şükela:  tümü | bugün
  • cok kaliteli yeni bir netflix serisi. idama mahkum edilmis 10 farkli mahkumun hikayesini sirayla anlatiyor.

    bolumler genelde mahkumun isledigi sucu anlatmasiyla basliyor, "yavsaga bak hele" diye izletiyor ama daha sonra olaylarin arkaplani ve suclunun gecmisinden bahsedince bir cogu icin elinde olmadan uzuluyor insan (sevgilisini agzindan vuran pic ile ailesini olduren yavsak zenci haric)

    ozellikle 4. bolum "sympathy for the devil" inanilmaz.
  • tam bir uyuşturucu karşıtı belgesel. direkt olarak uyuşturucudan bahsetmiyor aslında, hepsinin ortak noktası uyuşturucu olan katillerden bahsediyor. 1976 yılında abd'ye idam cezası tekrar geldiğinden beri, 8000 kişi idama mahkum edilmiş. belgesel dizisi 10 bölümden oluşuyor, her bölümde idama mahkum olmuş bir adet katil var. hepsiyle röportaj yapıyorlar, daha sonra olayın diğer ilgilileriyle röportaj yapıyorlar, uzmanlarla konuşuyorlar. fakat bu katillerin istisnasız hepsinde bulunan birçok ortak nokta var:

    1. hepsi uyuşturucu bağımlısı. istisnasız. cinayet esnasında ya da günlük hayatlarının büyük bir bölümünde uyuşturucunun etkisinde hepsi.
    2. kötü bir aile geçmişleri var. hepsinde -tahmin edilebileceği üzere- çocukken yaşadıkları fiziksel, ruhsal ya da cinsel istismar olayları var.
    3. toplumda bir türlü yer edinememişler.
    4. cinayetlere kadar birçok farklı küçük ya da büyük çaplı suç işlemişler.
    5. hepsinin hüküm giydiği yaş 15-22 arası, yani suç dönemi en ergen oldukları, tam olarak olgunlaşmadıkları döneme denk geliyor.
    6. her biri fakir ailelerden geliyor ve varoş mahallelerde büyümüşler.

    çok değişik hayatlar ama. öyle ki, bazı insanlar var ve resmen dünyaya hapiste yatmak için gelmiş. bazıları doğuştan orospu çocuğu, bazıları abd'nin sikko hukuk düzeninin kurbanı olmuş, bazıları ise şanssız doğmuş ve bunun sonucu olarak yalnızca kötü seçimler yapmış. düşünsenize: sadece çocukluk ve ergenlik dönemlerinin bir kısmı dışarıda geçmiş, kalan tüm hayatları parmaklıklar ardından ibaret. buna yaşam denir mi bilmiyorum. ilk bölümdeki mahkum senelerce hücrede kalmış mesela. sırf idamlıların kaldığı yere geçebilmek için, ilk fırsatta bir mahkumu öldürmüş. oradaki hemşirenin dediğine göre idam mahkumlarının hapishane şartları müebbetlilere göre daha kolay. sonuçta, ölecek bir adamın çok da üzerine gitmiyorlar.

    bir yandan hepsi de farklı farklı aslında. bir tanesi var mesela, iq'su 65-70 civarında. yani aslında engelli kategorisine giriyor. yine de kendini biliyor, deli falan değil, ne yaptığının ve bir şeyleri çok zor öğrendiğinin farkında. fakat 5. ve 7. bölümdekiler katıksız orospu çocuğu, saf, %100. biri sevgilisi ondan ayrılıp başka bir adamla birlikte olmaya başlıyor diye sevgilisinin erkek arkadaşını öldürüyor, sevgilisini de vuruyor, o da hastanede ölüyor. diğer puşt, güzeller güzeli, akıllı, sevgi dolu karısını, kucağında çocuğu varken vurup öldürüyor. üvey babası ve teyzesiyle birlikte. bunlara vereceksin voltajı, acımayacaksın. idamlarda birilerinin bunu izlemesi bana çok garip ve insanlık dışı gelirdi. bunları görünce diyorum ki: bilet versinler, gider ön sıradan izlerim bu iki ibnenin ölümünü. gerçi birkaç tane daha ölümü hak edenler var aralarında ama onlar müebbetle de eşitlenir. sadece bana göre bir tane masum vardı aralarında, o da ikinci bölümdeki eleman. 10. bölümdeki eleman değişik bir zekaya sahip mesela. diğer kalanlar çok kötü bir hayat denkleminin berbat bir sonucu gibi bir şey. zor be, çok ilginç.

