*

şükela:  tümü | bugün
  • kim ki duk'un 12. filminin adı.
  • filmekimi 2005de gösterilecektir.
  • 60 yaşında bir adamın 16 yaşında bir kıza aşık olması ve onla 17. yaşgününde evlenmesine ilişkin bir hikayeyi işlemekte olan film 2005 yapımıdır.
  • altın portakal'ın makyajlı hali "1. avrasya uluslararası film festivali"nin yarışma bölümünde de haneke'nin caché'i ile birlikte yer alacak olan film...
  • filmekimi 2005 kapsamında gösterilecek olan filmin iksv yer alan tanıtımı;

    --- spoiler ---
    yönetmen: kim ki-duk
    oyuncular: seo min-jeong, seo si-jeok, jeon gook-hwan

    kore, 2005
    35 mm. / renkli / 120’
    korece; ingilizce ve türkçe altyazılı

    3 pazartesi 21.30
    5 çarşamba 16.00
    kim ki-duk’un cannes film festivali’nde yarışma dışı gösterilen bu on ikinci filmi, yine ustanın alamet-i farikalarını içeriyor: mecazi bir anlatım, sözler yerine bakışlar, hareketler ve beden diliyle belirlenen minimalist bir yaklaşım. dahası, film tek bir mekânda, açık denizdeki bir balıkçı teknesinde geçiyor. altmış yaşlarında bir adam, on altı yaşında güzel bir kızla (samaritan girl / fedakâr kız’dan tanıdığımız seo min-jeong) birlikte bir balıkçı teknesinde yaşar. kız on yedi yaşına girdiğinde evleneceklerdir. yaşlı adam, teknesini kıza kur yapmaktan vazgeçmeyen balıkçılara kiralayarak geçimini sağlar. bu adamları kızdan uzak tutmak için ise, aynı zamanda geleceği tahmin etmek için kullandığı bir yaydan yararlanır. başka bir balıkçının genç oğlu, kızla yakınlaşınca, dengeler bozulur ve kız, kendini yaşlı adamın tutsağı olarak görmeye başlar. kızın davranışlarındaki değişiklik, yaşlı adamın sertleşmesine yol açar; genç adam dönüp kızı götürmek istediğinde ise aralarındaki gerilim doruğa ulaşır.

    “bu filmde, yaşlı bir adamın bencilce aşkı üzerinden, yaşlılığın her şeyin sonu mu olduğunu sorgulamak istedim. artık bunları yapmak için fazla yaşlı olduğumuzu düşünerek birçok şeyden vazgeçiyoruz. fakat, yaşlı adamın kıza duyduğu bencilce ama ateşli tutku aracılığıyla, insanın ölüm saati geldiği ana kadar güzel olabileceğini göstermek istedim. bence sınırsızca arzulamak çok güzel bir şey. hele hele bu arzu ve istek başka birine yönelikse.” –kim ki-duk
    --- spoiler ---
  • metaforların allhahının kullanıldığı dumurdan zuhura sürükleyen bir film olmuş kendileri. aynı cografyadan örneklemek gerekirse dollsla kafa kafaya, sırt sırta yol alıyor. yaylı çalgıların anlam ve önemine şahit oluyoruz. ayrıyeten arsmoriendi katsayısı dumura ugratan film. sessiz filmleri saymazsak zira onlar sonsuza gidiyor
  • az önce galasından gedim. bu filmi kimin çektiğini bilmeden izleseydim de; kim ki-duk filmi olduğunu anlardım. bu da yönetmenin özgünlüğünü gösteriyor zaten. hwal da yine bir ki-duk klasiği olan tezat ve metaforlara yine sıkça yer verilmiş. hatta film bu ögeler üstüne kurulmuş. tıpkı bin jip ve bom yeoreum gaeul gyeoul geurigo bom da olduğu gibi sessizlik derinliği anlatmaktaki yol olarak belirlenmiş. hatta öyle anladım ki insanların arasındaki duygu çoğaldıkça konuşma da o kadar azalıyor ki-duk filmlerinde.

    bir yerde kim ki-duk un tarzını nuri bilge ceylan'a benzetiyorum; ikisi de filmlerini durağan görüntülerden, neredeyse fotoğrafa yakın parçaları birleştirerek oluşturuyorlar. saçların uçuşması, sallanan bir kız çocuğu veya birlikte oturan bir aile ile denizi izleyen bir adam. yalnız ki-duk müzikleri atmosfere uygun hatta o atmosferin derinliğini arttıracak şekilde otantik otantik seçerken; ceylan ortam seslerini, boşluk efekti katmayı tercih ediyor. ancak tabiki konu seçimlerinde büyük bir farklılık var. ikisi de özeli göstererek geneli anlatmaya çalışsalar da bu filmden de görüyoruz ki ki-duk ta daha fazla genellemeye varabiliyoruz.

