şükela:  tümü | bugün
  • buna gerekçe olarak araf suresi 158. ayette geçen ümmi kelimesi sunulur. oysa senelerce ticaretle uğraşmış ve insanlara okuma yazma öğrenmesini öğütleyen bir kişinin kendisinin bilmemesi mantıksızdır. kuran'da ümmi kelimesinin diğer ayetlerdeki kullanımı incelenerek, yani kuran'ın kendi sözlüğünden yararlanılarak, ümminin "okuma yazma bilmeyen" değil, "daha önce kutsal kitapları** okumamış" anlamına geldiği ve muhammed'in kuran'ı önceki kutsal kitapları okuyup oradan derlediği iddialarına karşılık kullanıldığı rahatlıkla görülebilir. ümmi kelimesinin geçtiği diğer ayetler için bakara suresi 78-79, ali imran suresi 20, 75, cumua suresi 2 no'lu ayetlere bakılabilir.

    (bkz: #8622122)
  • günümüzde ilber ortaylı'nın bilgisayar programlama dili vs... bilmemesi gibi bir teferruattır.
    orhun kitabelerinin tarihini tekrar hatırlamak, anakronik yorumlar yapmamıza belki mani olur.
  • devrin ve yaşadığı yerin genel durumuyla yargılanması gereken olaydır. zira hz. muhammed'in her sene düzenlenen şiir yarışmalarında birincilikleri olduğu ve şiirlerinin kabe'ye asıldığı söylenmektedir(ulan nasıl bir cümle olduysa bu) hatta bu yüzden kafirlerin kuran-ı kerim'i hz. muhammed'in kendinin yazdığına dair iddiaları olmuştur.yani okuma yazmak bilmek o zamanlar cv'lerde çok aranan bir özellik değildir.
  • iki alıntı ile değerlendirilir ise

    ---

    kurandaki ummi kelimesine dayanarak kabul goren anlayisa gore muhammed peygamber'in okuma yazma bilmedigi kabul edilmekdedir. bu makalemizde genel inanisin tersine muhammed peygamber'in kurana gore okuma yazma bildigidir.

    kuranda ilahi kaynagi hakkinda suphe uyandirmak isteyenlere karsi bir meydan okuma vardir. ve hic kimsenin benzeri yapamayacagi acikca ifade edilmekdedir.

    (bakara suresi 23. ayet) ve in küntüm fi raybim mimma nezzelna ala abdina fe'tu bi suratim mim mislih, ved'u şühedaeküm min dunillahi in küntüm sadikiyn. fe illem tef'alu ve len tef'alu fettekun naralleti vekudühen nasü vel hicarah, üiddet lil kafirin

    (bakara suresi 23. ayet) eğer kulumuza parça parça indirdiğimiz kur'an'dan şüphe ediyorsanız, haydi onun gibisinden bir sure meydana getirin ve allah'tan başka güvendiklerinizin hepsini çağırın, eğer iddianızda doğru iseniz. yok yapamadıysanız, ki hiçbir zaman yapamayacaksınız, o halde yakıtı insanlar ve taşlar olan, inkârcılar için hazırlanmış ateşten sakının.

    1. hic bir insan kuranin benzerinei ortaya koyamiyacagindan, kuranin allah kelami oldugu konusunda suphe yokdur, 29 surenin 48 ayeti acikca peygemaberin okuma yazma bildigini onun kuranin kendi imkanlari ile yazip uretemeyecegini soylemkdedir..bakara 23-24 ayetlerinden kendisinin bunu kendi basina yapamayacagini anliyoruz.

