şükela:  tümü | bugün
  • ''hay'' ve ''hû'' diye seslenenlerden, belki bu yüzden gizli kalmış söyleyen dil. belki bu sebeple çağlayan gönül nihân edilip, ''meçhûl'' denmiş sıfâtına, beste-i kadîm oluvermiş.

    ötelerden, yaylalardan, engin dağlardan gelen o yanık sese hayli âşinâyız. hüseynî... gönül depreştiren, kalp ağrıtan hüseynî. bu kez pîr'in hasretiyle beste olup düşmüş gönüllere hüseynî. akla vedâ edenleri kendine ''gel!'' diyerek çağıran hüseynî...

    birinci selâm

    1.âteş ne-zened der dil-i mâ illâ hû
    kûteh ne-küned menzil-i mâ illâ hû
    ger âlemiyan cümle tabîban bâşed
    hallî ne-küned müşkil-i mâ illâ hû

    [bizim gönlümüzü tutuşturan odur (hû’dur) ancak. yolumuzu kısaltan odur ancak. bütün insanlar hekim olsa, (yine de) derdimize deva olan odur ancak.]

    2.(ger) sebzeî râ nî me-râ gül-berg-i ter(î)
    şâdmânem ki resed ender murâd-ı hoş
    (velî ey çâreî ender murâd yâr-i men)

    [benim taze gül yaprağım, muradımca gelir diye sevinçliyim. ?]

    3.imrûz semâast semâast semâ‘
    nûrest şuâast şuâast şuâ‘
    in aşk metâast metâast metâ‘
    ez akl vedâast vedâast vedâ‘

    [bugün semâ var, semâ var, semâ; nur var, ışık var, ışık var, ışık. bu aşk metâdır, metâdır, metâ; akla vedâdır, vedâdır, vedâ.]

    4.ey bî-vefâ yâr in-çünin bî-rahm ü sengin-dil me-bâş
    ey derdmendân-ı tüîm ez hâl-i mâ gâfil me-bâş

    [ey vefasız sevgili, böyle merhametsiz ve taş kalpli olma! senin derdini çekiyoruz, hâlimizden gâfil olma!]

    5.der çemen üftâd nâle-i bülbül
    tâ tü der âyî der hayme-i gül

    [çimenlikte, “gül çadırına gir” diye (bir) bülbül nağmesi geldi.]

    ikinci selâm

    1.sultân-ı menî sultân-ı menî
    ender-i dil ü can îmân-ı menî

    der men bi-demî men zinde şevem
    yek can çi şeved sad cân-ı menî

    [sultânımsın, sultânımsın; cânımda, gönlümde imânımsın. bana üflersen ben dirilirim. bir cân da nedir? yüz cânımsın.]

    2.ey âşıkan ey âşıkan men hâk râ gevher künem
    ey mutriban ey mutriban deff-i şümâ pür-zer künem

    [ey âşıklar, ey âşıklar, ben toprağı mücevher yaparım; ey mutripler ey mutripler, definizi altınla doldururum.]

    üçüncü selâm

    1.ey şehd-nûşîn-i lebet pâk ez heme âlûdegî
    bin’şin ki tâ bâz îsted çeşmem zi hun-pâlûdegî

    [ey (sevgili)! dudağının tatlı balı, bulanıklıktan tamamen arınmıştır. (karşımda) otur ki gözüm kana boyanmaktan kurtulsun.]

    2.ey ki hezâr âferin bu nice sultân olur
    kulu olan kişiler hüsrev ü hâkân olur

    her ki bugün veled’e inanuben yüz süre
    yoksul ise bay olur bay ise sultân olur

    [binlerce tebrikler! bu nasıl bir sultandır ki hizmetçisi olanlar, padişah olur. bugün her kim (sultan) veled'e inanıp yüz sürerse, fakir ise bey olur, bey ise sultan olur.]

    3.ey kavm be hac refte kücâyîd kücâyîd
    dil-dâr hemin câst bi-yâyîd bi-yâyîd

    [ey hacca giden topluluk! nerdesiniz, nerdesiniz? sevgili burada, gelin gelin!]

    4.âşık ki tevâzu‘ ne-nümâyed çi küned
    şebhâ ber-i kûy-i tü ne-yâyed çi küned
    ger bûse dihed zülf-i tü-râ tîre me-şev
    dîvâne ki zencîr ne-hâyed çi küned

    [aşık tevazu göstermesin de ne yapsın? geceleri senin mahallene gelmesin de ne yapsın? zülfünü öperse kızma; divane zincire sarılmasın da ne yapsın?]

    5.ah güzelin aşkına hâlâtına
    yandı yürek aşk harârâtına

    and içeyim gayrı güzel sevmeyim
    tanrı’ya vü tanrı’nın âyâtına

    6.âh mine’l-aşk ve hâlâtihî
    ahraka kalbî bi-harârâtihî

    mâ nazara’l-aynü ilâ gayriküm
    uksimü bi’llâhi ve âyâtihî

    [ah, aşktan ve hallerinden! (onun aşkının) ateşleriyle yüreğim yandı. allah’a ve âyetlerine yemin ederim ki gözüm başka birisine bakmadı.]

    7.der kûy-i harâbât me-râ aşk keşan kerd
    v’an dil-ber-i ayyâr me-râ dîd ü nişan kerd

    men der pey-i an dil-ber-i ayyâr bi-reftem
    ô rûy-i hod an lahza zi men bâz nihan kerd

    sultân-ı arefnâk büdeş mahrem-i esrâr
    an sırr-ı tecellî-i ezel cümle beyan kerd

    [aşk, harâbât semtine sürükledi; o hilekâr dilber de görüp bana işaret etti. ben o hilekâr dilberin peşinden gittim; o ise hemen yüzünü sakladı benden. (hakk’ın) sırlarına mahrem olan “arafnâk” sultanı, ezel tecellîsinin sırrını tamamen açıkladı.]
    (“yarabbi! seni hakkıyla bilemedik!” diyen peygamber (s.a.v.)’e işaret edilmektedir.)

    dördüncü selâm

    1.sultân-ı menî sultân-ı menî
    ender dil ü can îmân-ı menî

    der men bi-demî men zinde şevem
    yek cân çi şeved sad cân-ı menî

    [sultânımsın, sultânımsın; cânımda, gönlümde imânımsın. bana üflersen ben dirilirim. bir cân da nedir? yüz cânımsın.]