    bu film gerçekten beklediğim ve olmasını istediğim gibiydi; samarian girl gibi bir hayal kırıklığı olmadığı için çok mutluyum. ayrıca emek sinemasında gerçekten sinemasever insanlarla izlediğim için mutluyum. salonu terkeden olmadı, ses çıkaran olmadı, sağımda bir çift sevgi yumağı halinde filmi izledi, solumdakiler son derece ciddi el ele... önümde de genç bir kızın filmi beklerken yeni sinema dergisini okuması da içimi hoş etmiş; helal olsun beah dedirtmiştir. sinema sinema gibi izlendiğinde müthiş oluyor. bugün bunu yine anladım.

    bu film izlenmeli arkadaş; budur.
  • bom yeoreum gaeul gyeoul geurigo bom gibi bir sanat eseri yapabilmiş koreli yönetmen kim ki-duk un 12. ve en kötü filmi. o filmi yapmış, yapabilmiş adamın bunu yapanla aynı olması şaşırtıcı. hwal sanki o şahane filmin çok kötü bir kopyası. sembolizmi tavana vurdurup , içine de hafiften ve son derece itici teen erotizmi katıp, bunu mistisizmle iyice bulamaç haline sokup daha da beter hale getirerek en ileri ne kadar gidebileceğini ölçmek istemiş olsa gerek.
  • öyküsü ve duruşu ile sevilmeme ve hor görülme potansiyali yüksek olan, feminist entellektüelleri rahatsız edebilecek ancak görselliğine ve sinema diline kimsenin söyleyecek tek kelime bulamayacağı film.
    öyküsü ve duruşu tarafımda herhangi bir rahatsızlık yaratmamıştır. utanmasam boş ev'den daha fazla sevdiğimi bile söylebilirim. ilk 70 dakikasını normal bir kim ki duk filmi kadar sevmişken son 20 dakikasından çok etkilendiğimi söyleyebilirim. gözyaşlarım gelip dayandı ama atamadım dışarı. finaldeki sevişme sahnesini çekerken kim ki duk ağabeyin aklına gelmiş midir bilmiyorum ama, ben aslında şöyle bir mana sezinledim: "yeni birini eskinin yerine koyduğunuzda, yeni ile sevişirken aslında uzunca bir süre eski ile sevişirsiniz. ten yeninin teni olsa da senin zihnindeki, ruhundaki, aklındaki aslında eskidir"
    öyle midir gerçekten?
  • filmekimi 2005 ’te şimdiye dek izlediğim en etkileyici film. oldukça sakin ve sade bir film bu. tek mekanda * geçmesinden kelli sıkıcı olacağını düşünmüştüm ama beni yanılttı. genç kızla yaşlı adam arasındaki ilişkinin iniş çıkışları, araya giren 3 kişinin etkisiyle birbirlerine karşı takındıkları tavırdaki değişim filmi izlenebilir kılıyor.

    --- spoiler ---

    benim açımdan bu filmle ilgili en ilginç yön film ilerledikçe ve karakterleri tanıdıkça başta belirlediğim kötü ve iyi kavramlarının karışması oldu. önce yaşlı amcayı torunu yaşındaki bir kıza karşı sevgiyle karışık hastalıklı duygular besleyen bir adam olarak değerlendirirken filmin sonlarına doğru kazın ayağının öyle olmadığını anladım. tekneye gelen genç çoçuğu bir nevi kurtarıcı olarak algılarken sonradan 10 senelik bir ilişkiyi ve bağlılığı anlamadan ortaya atlayan bir zıpçıktı olarak görmeye başladım. yani kafamdaki iyi ve kötü karakter film boyunca sürekli yer değiştirdi ki benim açımdan bu durum filmin mesajını gayet güzel ilettiğinin bir göstergesi; kimse salt iyi veya salt kötü değildir. insanların davranışlarının ardında kendilerine göre nedenleri vardır.

    ikinci olarak da filmin sevginin aslında sadece karşı cinse karşı duyulan çekim olmadığının altını çizdiğini düşünüyorum. emek ve sabrın aslında ne kadar önemli olduğunu vurguladı ki benim aklıma alakasız olacak belki ama "sevgi emektir" repliği ve selvi boylum al yazmalım geldi. adamın kıza karşı duyduğu tutkuya rağmen onu yıllarca sabırla beklemesi, aralarındaki ilişkiye emek vermesi, kızın yaptığı seçime saygı duyması bence önemliydi. senelerce yalnızlığını paylaştığı, onun için umudu ve mutluluğu simgeleyen kız gidince adamın da tüm yaşama sevinci kayboldu. nitekim kız geri dönüp ölmeye çalışan adama sarıldığında adamın mutluluk gözyaşları görülmeye değerdi.

    --- spoiler ---

    birçoklarına sıkıcı gelebilecek veya “yav neydi öyle filmin sonudaki ezgantrik numaralar” dedirtecek bir film belki ama beni oldukça etkiledi. böyle hissetmemde tek kelime etmemelerine rağmen inanılmaz performanslar sergileyen yaşlı adam ve genç kız rolündeki oyuncular ve insana huzur veren müziklerin de katkısının büyük olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim.