1. en slk referans gosterilen adalet cesidi. sebebi icin (bkz: hz omer/#1720711)
  2. aynı isimde bir türk filmi de mevcuttur.
    hz. ömer'in kardeşinin evinde kurân okunduğunu duyup müslüman olduğu sahnede kurân-ı kerim'i , henüz mushaf haline gelmemiş olsa bile, kitap olarak görebiliyorduk!
    (benim verdiğim örnek belki de başka isimli bir "hz.ömer filmi"nde geçiyordu bilmiyorum ama; ne yazık ki son zamanlarda bahsettiğim filme rastladığımda da o sahnelerin kesilmiş olduğunu görüyorum; üzülüyorum.)
  3. islam’ın ikinci halifesi hz. ömer’in adalet anlayışını konu alan bir tiyatro oyunu.
  4. tek kelimeyle muhteşem bir film! bir de neymiş "kuran'ı henüz sayfalar hâlindeyken kitap olarak görebiliyor"muşuz; geçin efendim bunları, geçin. ne cevherler var bu filmde daha.
    önce biraz ön bilgi: söz konusu filmin senaristi tahir olgaç yönetmeni de nejat saydam imiş. film 1961 yılında siyah beyaz çekilmiş.
    bu filmi seyretmek için uzun zamandır fırsat kolluyordum -gerçi aynı isimli bir de 1973 yapımı film var ama "piyango" bu esere vurdu. bu fırsat da show tv filmi -03:30'da demesine rağmen yaklaşık yarım saat erken- yayınlayınca elime geçti; 20-25 dakikalık bir bölümünü seyredebildim ve bu bile bana yetti. tarihi gerçekleri büyük bir başarıyla yansıtmış olan bu filmin bir kaç sahnesinden söz etmezsem olmaz:
    - hz. ömer, müslüman olduğu zaman henüz 30'lu yaşlarındaymış; ama filmde bu dönemde kendisinin 55-60 yaşlarında, beyaz sakallı bir "yaşlı amca" şeklinde olduğunu görüyoruz.
    - islam'da ilk ezan hicret dediğimiz medine'ye göçten sonra bu şehirde okunduğu hâlde filmimizde bilâli habeşî mekke'de hem de herkesin duyacağı bir biçimde okuyordu ezanı ve sonucunda da tabii işkence görüyordu. sonra da kendisi "ezanı dünyaya yaymak" için yolculuğa çıkıyor!?
    - beni en çok güldüren şeylerden biri de şu; bilâl-i habeşî adından da anlaşılacağı gibi afrikalı/habeşistanlı* bir insandı; oysa filmde kendisi bembeyaz bir cilde sahip!
    - filmde mekke'deki müşrikler/putperestler; liderlerinden amr bin hişam'a "ya ebu cehil", "haklısın ey ebu cehil" vb. şeklinde hitap ediyordu. oysa ebu cehil "cehaletin/cahilliğin babası" anlamına gelen bir lakaptı ve bunu müslümanlar takmıştı/kullanıyordu.
    - son olarak -bu film bağlamında "o kadar kusur kadı kızında da olur" diyerek hoş görmemiz gereken- şu ayrıntı var; hz. ömer'in müslüman olduğunu duyunca kız kardeşinin evine hışımla gittiği sahnede kuran (mushaf hâlinde tabii!) okuyan sahabe gelecekte / medine döneminde nazil olacak haşr sûresi'ni (hayır hafız veya 6 yaşımdan beri kuran okuyor değilim*; ama huvallahüllezi'yi nerede görsem tanırım) okuyordu! uyarımı baştan yapmıştım; bunu da hoş görelim.
  5. bu ifadenin temeli, malum "devlet malını kendi işi için kullanmama" olayından çok başka durumlara dayanır.
    bunlardan biri -kaynağı/söyleyeni hakkında bir kaç rivayet** bulunan- adalet mülkün temelidir sözüdür meselâ.
    daha önemlisi ise hz. ömer'in hukuk sözkonusu olduğunda kesinlikle din, renk, ırk vs. ayrımı yapmamasıdır. hatta kendisinin, bir olay sonucunda oğlunu en ağır şekilde cezalandırdığı rivayet edilir:
    http://www.hikayearsivi.net/…n/ulakbutun.asp?id=367
    bahsi geçen olayın "uydurma" olma ihtimali de var tabii; ama hz. ömer'in kesinlikle o şekilde (kanuna uygun) davranacağına hiç şüphe yoktur!
  6. bu hikaye bana hep o zaman devlet mi vardı, ya da vergi alan bir kurum var mıydı diye düşündürtmüştür, bilemiyorum, araştırmadım. ama uydurma bile olsa güzel hikayedir ve kamu hizmetinde bir mevkiye gelmiş kişinin nasıl davranması gerektiğini çok güzel ifade eder. tabi bir de kılıcıyla sağladığı adalet hikayeleri var ki onlar pek hoş değil.
  7. müslüman olmak istemeyen halkları, kılıcının parıltısıyla müslüman edebilme yetisine sahip bir garip adalettir.
  8. "hz. ömer devletin işini yaparken devletin mumunu,
    kendi işini yaparken kendi mumunu yakarmış.
    biz devlet uçağıyla eşlerimizi katar'daki düğüne göndermeyiz.
    bizim inancımız budur." diyor kılıçdaroğlu... doğruda söylüyor..