    aklıma takılan birkaç yer var ama:

    1. bunlara idam cezası veriliyor ama herifler 20-30-40 sene yatıyorlar rahat. bunun gerçek nedenini bilmiyorum. tahminimce, lehlerinde yeni bir gelişme olması halinde idam cezasının iptal olmasıyla ilgili bir şey olabilir. idam cezalarının olduğu hukuk sistemlerinde yasaların ve kararların şüpheye yer bırakmayacak şekilde doğru işlemesi gerekir değil mi? sonuçta birine iğneyi verdikten sonra "ya kusura bakma, sen masummuşsun" diye mezarına gidip söyleyemezsin.

    2. bu crime parties denilen şey çok sikko bir yaklaşım. o ikinci bölümdeki eleman bana göre cezasını hak etmiyordu. o kanun da şu: bir grubun karıştığı suçlarda, suçu fiilen yapan kişi dahil, herkes suçun birinci dereceden sanığı sayılıyor ve eşit derecede değerlendirilip ceza alıyor. bunun olayında da arabada 4 kişi var, içlerinden biri gidip birini vuruyor. hepsi idam cezası alıyor ve şartlı tahliye talebine izin verilmeden. bu resmen birinin medyum olmasını istemek. diyelim ki bir grup arkadaşsınız. aranızda biri psikopat, şiddet eğilimli ama bilmiyorsunuz. kafayı yiyip orada bir suç işliyor, siz de o suçu işlemiş gibi ceza alıyorsunuz. wtf? cinayeti işleyen adama idam veriyorsunuz, silaha hiç dokunmamış elemana da idam veriyorsunuz. o bölümdeki hukukçu bunu şöyle savunuyordu: "bu aslında toplumu koruyan bir kanun. grubun beyni, pis işlerini yeni yetmelere gördürüyor olabilir. böylelikle asıl cinayetin sorumlusu kurtulmuş, ayak işlerini yapan eleman ceza almış olur." diyor. e tamam da, bir suç örgütü varsa yılanın başını bulup ezecek olan sizsiniz adamım. her olayda bu geçerli değildir ki. yazık, adamın ömrünü yakmışsınız, üzüldüm o adama ya. gözlerinin içini okuyor insan, diğerleri gibi değildi o adam.

    belgesel; canlandırmalarıyla, kullandıkları resmi belge, ses ve görüntülerle oldukça başarılı. aynı zamanda muhteşem bir kurgu oluşturmuşlar. netflix'in en başarılı olduğu alan bana göre belgeselleri zaten. bu da o başarılı belgesellerden biri. muhteşem bir sosyolojik ve psikolojik gözlem fırsatı yakalıyorsunuz. insana, suça ve şiddete dair herkesin izlemesi gereken yapımlardan.
  • çok çok başarılı bir netflix dizisi.

    işlenen bir suça iki taraftan da bakıyorsunuz ve bazı davalarda katile bile sempati beslemeniz olası. ek olarak o dizilerde veya filmlerde gördüğümüz katiller çok yapmacık. bu belgesel karşınıza çat diye gerçekten insan öldürmüş, gerçekten birinin canına kıymış birini çıkartıyor. ağzından "...and i killed..." sözcükleri çıkıyor. benim gibi katillere ve onların yaşamlarına ilgi duyuyorsanız izlemelisiniz kesinlikle. ilgiden kastım, onların psikolojik durumlarını hep merak etmişimdir. şimdi durduk yerde katil hayranı ilan edilmeyelim.

