şükela:  tümü | bugün
  • "ben bir insandım". bir insanın ölürken söyleyeceği en acı sözlerden biri heralde. kitaptan sonra çok düşündüm bu cümleyi.

    mardini, deyrulzafaranı daha önce görmüş olduğumdan kitap beni etkilyor sandım. sonra hangi dine mensup olursa olsun "insan"ın acı çekmesi, zulme maruz kalması içimi acıttı.

    türkiye sınırına geldiklerinde ohh dedim içimden güvene kavuştular diye sevindim. sonra kendi kendime noldu dedim, suriyeliler ülkemde olmamalı diyordun dedim. bir taraftan bu kadar suriyelinin ülkenin yapısını bozduğunu düşünüyorum ama kitapta o zulümden kurtulup buraya geldiler diye sevindim. kendimi onların yerinde düşündüm. bu ikilemin içinden çıkamadım.

    kitabın sonu sanki yarım kalmış gibi geliyor ama sonuçta hepimizin etrafında meleknaz'lar var. devamı için onlara bakınca ne görüyoruz? kitabın devamını etrafınıza bakarak tamamlayın demiş zülfü livaneli.
  • karşılaşmaları planlayamazsınız. planlasanız da çoğu zaman beklediğiniz gibi gitmez. zaten beklediğiniz gibi giderse bu karşılaşma değildir. bir planı uygulamak ya da bir tiyatroyu sahnelemek gibi bir şeydir herhalde.
    kendimi bildim bileli ne olduğunu bilmediğim bir huzursuzluk vardır içimde. ama onla yaşamayı iyi bilirim. çoğu zaman sessiz, saklanmıştır. bazen sözüm geçmez ona, çıkar ortaya dağıtır etrafı. ama genelde kazanan ben olurum. bazen bu huzursuzluk uzun bir süre kaybolur. kaçar birisinden, bir şeylerden. neyden korktuğunu anlarsam şanslıyımdır. fakat onu kaçıran şeyi her zaman hayatımda tutamam. tuttuğum zamanlar da oldu ama bir şekilde kalıcı olamadı işte, bazen onu neyi kaçırdığını dahi bulamam, adlandıramam.
    arar dururum.
    huzursuzluğuma sözümün geçmediği zamanlardı, onu bir yazıda gördüm. güldüren bir yazıydı ardından üst üste bir kaç yazısını daha okudum. yok sadece güldürmek değil bu, karşımda hissseden birisi vardı. hisseden insanlara karşı hep bir zaafım olmuştur. hisseden insanlar birbirini de hisseder çünkü. nereden geldiği belli olmayan bir istekle ona doğru yürümeye başladım. tamamen kendi isteğimle, yolda bazen durup düşünerek bazen hiç tökezlemeden ona yürüdüm. zaten yolunu çoğunlukla kaybetmiş bir insanın kendine bir yol bulup yürümesi bile başlı başına heyecan vericidir, yolun nereye çıktığının ya da bir varışı olup olmadığının önemi yoktur. ama bu yol bir yere çıkıyordu, nasıl oluyor bilmiyorum ama bu yol aradığım kişinin kalbine yakın bir yerlere çıkıyordu. yani o yolu kalbine kapatmamıştı bir şekilde, kollarını açmış bekliyordu. ya da ben öyle olmasını istiyordum, bilmiyorum.
    karşılaşmaları planlayamazsınız ama bazen karşılaşmalar aslında zaten yaşanmışçasına tanıdık ve gerçekçidir. zamanın çizgisel akışına inanışımıza inat biz zaten karşılaşmış, bir yerlerde çoktan gülüşmüşüzdür karşılıklı ve de belki bundan her şey çok tanıdıktır. bir anda berraklaşmıştır zihnin, huzursuzluk da sessizce köşesine çekilmiştir ama bunu yapanın bir karşılaşma sonrası seni elinden tutup götüren bir yabancı olmasına biraz içerlenirsin. hatta korkarsın, onla gelen onla gidebilir çünkü. ve kaybetmekten çok vazgeçmeyi sevdiğin için gerisin geri yoldan dönersin, gülüşmeler bir yerde halen yaşanır, zaten yaşanmış, defalarca daha yaşanacaktır.
  • bilgi arttıkça huzursuzluk da artar.