    bugüne kadar devlet bütçesinden yapılan şahsi harcamaların haddi hesabı yok..
    bunu biz biliyoruz.. bunu kendi seçmenleri de biliyor aslında..
    olsun yiyor ama hizmet veriyor, bizden ya nasıl olsa, helal olsun
    diyen bir yığın insan var..

    bu zihniyetin büyük bir kısmı;
    müslümanlığı kimseye bırakmayıp,
    her cuma öğle vaktinde kepenk kapatıp cuma namazına akın eden,
    hocaların verdiği vaazları zaman zaman gözyaşları ile dinleyen,
    tek bir arapça kelime bilmemesine rağmen dinlediğinde duygulanan,
    onun bunun karısına, kızına bakmaktan geri durmayan,
    agızlarında küfürden başka kelime dönmeyen,
    komşusu açken, kendi tok yatan,
    şehitler ölmez naraları atan ama açılımı da desteklemekten geri durmayan,
    askerlikten kaçmak için kırk takla atan,
    bir kısa eteklinin peşinden kilometrelerce yürüyen,
    ama kendi karısını, kardeşini türbana bulayıp sokağa çıkartmayan topluluktur..

    kul hakkının, yaratan tarafından affedilmeyecek tek günah olduğunu bildikleri halde,
    hangi hareketler, hangi durumda kul hakkına girer, bir türlü anlamıyorlar..
    ya da işlerine mi gelmiyor !

    evet kılıçdaroğlu doğru söylüyor..
    benim ödediğim vergilerle ata uçağıyla eşini düğüne gönderemezsin..
    bu kul hakkıdır.. ve allah katında en büyük günahlardandır..

    hiç din sömürüsü yapmana gerek yok..
    çünkü bu ülkede din konusuna hakim çok fazla insan yok..
    hele % 50 gibi yaptıklarını destekleyen,
    kul hakkından bi haber çoğunluğu düşünürsek,
    bir kere yarısına yakını dini alet etmeye baştan hazır..

    o bakımdan rahat olun..

    bu halkın gözünün açılmaması için elinizden geleni yapıyorsunuz ve yapacaksınız..
    eğitimi sürekli geri planda tutuyorsunuz ve tutacaksınız..
    her seçim döneminde türbanı, dokunulmazlığı gündeme getirip,
    seçildikten sonra yıllarca unutacak, o dallara basmayacaksınız..

    “çobanı işini bildiği müddetçe, koyun her daim güdülmeye mahkumdur..”

    o bakımdan rahat olun..

    kaynak: mehmet tanrıverdi

hz. ömer'in adaleti hakkında bilgi verin