    çok kolaylıkla yukarıdaki entryde bahsedildiği üzere, tüm hapse düşen katillerin, kötü bir aileye sahip olduğunu görüyorsunuz. ya da bazılarının ailesi parçalanmış oluyor. annesi babası ayrı oluyor. ki bu noktada kendime fazlasıyla notlar çıkardım. annesi babası henüz 8 yaşındayken ayrılmış bir çocuktum. daha birçok şey var tabii. bu noktada katillerin içinde yaşadığı o psikolojik bunalımı az da olsa anlayabiliyorum ve neden uyuşturucuya veya neden suçlara yöneldiklerini de anlayabiliyorum. elbette ben bulaşmadım bu işlere ancak yaşadıkları hayatın bir kısmını anlayabiliyorum. ve bu açıkçası, bu belgeseli izlerken beni daha çok etkiliyor.

    bir bölümde annesi babası kötü yollarda olan bir siyahi kardeşimizin dedesi tarafından sahiplenilişi ve dedesinin ona çok iyi bakmasına rağmen kendini idam cezası alırken bulması... öte yandan çok kötü şartlarda büyümüş ailesi yine kötü durumda olan bir çocuğun büyüyüp suç makinesi olması ve hayatının yarısından fazlasını hapishane geçirmesi ve bu sırada sanırım abisi olacak, abisinin ona desteği, abisinin ailesinin ona verdiği destek ile hiç karşılaşmadığı "sevgi" denen şeyi tatması ve idam cezasına çarptırılmış olmasına rağmen bunu kolaylıkla kabullenmesi ve artık o kötü ruhsal bunalımdan kurtulması...

    bazılarının tek ihtiyacı sevgi iken bazıları sadece aptallıklarından katil oluyor.

    gerçek kişiler ve onların gerçek duyguları sizi sarsıyor. gerçek sorgu kayıtlarını dinliyorsunuz. kesinlikle izlenmeli bu belgesel. özellikle anne babaların veya anne baba olmayı düşünenlerin izlemesini çokça öneriyorum.
  • katil olunur mu doğulur mu sorusuna mesnetsiz ve cahilce yorumlar yapabilmenize olanak tanıyan, her bir hikayesiyle beni sinir hastası etmiş netflix yapımlarından. katillerden biri çıkıp desin ki "ben süperolla bir hayat yaşadım." hayır, nerede itlik puştluk, nerede uyuşturucu bağımlısı anne baba, nerede istismar, nerede mobil hayat, nerede çocuk yaşta sevgisizlik görmüş adam var, alayı katil olmuş. tabii ki elin katillerini savunacak değilim, benim derdim ailelerle... üç kuruşluk lağım faresinden hallice hayatınıza, ne bokuma çocuk sokmaya çalışırsınız? amerika'dakiler seri katile, bizim buradakiler de ipsiz sapsız adamlara dönüyorlar. kadınla adam arasında iletişim yok, boyna birbirlerine gerek psikolojik gerek fiziksel şiddet uyguluyorlar, insanların yanında kavga ediyorlar, asgari ücretten hallice para kazanıyorlar, kimisi o kadar bile kazanmıyor. sevgi yok, saygı yok, güven yok, senin doğurduğun/doğuracağın çocuktan ne hayır gelir ki? yapma kardeşim, yapma arkadaşım.

    bir bölümde rahip mi papaz mı ne gösterdiler. adamın babyface sıfatını görür görmez "aha pedofil bu göt kesin" dedim, yanılmadım. hayattaki tek yeteneğim bu olmasın lütfen.
  • az önce bitirdiğim harikulade belgesel.
    konusu itibariyle marjinal bir yapım gibi görünse de anne-baba olmayı düşünen herkesin ve kamu yöneticilerinin mutlaka izlemesi gereken çok öğretici bir belgesel olmuş.
    günahsız çocukların alkol/uyuşturucu, cinsel/fiziksel istismar, dağılan aileler gibi faktörlerin etkisiyle neler yapabildiklerini görebiliyorsunuz.

    --- spoiler ---

    10 bölüm içinde kız arkadaşını öldüren narsist orço ve aile toplantısında toplu katliam yapan paranoyak zenci piçi dışında hepsi için içim sızladı.