    johann wolfgang von goethe
  • "merhamet zulmün merhemi olamaz" gibi ufak ama önemli eleştiriler içeren, bir çırpıda okunan roman. filmi daha güzel olacak kanaatindeyim.
  • zülfü livaneli'nin suriyeli göçmenler, ortadoğu, din ve hatta merhamet konulu güzel eseri. 1 günde bitirmek mümkün, yaklaşık 150 sayfa. zülfü livaneli'nin diğer eserleri gibi oldukça akıcı bir dilde yazılmış.

    hikayenin konusu öyle güçlü ki, yazarın bu kitapta çok da fazla ilginç hikaye bulma konusunda zorlandığını, kendini de zorladığını düşünmedim. okuduklarımızın her birinin belki daha da kötülerinin kurgu değil gerçekte de yaşandığını bilmek ve buna eklenen livaneli gözlemleri kitabı ilgi çekici kılıyor. 150 sayfalık bir kitap olmasına rağmen tam da kitabın ismi gibi bitirdiğinizde içinizde uzun süre gitmeyecek bir huzursuzluk oturuyor. bu kitabı okuyan herkesin göçmenlere bakış açısının değişeceğine eminim.

    kitap içeriğinden fazla bahsetmek istemiyorum, herkes okumalı ve kendi süzgecinden geçirmeli burada yazanları, okuyan herkesin kendi penceresine katacağı önemli şeyler içeriyor kitap.
  • direkt kelime anlamı ile bir şeyler yazmak istiyorum.

    hayatım boyunca aşamayacağımı düşündüğüm bir konu en mutlu günümde bile aklıma gelip beni pişmanlık ve üzüntüyle birlikte midemin bulanmasına neden oluyor.huzursuzluk çöküyor ama daha çok midem bulanıyor.bunun için kendimi telkin etmek yetmiyor.destek almalı mıyım? buna bile karar veremiyorum.ne yapsam bilemiyorum.kimseye sormuyorum da yazıyorum işte.

    ne kadar aptalım.kendimi asla affetmeyeceğim.bu huzursuzluğa zerre kadar payı olanı da affetmeyeceğim.şunu da hiçbirimiz unutmayalım ki hak herkes içindir ben de yanacağım ama o ateş başkalarıyla da harlanacak.
  • bitirdikten sonra insanı huzursuz hissettiren, huzurlu hissettiği anlar için utanmana neden olan zülfü livaneli kitabı.

    "ben bir insandım" diyen nergis ve hüseyin'in her o sözlerine geldikçe güya insan denen insansı yaratıklarla ( çünkü daha evrimlerinin ilk aşamasını gerçekleştirememiş ve hayvanların seviyesinin kat be kat altındalar) aynı evreni, coğrafyayı, havayı paylaştığım için midem bulanıyordu.

    kitapta geçen "ibn haldun coğrafya kaderdir derken ne kadar haklıymış diye düşündüm" sözünü içim burkularak onayladım.

    suriyedeki lanet olası savaşın çocuklara, kadınlara, erkeklere neler yaşattığını, islamcılık adı altında kendi zevkleri için sigara parasına satılan çocukları ve içlerinden bazılarının türkiye topraklarına sığınmak için neler çektiğini anlatıyor. bazen kitabı alıp fırlatma isteği duydum. yüzleşmek o kadar acı veriyor ki. bunları yaşayan insanların neler yaşadığını anlayamazsın bile. sadece farkındalık olması için okunması gerekiyor. insanları yargılamamak için, en azından sahipsiz suriyeli kadın ve çocukları görünce istenmediklerini belli ettiğimiz bakışlarımızla onları rahatsız etmemek için okunmalı.

    bu kısımda gözyaşlarımı tutamayıp insanlığa lanet ettim.

