şükela:  tümü | bugün
50 entry daha
  • kuran ve hadis diye bir siteden başka zamandan bildiğim/duyduğum bazı kıssalarını buldum:

    “yarab! ilmi gaybtan bana haber ver. bu kavim bana iman eder mi?” dediğinde
    “hayır ya nuh! iman etmezler.” cevabı geldi. “peki yarabbi! bunlar, bana iman etmezler. bellerindeki sularından geleceklerden bana iman eden olur mu?” dediğinde
    “hayır! iman etmezler” beyanı geldi. bunun üzerine, nuh nebi şöylece beddua etti:
    “bu kâfirleri helak eyle. dünyada bir tek kâfir kalmasın.” dediğinde duası kabul edilip:
    “artık onları davetten vaz geç, bir gemi inşa et!” emri geldi.

    nuh, bu ilahi emri yerine getirmek için hemen bir gemi (nuh'un gemisini) inşa etmeye başladı. fakat kâfirler: “ne oldu sana ya nuh? peygamberliği bırakıp, marangozluğa mı başladın?” derler, kendisine laf atarlar ve taşa tutarlardı. arada da “haydi gidelim; nuh'un yaptığı gemiyi kirletelim.” diye sözleşerek gelip nuh'un gemisine layık olmayacak hakaretlerle, kirletirlerdi**. hz. nuh bunlara engel olmaya kalksa, onu döverlerdi. mübarek başını da birçok defalar yarmışlardı. [benim köy camii imamından duyduklarını anlatan babamdan anımsadığım öykü devamı, geminin dosdolu bokla adeta sıvandığı, nuh'un bunları temizlemekten men edildiği, halkın (kafirlerin) arasında bir deri hastalığının yayıldığı, sonra rastgele boka dokunanlardan birinin derisinin düzelmeye başlaması ve gerikalan kafirlerin de hurra gemiye bok sıvanmaya koşturmaları, kendi pislettikleri gemiyi kendi tırnaklarıyla kazıyasıya temizlemeleriydi.]

    gemi tamam oldu, ilham ile her cinsten bir çift hayvan gemiye gelip yerleşiyordu. allah hz. nuh'a “tandırında su çıktığında hemen gemiye bin.” diye vahyetmişti. bir gün tandır su ile doldu. bunu gören nuh, kendine iman edenlerle beraber gemiye bindi. o anda, gökler kararıp, sema simsiyah oldu. müthiş bir yağmur yağmaya başladı. sanki gökyüzü delinmiş, gökyüzünden denizler dökülmeye başlamıştı. bu arada, oğullarından kendine iman etmeyen kenan'ı görüp, babalık şefkati taştığından:
    “kenan gemiye gel!” diye seslendi. fakat o gemiye gelmedi
    “ben yüksek yerlere çıkar, kendimi korurum.” dedi. cenabı hak:
    “ya nuh! ne yapıyorsun? kâfiri neden kurtarmak istiyorsun?” dediğinde:
    “yarab! oğlum benim ehlimdir.” dedi. allah celle:
    “o senin ehlin değil, o eylemleri iyi olmayan bir kâfirdir.” dedi.

    nuh'un, kâfir oğlu için “ehlim” demesinin yevm-i kıyamette* şefaat-i kübradan (hz. muhammed'in şefaati) yoksunluğuna sebep olduğunu haber vermişlerdir.

    gemiye, en son olarak eşek gelmiş. iblis, eşeğin kuyruğundan tutunca [gene benim kırsalda duyduğum eşek kendi inadıyla girmiyor, zorluk çıkarıyordu], eşeğin bir türlü gemiye giremediğini gören nuh:
    “gir, ya mel'un.” der. bunun üzerine eşekle birlikte şeytan gemiye girmiş. bir süre sonra gemide iblisi gören nuh:
    “ya mel'un! burada işin ne? ne hakla gemiye bindin?” dediğinde iblis:
    “ya nuh! sen emir verdin, ben girdim.” dedi. nuh:
    “hayret! ben sana izin vermedim” dediğinde “eşeğe gir ya mel'un demedin mi? mel'un olan benim. bu benim için izindir.” dedi. buradan anlaşılıyor ki, insan ağzından çıkacak söze sahip olmalıdır.

    "nuh tavada kebap kızartmak istedikçe, vahile tavaya taş atardı." mevlana
    veya başka çevirisiyle:

    "nuh vakta ki tava üzerine biryan yapardı,
    vahile tava üzerine taş atardı." mevlana

    (bkz: noah)
    (bkz: mevlevi mutfağı/@ibisile)
    (bkz: nuh tufanı)
    (bkz: cudi dağı/@ibisile)
7 entry daha