    --- spoiler ---
  • 10 bölümlük, idam mahkumlarının öyküleri konu edilen netflix yapımı... beni inanılmaz içine çekti ve gerim gerim gerdi... söz konusu insanları bulundukları şartlar altında değerlendirmek zorunda bırakıyor sizi ve "bu insan iyi mi kötü mü" ikileminden belgeselin büyük çoğunluğunda çıkamıyorsunuz... sanırım izleyeni ciddi manada germeyi başarabilmesinin en büyük nedeni de bu...
  • idam cezasının aksine, idam cezaları henüz onanmamış veya müebbete çevrilmiş mahkumların hikayelerinin çekildiği belgeseldir. konunun işlenişi ve akışı açısından da izlemesi zevkli ve aynı zamanda heyecanlı, kimi zaman yürek burkan kimi zaman da ana bacı sövdüren bir yapım olmuştur.

    ek: merak edenler için burada abd'de idamı kesinleşmiş mahkumların listesi. göremeyeceğiniz üzere belgeselde konu edilen kimsenin ismi yok.
  • sıkıntıdan tekrar başlayıp, bitirdiğim; netflix yapımı, muhteşem bir belgesel dizi. herkesin izlemesi gerekiyor bence. 10 kişi, en az 50 hayat hikayesi var ve bilmediğiniz dünyalarda neler olduğuyla ilgili öyle çok bilgi ediniyorsunuz ki; hem ruhsal yapınız, hem olaylara karşı duygusal yaklaşımınız, hem de ön yargılarınız büyük bir ölçüde değişip, gelişiyor.

    amerikan adalet sisteminin boktan noktalarını, amerikan aile yapısının ne kadar iğrenç bir şey olduğunu ve aslında birçok suçun kişinin genlerinin kodlanmasından itibaren, yaşadığı her şeye bağlı olduğunu anlıyorsunuz. daha önce de uzunca bir entry yazdım bununla ilgili ama bu sefer her mahkumun hikayesini daha iyi kavrama şansı buldum. bununla ilgili iki kelam etmek isterim.

    çok uzun sene önce amerika'daki suç oranının ve bu suçların vahşiliğinin neden özellikle bu topraklarda olduğunu anlatan bir profesörü dinlemiştim. dediklerini hatırlayabildiğim kadarıyla aktarayım: "dünyada 8. bir kıta keşfedildiğini düşünün. oraya kimler gider: kanun kaçakları, mafya üyeleri, uyuşturucu kaçakçıları, insan kaçakçıları, maceraperestler, hayat kadınları vs. amerika keşfedildiğinde de aynı şey oldu. avrupa'nın bütün pisliği amerika'ya aktı. nerede, ne kadar düzgün bir yaşantısı olmayan manyak varsa gitti, amerika'ya yerleşti. şu an, amerika'da yaşayanlar, hep bu kişilerin torunları." aslında suç oranının yüksekliğini, seri katillerin ana vatanı olmasını, sapkınlık, şiddet ve ruh hastalıklarının boyutunun neden bu denli büyük olduğunu yalnızca bu tespitle anlayabiliriz. çünkü gerçekten bu amerikalılar inanılmaz derecede şiddete ve cinayete meyilli oluyorlar. büyüdükleri kültürden midir nedir, kanunları gayet de caydırıcı cezalar içerse de, herifler incir çekirdeğini bile doldurmayacak nedenlerden ötürü cinayet işleyebiliyorlar. bir de aile kültürleri çok kötü. ne anne figürü tam olarak oturmuş, ne de baba figürü. çocuk istismarı deseniz orta doğu ülkeleriyle yarışır, aşağılık mikroplar. buradaki her katilin de anne figüründe bir sıkıntı var. zaten bu zamana kadar problemli olduğunu gördüğüm tüm erkeklerin anneleriyle olan ilişkisi ya zayıf ya da çok kötüydü. bir kadın kendine bir hayat arkadaşı seçecekse, direkt adamın annesiyle olan ilişkisine bakmalı bence. hayati bir durum ve erkekle ilgili en kesin bilgileri veriyor. bu heriflerde de aynısı var, hiçbirinin annesiyle düzgün bir geçmişi yok. mindhunter dizisindeki seri katillerin profili de buna cuk diye oturuyor.

