şükela:  tümü | bugün
  • hacli seferleri sirasinda bagdat 2 ayda 8 kere el degi$tirdiginden, bu en buyuk din gorevlileri hutbeden hutbeye ko$mu$lardir .
  • (bkz: vaaz)
  • pek ala (bkz: veda hutbesi) olmadı (bkz: dave mustaine in veda hutbesi) (kişiselleştirmeyin işi.)
  • hutbe sırasında duya duya cuma ile özdeşleştirmiş olduğum dua: innallahe ye'mürü bil adli vel ihsani ve îtei zil gurbâ ve yenha anil fehşai vel munkeri vel beğyi. yeizuküm lealleküm tezekkürun.

    anlamı <şüphesiz ki allah, adaletli davranmayı, iyilikte bulunmayı ve akrabalara yardım etmeyi emreder. fuhşu, kötülüğü ve her türlü zulmü yasaklar. allah, sizlere düşünüp tutasınız diye öğüt verir" (en-nahl, 16/90).
  • benim bildiğim, ki doğru bildiğime eminim, hutbe arapça okunur. yani hindistan'da vesaire, hatta türkmenistan'da falan bile böyledir. çünkü hutbe eğitim için verilmez, ibadet için verilir. fakat türkiye'de türkçe ve belirli şeyleri empoze etmek için okunuyor. hutbede hâlbuki mesele bir şeyler öğrenmek değildir, ibadetin kapsamındadır ve bu yüzden insanlar nasıl italyanca namaz kılamıyorsa, türkçe de hutbe verememesi lazım.

    nedense buna kimse tepki vermiyor bu ülkede, ezan türkçe okununca yollara düşenler, bunu bilmiyor mu yani?
  • cuma namazının sıhhat şartlarından biridir.

    bu şartlar kitaplarımızda kayıtlı olmakla birlikte, cumhuriyet yıllarında "inkılaplar ve ilkeler" çerçevesinde doğan yeni durum neticesinde üstü örtülmüş, terkedilmiş ve hatta yasaklanmıştır. handiyse yarım asır önce sadreddin yüksel*, hüsnü aktaş* gibi alimler bu şartları yeniden müslümanların gündemine taşımıştır. bugün gerek bu alimlerin yetiştirdiği gerekse onlar vesilesiyle meseleden haberdar olan müslümanların uygulaması malumdur. cuma namazını diyanet işleri'nin yetkisi altındaki camilerde ve 657 sayılı kanuna bağlı memurlar arkasında eda etmezler. böyle bir namazın sahih, geçerli olmadığına kanidirler. imkanları varsa kendi içlerinden tayin ettikleri imamlar arkasında iki rekatlık cumanın farzını kılar, yoksa dört rekatlık vaktin farzını eda ederler.

    hutbenin arabi olması şartı ile ilgili daha önce kaydedilen kimi ifadeler bu müslümanları da zan altında bırakmaktadır. islam konusunda hassas olan birinin kitaplarda hakkında "mekruh", "tahrimen mekruh" kayıtlarının bulunduğu bir işe devam etmesi düşünülemez. hanefi mezhebi açısından durumu açıklayalım. hanefilerin kitaplarında geçtiği haliyle hatib elhamdülillah dese hutbe sahih olur. yani hutbenin rüknünü yerine getirmiş olur. bunun ardından namaza geçse, kimse "bu namaz olmadı" diyemez. hutbenin farzları arasında değil sünnetleri arasında bulunan vaaz ve nasihat kısmı arabiden başka bir dilde de okunabilir.

    hutbenin tamamının arabi olması gerektiğini savunan alimler bunu hutbede dinin temel meselelerinden bahsedilmesi ve bu meselelerin müslümanların bildiği, anladığı meseleler olması ile delinlendirirler. bugün durumun böyle olduğunu kim iddia edebilir. hatip kale rasulullah der, cemaat bunu bile anlamaktan acizdir. sözlük karıştırıp ne dediğini öğrense bu kez rasulden ne anlaması gerektiğini bilmez. kaldı ki allah rasulü'nün* hadis-i şerifinde ne dediğini anlasın.

    bizim bugün derdimiz hutbelerin hangi dilde okunduğundan önce mahiyetinin ne olduğudur. asırlarca müslümanlar meseleyi tevhidden başlayarak anlattı. her nebi* en başta tevhid hakikatini haykırdı. benim ülkemdeki hatiplerin tevhidi anacak, tevhidi kur'an ayetleri, allah rasulü'nün sünneti, ümmetin müçtehid imamlarının açıklamaları çerçevesinde gündeme taşıyacak bilgisi yok veya bildiklerini gizleyecek kadar islam'a düşmanlar.
  • [söz söylemeye başladı mı, hakikat gönül yolundan gelir, gözünün önünde belirir, dilinden meydana çıkardı.] feridüddin attar - mantıku't-tayr

    * abdülbaki gölpınarlı açılaması: iran savaşında ordu komutanlarından sariye'yi düşman arkadan çevirmek üzereyken, medine'de hutbe okumakta olan ömer* bunu görmüş ve mimberde birden "ya sariye, dağa sığın, dağa!" diye bağırmıştı. sariye, bu sesi duymuş ve bu suretle hareket ederek baskından kurtulmuştu.
  • türk islam devletlerinde egemenlik alametidir.