    (ankebût suresi 48. ayet) ve ma künte tetlu min kablihi min kitabiv ve la tehuttuhu bi yeminike izel lertabel mübtilun

    (ankebût suresi 48. ayet) sen bundan önce, ne bir yazı okur, ne de elinle onu yazardın. öyle olsaydı, batıla uyanlar kuşku duyarlardı.

    sen bundan önce, ne bir yazı okur, ne de elinle onu yazardın. eger bunu yapsaydi kuranin allah katindan olduguna suphe edenler suphelerinde hakkli olabilirdi. allah hic bir insanoglunun bunu yazamiyacagini bakara 23-24 ayetlerinden soylediginden, bunu bir insan olarak peygamber yazmis olamaz.

    2. okuma yazmasi olamayan bir peygambere "oku" emri verilmesitir.

    (alak suresi 1-5 ayet) ikra' bismi rabbikelleziy halak. halekal'insane min 'alak. ikra' ve rabbükel'ekrem. elleziy 'alleme bilkalem. allemel'insane ma lem ya'lem
    (alak suresi 1-5 ayet) yaratan rabbinin adıyla oku! o, insanı bir aşılanmış yumurtadan yarattı. oku! insana bilmediklerini belleten, kalemle (yazmayı) öğreten rabbin, en büyük kerem sahibidir

    allah resulu kendisine verilen emirleri mesaji uyguladigini soylediginden ( su ayetlere bakiniz 6:50, 7:203, 10:15, 46:9) alak suresi 1-5 ayetlerindeki emrede uymustur.

    3) 29 surenin 48 ayetine gore muhammed peygamber'in kendiliginden vahiy uremyetecegini biliyoruz. simdi olaylara tekrardan bakalim. peygamber efendimiz kendiliginde sabah aksam hikayeler uretmekle suclanmakdadir. peygamberimiz bu suclamalara karsi vahiyin allah katindan oldugu cevabi verilmekdedir.

    (furkân suresi 5.-6 ayet) ve kalu esatiyrul evvelinektetebeha fe hiye tümla aleyhi bükratev ve esiyla. kul enzelehüllezi ya'lemüs sirra fis semavati vel ard innehu kane ğafurar rahiyma .

    (furkân suresi 5-6 ayet) yine dediler ki: «bu eskilerin masallarıdır, onları yazdırtmış da akşam sabah onlar kendisine okunuyor.». de ki: «onu göklerdeki ve yerdeki sırrı bilen indirdi. gerçekten o, çok bağışlayandır, merhamet edendir.»

    buna benzer senoryoda yine peygamberi uydurmakla sucluyorlar. onlara verilen cevap yine ayni> muhammed peygamber'e vahiy edilenin benzerini ortaya koymalari istenmekdedir.

    (yûnus suresi 37-38 ayet) ve ma kane hazel kur'anü ey yüftera min dunillahi ve lakin tasdikallezi beyne yedeyhi ve tefsiylel kitabi la raybe fihi mir rabbil alemin. em yekulunefterah kul fe'tu bi suratim mislihi ved'u menisteta'tüm min dunillahi in küntüm sadikiyn

    (yûnus suresi 37-38 ayet) bu kur'an allah'tandır, başkası tarafından uydurulamaz, ancak o, önündekini doğrulayan ve o kitab'ı açıklayıcı olarak alemlerin rabbi tarafından indirilmiştir, bunda hiç şüphe yoktur! yoksa: «onu uydurdu!» mu diyorlar? de ki: «öyle ise, haydi onun gibi bir sure getirin ve allah'tan başka kime gücünüz yeterse çağırın, eğer sözünüzde sadık iseniz bunu yapın!

    onemli nokta su: diger insanlarin uydurma oldugunu soylemelerine ragmen, hz muhammedin insanlara aktardigi ve allah yanlizca bir allah kulluk etmelerini isteyen mesaj allah katindandir ve resulun kendi uydurmasi degildir.

    4. "ummi" kelimesnin anlamina bakarsak asagidaki ayetler konu hakkindaki goruslerimiz daha fazla aciklik getirecekdir. "ummi" kelimesi bu ayetlerde allahin vahiyinden haberi olmayanlar icin kullanilmistir.