    psikoloji konusunda çok bilgili olduğumu iddia edemem fakat psikoloji kendimi bildim bileli çok ilgimi çekmiş ve bilgileriyle beni büyülemiştir. kadınların daha duygusal olduğu, olmayacak yerlerde bile şefkat gösterdikleri için çok yumuşak oldukları, bu yüzden de duygusal olarak güçsüz oldukları söylenir. bence bu bir zayıflık örneği değil. belki annelik iç güdüsündendir bilmiyorum ama, bazı olaylarda bazı kişilerle azıcık bir empati kurmak kimseyi öldürmez. ben de neredeyse her bölümde ağladım. bazılarının içine düştükleri durum beni öyle derinden etkiledi ki akşam uyuyamadım. öyle acı, öyle talihsiz, öyle kederli hayat hikayeleri var ki, bunları görünce dünyanın en şanslı kişilerinden biriymişsiniz gibi hissediyorsunuz. bazen hayat bazı kişilere hiç iyi davranmıyor. onlar da hayatlarına giren kişilere hiç iyi davranmıyor. birçok kötü olayın sonucu, birçok başka kötü olayı doğuruyor.

    bu belgeselin her bölümünde idam cezasına çarptırılmış bir mahkumun hikayesi var. 1976'da, abd'de idam cezasının geri gelmesinden beri 8000'den fazla kişi idama mahkum edilmiş. fakat bu kişilere hemen iğneyi vurmuyorlar. normalde 8000 kişiyi 2018'e kadar elemeniz için her sene 190 kişiyi öldürmeniz gerekir. fakat yılda en fazla 30-40 kişiyi idam ediyorlar. önceliği de, suçu şüphe götürmeyen, en kötünün en kötüsü olanlara veriyorlar. kalanları sıraya alıyorlar, en az 20-30-40 sene yatıyor bu mahkumlar. idam tarihlerinin belirlenmesini bekliyorlar. bunun nedenini de biraz araştırdım. birkaç önemli nedeni varmış:

    1. verilen cezanın ağırlığı dolayısıyla mahkeme sürecinin çok yavaş işlemesi. bu süre içinde mahkumlar yatmaya devam ediyorlar.
    2. idam cezası verilen her 25 kişiden birinin masum olduğuna dair bir istatistik yayımlanmış. haliyle, idam cezası almış kişilerin lehine bir kanıtın ortaya çıkması halinde "ya kusura bakma kardeş, seni de öldürmüşüz" dememek için, olayın üzerinden belli bir süre geçmesi gerekiyor. daha önce masum kişilerin idam edildiği de olmuş. böyle aşırı derecede önemli bir hataya düşmemek için önce en kötünün en kötüsü olanları önden gönderip, suçu ya da cezası şaibeli olanları sonraya bırakıyorlar.
    3. idam cezası alan mahkumlar, çoğu zaman temyize ya da şartlı tahliyeye başvuruyorlar. bu ve bunun devamındaki süreç idamı geciktiriyor.
    4. idam çok pahalı bir şeymiş. tüm o düzeneği kurup, bir idamı gerçekleştirmek çok pahalıya denk geldiği için genelde idam mahkumlarının cezasını tahliye şansı olmadan müebbete çevirme olayına gidiyorlarmış. çünkü bu şekilde bir mahkum idam edilmeden, hapishane içerisinde üç nedenden dolayı ölebilir: intihar, diğer mahkumlar tarafından öldürülme ya da doğal nedenler. böylesi çok daha ucuza geliyormuş. ayrıca idam cezasıyla yargılanan bir mahkuma atanan avukatlara astronomik rakamlarda bir ödeme yapılıyormuş. tüm süreç, bir milyon doları geçen koca bir para yığını anlayacağınız. konuyla ilgili bir yazı: link
    5. eyaletlerin önüne gelene şırınga çekmesi toplum üzerinde kötü bir etki yaratacağından bunu büyük bir titizlikle icra ediyorlarmış. insan öldürmek kötüdür deyip de, her mahkuma idam verip, onu öldürmenin kötü geri dönüşlerinden korkuluyormuş.
    6. idam iğnelerinde kullanılan zehirlerin tedarik edilmesinin güçlüğü ve pahalılığı da bir etkenmiş. güya bu zehirleri üreten ilaç firmaları bunları eyaletlere satmak istemiyormuş. nedeni de bu zehirlerin -her ne kadar yasal bir süreç olsa da- insan öldürmede kullanılacak olmasıymış. bunları tedarik etmenin yanı sıra aynı zamanda idam ekibinde olacak tıbbi uzmanların eğitimi ve ödenecek ücreti de ekstra bir maliyet oluyor tabii. papazla, güvenlik görevlilerini saymıyorum bile.

