şükela:  tümü | bugün
  • said nursi'nin vefatından önce "benim yerimde ve nur’un şahs-ı manevisinin çok ehemmiyetli bir mümessili olmasından hiçbir cihetle gücenmemek elzemdir." diyerek kendine halef olarak işaret ettiği, baba tarafından hz. ebubekir'e, anne tarafından hz. hüseyin'e akraba olduğu iddia edilen isparta doğumlu nurcu.
  • (bkz: hayrat vakfı)
  • ömrünü ilme adamış bir insan. kabri ısparta'dadır. şeker mektubu, yazı mektubu, 18. lema'daki sözler üzerine ayrılık çanları başlamış vakti zamanında. said nursi'nin vefatından sonraysa zübeyir gündüzalp, tahiri mutlu, mustafa sungur, ceylan çalışkan, hüsnü yeğin, bayram yüksel, mehmet güleç gibi öne çıkan "ağabeyler meclisi" cemaatin içindeki topluluk üzerine (daha doğrusu birleşme) üzerine çeşitli görüşmeler yapmış , grup içerisinde muhalif diyebileceğimiz girişimler ön plana çıkmıştır.

    hüsrev efendi, risalelerin latince basımı yerine osmanlıca neşretmeden yana bir tutum sergilemiş, nihayetinde 1977 yılındaki vefatından 3 yıl önce küçükçekmece'de hayrat vakfını kurmuştur. osmanlıcanın kurani harflerden oluşması neşrinde önem arz etmiş, hüsrev efendi'nin said nursi'nin halefi yönündeki duruşu da bunlara bir destek olmuş, bu grup içerisinde bir hizip şekillenmeye başlamıştır.

    “eğer benim elimden gelseydi, hayatımdan ve sıhhatimden size (hüsrev’e) memnuniyetle verirdim.” (emirdağ lahikası, 1)

    “hüsrev gibi nur kahramanından -benim yerimde ve nur’un şahs-ı manevîsinin (manevî şahsiyetinin) çok ehemmiyetli bir mümessili (temsilcisi) olmasından- hiç bir cihetle gücenmemek elzemdir (en lazımdır).” (şualar, 14. şua)

    said nursi'nin kimi talebelerine hüsrev altınbaşak ile ilgili sözleri, grup içerisinde üstad-ı sani ünvanını desteklemiş, yazıcılar diyebileceğimiz nurcu hizip cemiyetin ve hüsrev efendi'nin sözlerini, gerek barla ve kastamonu lahikaları ve diğer ilgili şua ve lemalar ile yolunu çizmiş, günümüz dünyasında hayrat neşriyat, altınbaşak neşriyat gibi yayın grupları kurulmasına ön ayak olunmasına sebep olmuştur. said nursi ile kalbi diyalogu öyledir ki hüsrev efendi'nin, kendisi nursi'ye şiirler yazmıştır. hatta bediüzzaman "40 canım olsa hepsi hüsrev'e feda" şeklinde bir söz de söylemiştir. meleket'ül-mevt gelse der nursi, yine de vazgeçmem şeklindeki tutumu said nursi ile hüsrev efendi arasındaki diyalogun boyutuna dikkat çeker.

    nursi'nin vefatından sonra, nur talebesi mehmet kırkıncı da dahil olmak üzere hüsrev efendi'nin gönlü alınmaya gidilir. anılarına göre, bu çare sonuçsuz kalmış. bu gerçek anlamda bu şekilde mi cereyan etmiştir, tam bilinmemektedir. hüsrev efendi'nin yazmaya önem vermesi (ki kendisi kuran-ı kerim'i 9 kez yazmıştır) (bkz: tevafuklu kuran) bir kesimin hoşuna gitmemiş olmasına rağmen, o bu gayesinden vazgeçmemiştir.

    izmir'de doktor tarafından zehirlendikten sonra saçları beyazlamış ve dişleri dökülmeye başlamıştır. elhasıl, böyle insanların kaderinde vardır hor görülmek, aşağılanmak, taşlanmak, alay konusu olmak, hücreye atılmak, zehirlenmek, kalbi katranlaşmış insanların ağızlarına sakız olmak. ömrünü ilme vakfetmiş insanların değeri bütün insanlık tarafından bilinmese dâhi, bu ilim hizmetine şahitlik eden hüdanın var olduğunu bilmek nazarıyla yol almak evla olacaktır.