadınların dünyasında geçen çocukluğunun da etkisiyle, özellikle yaşlı kadınları çok iyi resmeder hüseyin rahmi." ardından şöyle de eklerler: "hüseyin rahmi’yi, hüseyin rahmi yapan “gerçekçiliği” ve “doğallığı”nı besleyen ana unsur, yeni bir yüzyılın başında toplumun yaşadığı büyük değişimin yarattığı çelişkileri görebilmesi, bu çelişkilerin halktaki yansımalarını hissedebilmesiydi. toplumdaki eşitsizlikler, kadın-erkek ilişkileri, boş inanış ve hurafeler, toplum dışına itilmiş karakterler, onun sanatinin belirleyici konularını oluşturdu.
    sanat yaşamını çağdaşlaşma yolunda bir araç olarak gören hüseyin rahmi, bu çelişkiler içinde yeşertilen; yobazlığın, gericiliğin, üçkâğıtçılığın, sömürücülüğün karşısına öyküsü, romanı ve yazılarıyla çıktı ve değişim sürecindeki bir ülkede, tıpkı amaçladığı gibi, kolay okunan onlarca eser verdi."

    kimileri onun eserlerinde var olan üç temel görüşten bahseder. şöyle ki; eserlerinde işlediği konulara bakıldığında, olay örgülerinin üç temel görüş etrafında oluşturulduğu hemen fark edilecektir. bunlardan birincisi, “kadın-erkek eşitliği ya da eşitsizliği” konusundaki görüşleridir. bu konu kimi zaman kadının da erkekle aynı haklara sahip olması gerekliliğini vurgular tarzdadır, kimi zaman da, evlilik kurumunu sorgular tarzdadır. ikinci görüşü ise, “toplumsal adalet” ile ilgilidir. özellikle ekonomik anlamda insanlar arasındaki farklılık ve bu farklılıkların giderilmesi hakkında ilginç görüşlere sahiptir. öyle ki, kahramanlarından birine, “tefecilik yapan babasından para çalmasının” meşruluğunu söyletir. ayrıca, fakirin emeği üzerinden kazanıldığı için “zengin”in malını çalan kişinin suçlu olmadığını bile düşünür, eserlerindeki kahramanları aracılığıyla.
    hüseyin rahmi’nin üçüncü temel görüşü ise, “boş inançlar, halkın cahillikten kaynaklanan değer yargıları” ile ilgilidir. eserlerinde çoğunlukla hiciv malzemesi olarak da bu görüşünü kullanır. bütün bunların alternatifi olarak da “bilgi”yi kullanır.

    batılılaşmayı “dejenere olma” olarak anlayan dönemin züppeleri (şık, mürebbiye, metres, kaderin cilvesi romanlarında olduğu gibi); hurafeler içinde boğulanları (kuyruklu yıldız altında bir izdivaç, gulyabani, cadı, efsuncu baba, mezarından kalkan şehit, muhabbet tılsımı); dönemin yarattığı sözde filozofları (deli filozof, insanlar önce maymun mu idi?) irdelediği, hicvettiği romanları, bir dönem eleştirisidir aynı zamanda. günlük yaşamın içindeki zoraki, mutsuz evlilikleri ve fuhuşu da birçok romanına (mutallâkâ, tebbessüm-ü elem, muadele-i sevda, sevda peşinde, cehennemlik, kokotlar mektebi, hayattan sayfalar) konu eden hüseyin rahmi, hayati boyunca hiç evlenmemesine karşın evliliğe dair de pek çok şey söyleyebilmiştir.
    yoksullar, toplum dışına itilenler (iffet, nimetşinas, hakka sığındık); ruhsal sorun yaşayanlar (ben deli miyim, utanmaz adam), intiharı düşünenler (ölüm bir kurtuluş mudur?) de hüseyin rahmi’nin hiciv dolu eserlerinde yerlerini aldılar.

