şükela:  tümü | bugün
  • ayvalık'ın * en şirin balık lokantasi. hüsnü baba zaten başlı başına nefis bi adam. müşterisini mutlu etmek için elinden geleni yapan cömert, güleryüzlü bi adam. hem son rakılar* meyhaneciden. pekk severiz orayı biz**
  • ayvalık'ta, ana caddeye açılan dar sokaklardan birine saklanmış küçük meyhane. cumhuriyet caddesi olmalı bahsettiğim. iskeleyi solunuza alın. iş bankası arkanızda kalsın, yapı krediyi de geçeceksiniz sonra. ykm mağazasının tam karşısındaki sokağa gireceksiniz, iskeleden tarafından gelirken sağdaki sokaklardan biri bu.

    hüsnü baba, girit göçmeni bir ailenin çocuğu. annesinden öğrendiği rumcayla ağırlıyor şimdi karşıdan gelen misafirlerini. "buranın komisi, garsonu, aşcısı, patronu, bulaşıkçısı, mezecisi benim işte" dedi. kalbiyle pişiriyor mezeleri belli.

    böğrülcelerin ikisi de çok güzel orada. midye pilaki lezzetli. kalamar pilaki ise sevmek için zaman istiyor. karides, zeytinyağında sade ve enfes. kabak çiceği dolması, bölgenin en iyisi değil ama hiç yemeyenler denemeli. patlıcan salatası fazlasıyla lezzetli.

    ama en güzeli, o küçük sokağın o güzel kedileri.

    sırf onlarla paylaşmak için mutlaka balık da yemeli.
  • yillar sonra eve donmus hissiyle oturulan, eski usul, sahane bir meyhane. husnu baba gercekten kalbiyle yapiyor isini. orda yedigim midyeyi ve kalamari hic bir yerde yemedim hayatta. tam kalkarken husnu babanin koca bir teneke zeytini "bu da bayram hediyesi" diye vermesi de cabasi... hos bir sadadir husnu baba, ayvalik'i benim icin ayvalik yapanlardandir... iyi ki var!
  • ayvalığın en şirin meyhanesi. geçen sene (bkz: tik mustafa’nın yeri)ne gitmeye niyetlendiğimiz bir akşam üstü, suratsız tik garsonlarıyla muhatap olduktan ve yer ayarlayamayacaklarını söyleyip bizi kibarca kovmalarından sonra; aynı sokaktaki bu meyhanenin sokağa koyulmuş bir masasında aldık soluğu. eski türk filmlerinde sadri alışık’ın dertli dertli kafayı çektiği rum meyhanesini bildin mi, işte burası orası. ben hayatımda hiçbir mekanda böyle sıcaklık, böyle samimiyet, böyle misafirperverlik görmedim.
    hüsnü baba giritli, mezeleri kendisi hazırlıyor, sonradan yetişme değil. hayatı bu mekan. yaşı ileri olmasına rağmen öğlenden gelip, dükkanı kapatana kadar orada...mezeler mükemmel, barbun, kalamar, ahtapot şahane; fiyatlar bu lezzetlere göre ucuz.
    şakır şakır yağmurun yağdığı bir akşamda serinlemek için o sokaktaki masadan kalkmadık, tüm çalışanlar(ki biri de torundu) rahatsızlık vermemek için çok yaklaşmasalar da bir ihtiyacımız olur mu diye de bir gözlerini üstümüzde tuttular.
    mekandaki duyguyu hissettirebilmem için şunu aktarmalıyım: mekan tam türk filmi platosu gibi, eski. lavaboya gitmek için ayaklandığım bir anda bana biraz beklememi söyleyen çalışanlardan biri lavaboya gitti. birkaç dakika sonra buyrun dedi, içeriyi çiçek gibi temizlemiş, kokular sıkmış ve klozetin etrafına peçeteler döşemiş. tuhaf birşey anlattığımın farkındayım ama hala gözlerim doluyor bu naiflik karşısında. bence ayvalık gibi yerlerin tadı en güzel böyle yerli ve ticareti değil insanlığı ön planda işletmeler sayesinde çıkarılabilir.
    hüsnü baba, biz kalkarken yanımıza iki kutu da zeytin sardı verdi. hala aklıma geldikçe gözlerim doluyor, babaya uzun ömürler, bize de sağlık verildikçe babanın misafiriyiz artık.