    bu gibi nedenler yüzünden bu belgeselde olan tüm idam mahkumları yıllardır hapisteler. bildiğim kadarıyla hepsi de halen yaşıyor. idam tarihleri de henüz kesinleşmiş değil.

    tüm sezonu çift dikiş izledim. her birinde de bazen mahkumlar için, çoğu zaman da kurbanlar için gözyaşı döktüm. belgeselin muhteşem kurgusu ve anlatım tekniği gerçekten takdire şayan. izlerken, bir yandan da kendimce sıcağı sıcağına aldığım notlar oldu. sonra bir baktım destan yazmışım. yine de silmeye kıyamadım, bölüm bölüm düşündüklerimi paylaşmak isterim. sıradan gidelim:

    --- spoiler ---

    1. james robertson

    bu adam gerçekten çok ilginç bir örnek. öyle berbat bir hayatı olmuş ki, bölümün sonunda hüngür hüngür ağlattı beni. kendisi kadar yapayalnız bırakılmış ve hiç sevilmemiş bir insan daha yoktur herhalde. kimsenin yaşamak istemeyeceği bir hayatı olmuş, çünkü hayatı kabuslarınızın gerçek olması gibi. tam anlamıyla harcanmış bir hayat. yine de: "yaptıklarımın tüm sorumluluğunu alıyorum. zaten kimse hayat adildir demez ki. her şeyi, olduğu gibi kabulleniyorum." diyor. onun durumunda, bu cümlelerin kurulması bence fazlasıyla zor.

    kendisi 17 yaşında hapse giriyor. bir dükkanı soymaya çalışırken yakalanıp, 10 yıl hapis alıyor. daha sonra cezaevinde biri öldürülüyor ve dediğine göre bunu yapan o değil. bir de bu yüzden adama 15 yıl daha ekliyorlar. diğer hapishane suçlarından 8 yıl, 10 yıl... kendisi de "aldığım ceza 100 yılı geçmiştir herhalde adamım, you know..." diyor gülerek. evet, sıyırmış ama bunun tek nedeni şiddete eğilimli olması değil. hayatında karşılaştığı her şey onu daha da kötü bir hale getirmiş. mesela; azılı mahkumları adam etmek için close management diye bir şey uyguluyorlarmış. yakın tecrit gibi bir şey. hiçbir şeyin olmadığı bir hücrede tutuluyorsun, tek başına. normalde en azılı mahkumları bile burada en fazla 8-9 ay tutarlarmış. bu adam orada tam 20 sene geçiriyor. kendisi de diyor: işkence resmen. kafasının çok yerinde olduğunu söyleyemem ama o koşullarda 20 sene geçirmiş biri olarak yine de aklını koruyabilmiş, bunu kesin olarak söyleyebilirim. "mahkumlar bize köpek gibi davranıyorlar, bana da sürekli çıban başı benmişim gibi baktılar ve sürekli hücre hapsimi uzattılar." diyor. sonra, bir gün yaşlı bir mahkuma gardiyanların nasıl davrandığını gördüğünde "burada yaşlandığımda böyle olmak istemiyorum." diyor ve "sikerler" deyip, idam almak için çalışmalara başlıyor. bir gün, bunun hücresine çocuk istismarcısı, frank hart diye bir puştu koyuyorlar. james, önceden planlayıp bu herifi boğuyor. dediğine göre bunu yaparken hiçbir şey hissetmemiş, üzülmemiş, hepsini önceden planlamış ve asla pişman değilmiş. bunu yapmaktaki amacı hâlâ tam olarak bilinmiyor. bundan sonra idama mahkum edilmiyor ama. avukatına diyor ki: hacı bana idam kararı aldır. normalde aklı başında bir insanın yapmayacağı bir şeye benziyor değil mi? ama hayır, olay şuymuş:

    idam cezası alanların kaldığı yerler, bu diğer hapishane bölümlerine göre lüks bir otel gibiymiş. herif 20 sene yakın tecritte geçirdikten sonra, tv'nin olduğu, daha güzel yemeklerin çıktığı, "lan zaten bunlar ölecekler" diye kimsenin karışmadığı, sessiz, sakin, daha rahat bir hapishane bölümüne geçiyor. bir de kim söyledi şu an hatırlayamadım ama bu adam şiddet içinde büyümüş, o yüzden de şiddet dili olan bir adam. senelerce içinde öfke birikmiş, gençken daha öfkeliymiş ve hep şiddeti uygulayan taraf olmuş. yaşlanıp da şiddete uğrayan taraf olmak istemiyor yani. bir hemşirenin şu tespiti doğru: bu tür herifler narsist olurlar, diyor. bu adamla ilgili ayrıntılı bir geçmiş raporu hazırlayan adam da: "normalde bu yakın tecrit mahkumları hizaya sokar ama james robertson örneğinde bu tam tersi. onu çok daha vahşi, dizginlenemez bir varlığa dönüştürmüş." diyor.

    idam kararı alındıktan bir sene sonra teyzesinin oğlu ona bir mektup yazıyor. daha öncesinde uzun yıllar hiç görüşmemişler. böyle bir hayatı olduktan sonra, kuzenine yazdığı bir mektupta hayatını çok güzel özetliyor aslında: "ben hiç yaşamadım, sadece var oldum." bu sözle birlikte, onun hayatına dair kuzeninin söyledikleri de çok anlamlı: "o, suçlu olarak doğmadı. çoğu anne baba için çocuklarından daha önemli hiçbir şey yoktur. fakat her nedense, james'in ebeveynleri için bu durum geçerli değildi. onunla hiç ilgilenilmedi. annesi ve babası uyuşturucu bağımlısı ve alkolikti. iki erkek kardeşi onu hiç aramadılar, idam cezası aldığında bile ulaşmadılar. idam cezası aldıktan bir sene sonra, ona ilk kez mektup yazdığımda biraz umutsuzdu. "herkes, hayatımdan en fazla 3 ay içinde çıkıyor, seninle de öyle olacak." demişti. 1 yılın sonunda hâlâ mektuplaştığımızı görünce bana artık güvenmiş ve rahatlamıştı. ben ve ailem onu biraz yumuşattık. 12 yaşından beri hayatı sürekli ceza kurumlarında geçti. hayatında hiçbir kadınla beraber olmadı. evlenmedi, çocuğu olmadı. dış dünyayı neredeyse hiç tanımadı ve 37 senedir bildiği tüm dünya orası oldu, 20 sene yakın tecrit dahil. bu adam suçlu olarak doğmadı sadece hiç sevilmemiş."

    bu, en sondaki "bu adam sadece hiç sevilmemiş" o kadar anlam taşıyor ki. sevginin dünyayı kurtaracak ve kötülüğü sonlandıracak tek şey olduğunu işte tam burada fark ediyorsunuz. diğer mahkumların hikayeleri de bunu destekliyor. james robertson'la ilgili daha fazla bilgi için:

    https://www.thesun.co.uk/…executed-james-robertson/
    https://www.crimeandinvestigation.co.uk/…-robertson

    2. kenneth foster jr

    tek bir kurşun ateşlememesine rağmen, idam cezası almış bir mahkumun hikayesi bu. çok ilginç bir dava.