    öykülerinin romanlarından daha farklı olduğunu iddia edenler oldu;
    hüseyin rahmi, tüm bu konuları ele alırken, doğalcılara özgü bir gerçekçilikten kopmadı ve bazen de bir “öğretmen edası” ile halkı aydınlatmaya çalıştı. romancı yönü ağır basan hüseyin rahmi, ayrıca öykü, oyun, makale gibi türlerde de eserler verdi. gönül ticareti, melek sanmıştım şeytanı, iki hödüğün seyahati, meyhanede kadınlar adlı kitaplarda topladığı öyküleri de romanlarında olduğu gibi toplumsal yergi içermekle birlikte, kullandığı dil daha yalın ve basit oldu.

    heyhat.. amcamız sinema perdelerini dahi karartmış. dünyası sırf istanbul'muş diyenlere yeni bir bakış açısı sağlamak açısından olayı irdeliyoruz...
    hüseyin rahmi’nin “mürebbiye” adlı romanı 1919 yılında sinemaya uyarlanarak, türk sinemasının üçüncü konulu filmi oldu. fransız bir mürebbiyenin “ahlaksızlıkları”nı anlatan film, işgal altındaki istanbul’da “fransızları aşağıladığı, küçük düşürdüğü” şeklinde yorumlandığı için büyük bir coşkuyla izlendi. ve kısa süre sonra gösterilmesi yasaklandı.