    (bakara suresi 76-78 ayet) ve iza leküllezine amenu kalu amenna, ve iza hala ba'duhüm ila ba'din kalu etühaddisunehüm bi ma fetehallahü aleyküm li yühaccuküm bihi inde rabbiküm, e fe la ta'kilun. e ve la ya'lemune ennellahe ya'lemü ma yüsirrune ve ma yu'linun . ve minhüm ümmiyyune la ya'lemunel kitabe illa emaniyye ve in hüm illa yezunnun

    (bakara suresi 76-79 ayet) iman edenlere rasladıklarında: «inandık» derler. birbirleriyle başbaşa kaldıklarında da: «rabbinizin huzurunda aleyhinize delil olarak kullansınlar diye mi tutup allah'ın size açıkladığı hakikatı onlara söylüyorsunuz? aklınız yok mu be!» derler. peki bilmezler mi ki, onlar neyi sır olarak saklar ve neyi açıkça söylerlerse allah hepsini bilir.onların içinde bir de ümmiler var ki, kitabı bilmezler, bütün bildikleri birtakım kuruntulardir; onlar sadece zannediyorlar.

    kendileri gercegin sahipleriymis gibi gercegi saklayan "ummiler" var. 78 ayetin son cumlesini incelersek "ummi" kelimesi: "kitabı bilmezler, bütün bildikleri birtakım kuruntulardir; onlar sadece zannediyorlar." icin kullanilmis. yani allahin vahiyinden haberi olmayanlar "ummi" olarak adlandirilmis.

    sonuc.

    muhammed peygamber sadece okumakla emir olunmamis (bakiniz 96:1-5), ayni zamanda uydurduklarini kendi basina yazmakla suclanmistir.(bakiniz 10:37-38, 25:5-6). allah ise onun diger insanlar gibi bir insan olarak bunu tek basina yazmiyacagini soylemekdedir. (bakiniz 29:48) . bu ayetlerden cikarabilecegimiz sonuc. muhammed peygamber'in okuma yazma bildigidir.

    kaynak:http://www.geocities.com/…golfin_hk/illiteracy.html

    ikinci gorus

    ümmî

    anasından doğduğu gibi kalan; yeni bir bilgi edinmemiş olan; okuma-yazma bilmeyen. "ümm" kelimesinin ism-i mensubu "ümm"e mensup olan, arap dilinde "ümm"; anne, bir şeyin aslı gibi anlamlara gelir (firûzâbâdî, el-kamûsu'l-muhît, beyrut 1987, 1891). sözlük' anlamının yanında mecazı bazı anlamları da vardır. kur'ân-ı kerîm'de anne, asıl (kaynak) dönülecek yer ve süt emziren anlamlarında kullanılmıştır (abdurrahman ibnu'l-cevzî, nüzhetu'l a'yuni'n-nevazır fî ilmi'l-vücûh ve'n-nezâir beyrut,1985,141-142).

    kur'ân-ı kerîm'de peygamber (s.a.s)'in neden bu vasıfla vasıflandığı konusunda âlimler birkaç ihtimal zikrederler:

    a- bu kelime ile anneye nisbet kastedilmiştir. sanki doğduğu hal üzere kalmış; yeni bilgiler elde ederek asli fıtratının değişmediği kastedilmiş olabilir.

    b- arap milletine mensup olduğuna işaret edilmiş olabilir.

    c- mekkeli anlamında kullanılmış olabilir. çünkü mekke'nin isimlerinden biri ümmü'l-kura idi (kurtubî, el-cami'li ahkâmi'l-kur'ân; beyrut, 1965, vii, 298-299; elmalılı hamdi yazır, hak dinî kur'n dili, istanbul, 1979, iv, 2297).