    --- spoiler ---

    fransa'dan gelen cezayir kökenli bir genç zilan' a bir gece içini dökmüş. buralara gelme nedenlerinin kendisi gibi kızlar olduğunu söylemiş. cennette vaat edilen bakireler burada diyormuş. bir köyü basıp " göğüsleri kuru üzüm kadar küçük kızlar" diye vaat edilen kızlardan istediğin kadarını alıp gidiyormuşsun, üstelik de sevaba girmiş oluyormuşsun.

    --- spoiler ---

    insanın kendini geliştirmeyeninden sahip olduğu beyni, uzuvları alınmalı. özellikle erkeklik organına sahip olan mahlukatlardan..

    --- spoiler ---

    “harese nedir bilir misin oğlum?

    bildiğin o hırs, haris, ihtiras, muhteris sözleri buradan türemiştir.

    harese şudur evladım.

    develere çöl gemileri derler bilirsin, bu mübarek hayvan üç hafta yemeden içmeden, aç susuz çölde yürür de yürür; o kadar dayanıklıdır yani.

    ama bunların çölde çok sevdikleri bir diken vardır.

    gördükleri yerde o dikeni koparır çiğnemeye başlarlar.

    keskin diken devenin ağzında yaralar açar, o yaralardan kan akmaya başlar.

    tuzlu kan dikenle karışınca bu tat devenin daha çok hoşuna gider.

    böylece yedikçe kanar, kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doyamaz ve engel olunmazsa kan kaybından ölür deve.

    bunun adı haresedir.

    demin de söyledim, hırs, ihtiras, haris gibi kelimeler buradan gelir.

    bütün ortadoğu’nun âdeti budur oğlum, tarih boyunca birbirini öldürür ama aslında ‘kendini öldürdüğünü’ anlamaz.

    kendi kanının tadından sarhoş olur...”

    -----------------

    "kendimizi hayvanlardan ve bitkilerden üstün görmemiz büyük bir aldatmaca, insanlık diye yücelttiğimiz şey aslında ne aşağılayıcı bir kavram."

    --------------------

    "eski bir arap şiiri geliyor aklıma;
    asil insanların en neşeli zamanlarında bile bir hüzün vardır,
    daha düşük ruhlar ise en sefil zamanında bile neşelidir."

    --- spoiler ---
  • beyaz insanlar huzursuzdur!
    aceleyle gider gelirler ve sürekli endişe içindedirler.
    nasıl daha fazla endişe edip, acele edebileceklerini düşünürler.
    yaşamda acele ettikleri için, hiçbir şeye vakitleri kalmaz.
    hayatın güzelliğine hayran olamaz, derin düşüncelere dalamazlar.
    beyaz insanlardan daha mutluyum.
    çünkü ben bu tür şeyler için endişelenmiyorum.
    ve eğer bir gün sahip olduğum eşyalar için endişe edersem,
    onlardan kurtulacağımı biliyorum.

    hosteen klah, kuzey amerika yerlisi
  • rahatlık benim içimi ürpertir çünkü içinde bulunduğum mekan kendi başına huzurlu bir yer değil ki nasıl huzurlu olabilirim bu yüzden rahatsız biriyim genel olarak zira böyle bir dünyada yaşıyorum. bu hissimi ifade etmekte zorlanırdığım bir dönemde bir edebiyat dergisinde bir pasaj okudum ve benim de demek istediğim tam da buydu'nun karşılığını buldum.

    "burası ceza çekmek için geldiğimiz bir gezegen ve biz bu gerçeği unutup burayı cennete çevirmeye çalışıyoruz. aslında dünya bizim cehennemimiz. bu gezegende sürgünüz. her şeyi ama her şeyi huzursuzluğumuza borçluyuz." *

    "insan bir parça zeki doğmuşsa doğuştan yabancıdır." *

    huzursuzluğunuzu sevin.
  • “kendi bakış açısından başka hiçbir şey, insanın huzurunu kaçıramaz” demiş epiktetos.
    o yüzden; ya acınızı değiştirin ya da açınızı...