    onu eleştirenlere yanıtı şöyle olmuştur amcamızın:
    üslubu sıkça eleştiri konusu yapıldı hüseyin rahmi’nin. “teknik yetkinliği olmaması”, “estetik yoksunluğu”, “araya girip düşüncelerini aktarması”, “kurgusal yetersizlik” gibi dönemin yazar ve eleştirmenlerin yoğun eleştirilerine maruz kaldı. “cadı çarpıyor” ve “şakavet-i edebiye” (yazın eşkıyalığı) adlı kitaplarında tüm bu eleştirilere yanıt veren hüseyin rahmi, yazdıklarını ısrarla ve kararlıca savunmaktan geri durmadı.
    yapılan eleştirilerin haklılığı, haksızlığı bir yana, yanıtı hüseyin rahmi gürpınar’ın kaleminden, yazar-eleştirmen şahabettin süleyman’ın “üslupsuzluk” suçlamasına “cadı çarpıyor” adlı tartışma kitabında verdiği yanıttan aktaralım:
    “karşınızda yükselmek özlemiyle ellerini bize uzatmış milyonlarla halk var. bir milletin genel kültürü, birkaç estetik hocasının araştırmalarının sonuçlarıyla ölçülemez. halk için edebiyat olmazmış... ne saçmalık! halk bilgisizlik içinde boğulsun, koca bir millet yok olmaya mahkûm olsun, biz karşısında seyrine bakalım, öyle mi?
    siz edebiyatı kendi aranızda geçerli bir kalıp paraya, yalnız seçkinlere özgü bir şifreye çevirmek istiyorsunuz.”
  • komik oyku ve romanlariyla bir doneme imzasini atmis huseyin rahmi gurpinar buyukannesiyle buyudugunu ve kitaplarindaki ayrintili yasli kadin tasvirlerinin kaynaginin bu oldugunu soylemis. dirdirci, dedikoducu, merakli, hastalikli yasli kadin tiplemelerini en iyi betimleyen yazarlardandir.
  • ne zaman biri kedilerin nankörlüğünden bahsetse, aklıma hüseyin rahmi'nin cenazesini takip eden kedisi geliyor. herhalde ben de öldüğümde son sözüm "kedilerimi iyi doyurunuz" olurdu.
  • "insanlar yüksek mevkilerden düştükleri zaman kuvvetlerini kaybettikleri için değil, dalkavuklarından ayrıldıkları için müteessir olurlar." demiş büyüğümüz.
  • okuyucuyu güldüren bi amcadır, her ne kadar yazdıkları istanbul ile sınırlı kalsa da -belki de ülkesi istanbul'dur- eğlendirir, okutur kendini. şive kullanımı ve romanlarında aralara kendini de sıkıştırması ünlüdür. gulyabani, kuyruklu yildiz altinda bir izdivac, gibi kitaplarıyla hemen hatırlayabiliriz. heybeliada'da yaşamıştır ve heybeliada mezarlığı'na gömülmüştür.
  • heybeliada'yla özdeşleşmiş isimlerden biridir. hatta heybeliada'da hüseyin rahmi gürpınar lisesi de mevcuttur. baş harflerinden dolayı (hrgl), bu güzide eğitim yuvasına da, mezunlarına da hergele denir. ünlü romancımızın ismini taşıyan okul bir dönem üniversite sınav başarısında istanbul'un en kötü okulu seçilmiştir, mezun olduğum yerdir aynı zamanda. acaba hüseyin rahmi'nin kemikleri sızlamış mıdır? bu değerli şahsın mezarı da heybeliada mezarlığı'nın hemen girişinde, ahmet rasim'in mezarının çok yakınındadır.
  • annesi ayşe sıdıka hanım, hüseyin rahmi 4,5 yaşındayken veremden ölmüş, o da babası mehmed said paşa'nın yanına girit'e gitmiştir. evhamlı hayatını yazsa idi rahmetli pek ilginç olurdu. ahmet mithat efendi'nin, kızını hüseyin rahmi ile evlendirmek istediğini ama üstadın kibarca kabul etmediği de kayıtlara geçmiş bir vakadır.
  • absürd komedinin alasını yapan yazar. romanlarında, her ciddi olayın arkasında bir muziplik, her komik olayın arkasında da bir ciddiyet bulursunuz. şu an yaşasaydı başarılı ve edebi yönü ağır basan bir mizah ustası olurdu. zekice çizilmiş karikatürlere imza atardı. hatta leyla ile mecnun'un senaryo ekibine dahil olurdu.
    gulyabani romanıyla zaten gülmekten gözleriniz yaşarıyor. gözlerinizin yaşını siliyor, bir yandan da kör inançlarla korkutulan ve psikolojik şiddete maruz kalan o zavallı teyzeciklere üzülüyorsunuz.
    küçüklüğümüzden beri bize anlatıla gelen öcü korkutmacası ve insanların bu kavramı sorgulayacak cesareti gösteremeyip delilik bataklığında yüzüyor olması ancak bu kadar güzel ve eğlenceli bir şekilde işlenebilirdi.
    ister gulyabani'nin muhsine'si, ister kuyruklu yıldız altında bir izdivaç'ın lütfiye'si olsun, hüseyin rahmi, karmaşık ve derinlik sahibi kadın karakter yaratmada oldukça başarılı.
    bu kadınlar genelde zamane kızlarının koftiliğinden epey uzak olur. düşünen, sorgulayan, özgüven sahibi kızlardır bunlar. muhsine, tüm o hengamenin içinde sağlam kalabilmiş cesur bir kadındır. lütfiye ise hem hafif oynak hem de delikanlı kızdır. kafasına estiği an damdan dama atlar. çılgın gibi bisiklet sürer. ayrıca iyi bir okur-yazar ve feministtir. yok allıkmış yok mücevhermiş, bezi yoktur o taraklarda.
  • en büyük hobisi dantel işlemek ve yemek yapmakmış. öyle ki, adalı kadınlar hüseyin rahmi'den örnek almaya gelirlermiş. adadaki köşkünde, kendi yaptığı danteller sergileniyormuş.

    aşk filmlerinden nefret edermiş. bir dostunun zoruyla gittiği aşk filminden çıkarken "bu yaşta aşkın filmi bile çekilmiyor" demiş.

    annesini çok küçük yaşta veremden kaybetmiş. okul yıllarında kendisi de verem olmuş. rahatsızlığı yüzünden heybeliada'ya göndermişler. kalış o kalış. hayatını yine verem yüzünden kaybetmiş.

    günde 5 kere kıyafet değiştirir (egale etti beni), kimsenin evinde yatıya kalmaz, yemeğe bir yerlere gidiyorsa kendi yemeğini yapar ve götürür, biriyle tokalaşacaksa eldivenlerini takar ve kapı kollarını mendil ile tutar, açarmış. bu derece titizmiş.

    kaynak : öteki gündem
  • yazar,piyano ve ut çalmayı kendi başına öğrenmiş.ölmeden önce son sözü: ''kedilerimi iyi doyurunuz!'' olmuş.