    elmalılı hamdi yazır bu ihtimalleri zikrettikten sonra şöyle bir değerlendirme yapmaktadır: "bu üç nisbetin üçünde de ümmî okuyup yazmaya uğraşmamış manasına bir vasıftır. ümmîlik alelade kimseler hakkında âdeten ilim eksikliğini ifade eden bir noksan sıfat iken bir ümmînin okuyup yazanlardan fazla âlim olması allah tarafından hilaf-ı âdet olarak bilâ kesbin mevhub bir kemal-i fıtriyeye delalet eder. ve binaenaleyh kemalat-ı ilmiyle ve ameliyesi okuyup yazanları âciz bırakan bir peygamber hakkında her türlü şüpheyi kat eden ve onun doğrudan doğruya allah tarafından gönderilmiş bulunduğunu biz zarure isbat eden harikulade bir sıfat-ı kemal, yani bir mucizedir" (elmalılı, a.g.e., vi, 22-98).

    rasûlüllah (s.a.s)'in kendisine vahiy gelinceye dek okuma-yazma bilmediği tüm âlimler tarafından kabul edilmektedir. nitekim bu durum şu âyette de açıkça ifade edilmektedir: "sen bundan (kur'ân'dan) evvel hiç bir kitap okur değildin. elinle de onu yazmadın. böyle olsaydı (hak ve hakikatı) iptal (ve inkâr) edenler elbette şüphelere düşerlerdi" (ankebut, 29/48).

    ancak kendisine vahiy geldikten sonra okuma-yazmayı öğrenip öğrenmediği konusunda farklı görüşler vardır. her iki tarafın delillerini özet olarak vermekte yarar vardır.

    okuma-yazma bilmediğini ileri sürenlerin delilleri:

    a- kur'ân-ı kerîm peygamber'i "ümmî" diye vasıflandırmaktadır (a'raf, 7/157). okuma-yazma bilmediği halde dünya işlerini tanzim eden, âhiret meselelerini bilmediği halde dünya işlerini tanzim eden, âhiret meselelerini bildiren ve geçmiş kavimlerin haber terini ve gelecekte vuku bulacakları bildiren bir vahyi tebliğ etmiş olması onun en büyük mucizelerindendir (muhammed rıza, muhammed, mısır, 1966, 63).

    b- kendisine ilk vahiy geldiğinde ona "oku" emrini vermiş, kendisi: "ben okuma bilmem" karşılığını vermiştir.

    c- peygamberin ümmî olduğu, yani okuma-yazma bilmediği kur'n'da belirtildiği halde müşrikler bu konuda herhangi bir itirazda bulunmamışlardır (bakıllânî, i'cazu'l-kur'an, mısır 1951, 62).

    d- peygamber'e vahiy değişik zamanlarda geldi. yanında vaihiy kâtipleri bulunmadığında eğer okuma-yazma bilseydi kendisi vahyi yazardı. o, gelen vahyi ezberleyerek zaptetmeye çalışıyordu. nitekim bu husus kur'ân'da da ifade edilmektedir (el-kıyame, 75/16; el-a'lâ, 87/6).

    e- peygamberin okuyup yazdığına dair delil olarak getirilen haberlerin bir çoğu ya zayıf veya uydurmadır. diğerleri ise mecazdır. bu konuda açık ve kesin bir haber bulunsaydı hiç bir müslüman onun okuyup yazma bilmediğini söyleyemezdi (ibn kesir, tefsîru'l-kur'ani'l-azîm, beyrut, 1966, v, 331).

    okuma-yazma bildiğini savunanların delilleri:

    a- kendisine vahiy gelinceye kadar okuma-yazma bilmediği kesindir. bu konudaki âyet, vahiy öncesi okuma-yazma bilmediğini ifade etmektedir. eğer vahiy geldikten sonra da bilmiyor olsaydı, âyet buna da işaret ederdi.

    b- hudeybiye musalahasıyla ilgili olarak buharî'de nakledilen bir rivayette şöyle denilmektedir: "rasûlüllah sahifeyi aldı, pek iyi yazamıyordu ve yazdı" (buharî, meğazî, 43). rivayet, mecaza yer vermeyecek şekilde açık ve kesindir. yine ibn mâce'nin naklettiği bir rivayette şöyle denilmektedir: "sadakanın ecri 10 misli, karz-ı hasenin ecrinin ise,18 misli olduğunu yazılı olduğunu gördüm" (ibn mâce, sadakat 19). bu rivayet onun okuduğunu kesin olarak anlatmaktadır. okuyabilmek yazmanın bir bölümü olduğuna göre o, hem okuyor ve hem de yazmasını biliyordu. bu konuda daha başka rivayetler de vardır:

    c- okuma-yazmayı teşvik eden bir dinin peygamberinin okuma-yazmayı öğrenmemiş olması düşünülemez. huzurunda kâtipler vahyi yazıyorlardı ve o da yazdıklarına şahit oluyordu. normal bir yeteneğe sahip olan biri bile o müddet içerisinde okuma-yazmayı öğrenirdi. kaldı ki, peygamber (s.a.s) gayet zekî ve kabiliyetli biriydi.

    peygamber (s.a.s)'in okuma-yazmayı bilip bilmediği tarih boyunca münakaşa konusu olmuştur. bu konuda kesin bir sonuca varmak da kolay değildir. ancak onun peygamberlikten önce okuma-yazma bilmediği nass ile sabit olup bu konuda herhangi bir ihtilaf da yoktur.

    alıntı:m. sait şimşek
  • aynen "muhammed-ül emin" sıfatının türk müslümanlar arasında "emin kişi, güvenilir kişi olan muhammed, işte böyle örnek bir kişi, çok dürüst kişi" şeklinde bilinmesi, aslında gençken yaptığı "emanetçilik" işinden kalma "emanetçi muhammed" anlamına geldiğinin bilinmemesi gibi, muhammed peygamberin okuma - yazma durumu da türk-müslümanlar arasında ballandırıla ballandırıla anlatılan bir konudur.
    peygamberlerinin okuma yazma bilmemesi ile övünen tipler üretmişir.

    ama iş görüyor, amacına ulaşıyor.. o zaman sorun yok !

    - yaa hz. muhammed kendisi uydurmuş gibi bunları sanki necati, neden hemen sazan gibi inanıveriyoruz ki..
    + olur mu öyle selahattin, bak ne diyor kur'an'da, furkan 5-6'da ve yunus 37-38'de.. diyo ki; bu ku'an şüphesiz allah tarafından indirilmiştir, başkası uydurup yazmamıştır..
    - hmmm.. anladım.. (bkz: ateiste kur'an dan ispat gösteren müslüman)
    + ayrıca bak ne diyor bakara 23'te.. eğer yalanlıyorlarsa bunu, hadi bunun bir benzeri kitap yazmaya kalksınlar da görelim diyor.. daha kimse yazamadı bunu, yazamaz da..
    -yaa aslında yazıldı necati yaa.. the true furqan ismini koydular hatta, islamiyetten çıkan iki tane arap yazdı.. kur'an'a baya benziyor, hatta daha az çelişkisi var..
    +yok yok.. uydurma değil bunlar.. bak ne diyor yunus 37-38 de... bak ne diyor bak bak bak..
    - temporal lob epilepsisi diyorum ve dostoyevski okumaya gidiyorum ben selahattin..
    + olm uydurma değil lan bu.. bak kur'an da "bu kitap uydurma değildir" yazıyor.. alla allaaa.. ne uydurması yaa.. "ben uydurma değilim" yazıyor işte içinde..
    - seni anlıyorum necati.. anlıyorum dostum..

    ayrıca; (bkz: ilk emri oku olan dinin okuma bilmeyen peygamberi)
  • çok da büyütülecek mesele değil işte. sen de biliyorsun ben de. aşık veysel de görmüyordu. görmüyor muydu?
  • insan peygamer olduktan sonra bari öğrenir diyebileceğim hede.*