    olay şu: bir geri zekalı zenci gangi, dışarıda soygun amaçlı dolanıyorlar. arabada 4 kişiler. birilerinin önüne çıkıp, silah zoruyla onları soyduktan sonra, yolda bir aracın içinde gördükleri kadını evine kadar takip ediyorlar. kadın striptizciymiş. evine geldiğinde arabadan inip bunlara "beni mi takip ediyordunuz?" diyor. zencilerden biri de "güzel görünüyorsun vs." deyip muhabbeti uzatıyor. kadının yan komşusunun küçük oğlu da o sırada evlerinin park yerinde. onlarla bir sözlü münakaşa oluyor. orası çok şaibeli. bu oğlanın bu zencilere orta parmak gösterdiği iddia ediliyor. sonra bu kenneth foster jr. denilen, şoför koltuğunda oturan kişi arkadaşına "onun bize hareket çekmesine izin mi vereceksin?" diyor. güya bunu şaka yollu söylemiş. içlerinde artizlik yapmaya meraklı olan bu oğlan da silahıyla dışarıya çıkıyor ve o üç kişi aralarında biraz sözlü tartışma yaşıyor ve dışarı çıkan zenci, bu ailenin en küçük oğlunu başından vurarak öldürüyor. evde de tüm aile bireyleri var, olay gerçekleştikten kısa bir süre sonra dışarı çıkıp oğullarının yerde kanlar içinde yattığını görüyorlar. berbat bir travma, gerçekten.

    sonra, adamı vuran eleman ve bu şoför koltuğundaki eleman idama mahkum oluyorlar. texas'da da bir kanun varmış: bir grup kişinin işlediği bir suçta, bir tanesi diğer hepsinin suçunu üstlenip, diğer suçlular salıverilmesin diye, orada suça karışan herkese aynı ceza verilirmiş. "crime parties" deniliyormuş buna. yav arkadaş, işini başkasına yaptıracak, suçunu üstlendirtecek biri varsa zaten, önden birini gönderip yine bunu yaptırır. hıı, olay gerçekten hepsinin sorumlu olduğu bir şeyse buna da olrayt. yargılayın hepsini ama bir geri zekalının kendince kurgulayıp yaptığı bir suçu nasıl herkese yıkıp da hepsine idam cezası verebilirsin ki? fakat ilginç bir ayrıntı: bu kenneth'e verilen idam kararı, cinayeti işleyen herifin cezası henüz kesinleşmeden veriliyor. insanlar onun grubun beyni olduğunu ve o geceyi mümkün kılan kilit isim olduğunu düşünüyorlar. o küçük çocuğun parmak çektiği ve bunun da "bize parmak çekmesine izin mi vereceksin adamım?" deme ayrıntısı da yalnızca bu belgeselde bahsi geçen bir şeymiş. daha önce kimseye söylememiş. kenneth, "belki ben geri zekalı çenemi tutsaydım o gün yolumuza giderdik. bu çenemin cezası da idamsa ben bunu çekerim" diyor.

    olayın akıbeti de şöyle oluyor: o, cinayeti işleyen puşt zaten idam ediliyor. bu kenneth denilen eleman için de millet protestolar düzenliyor: "o suçsuz, onu kurtarın, idamını durdurun" diyerek. adam zaten 20 sene geçirmiş hapiste. arabanın sürücüsü olmaktan bunu grubun beyni diye yargılayıp cezasını kesmişler. ki, bence yeteri kadar pişmanlık yaşayarak, yeteri kadar cezasını çekmiş. oğullarını, kardeşini kaybeden ailenin acısını da çok iyi anlıyorum. fakat bu herife verilen ceza bana göre suçunun çok üstü bir ceza. tamam, geri zekalı, hava atmaya meraklı, uyuşturucu kullanan, suça eğimli bir herif ama idam, tetiği çekmemiş bir herif için fazla bence.

    yalnız, ailenin çektiği acıyı savcı olan, ölen kişinin kardeşi çok fena anlattı. kanınıza dokunuyor böyle pisi pisine sevdiğiniz birinin öldürülmesi. dedi ki: "kardeşimi yerde cansız yatarken gören babam bir iç çekti ve sanki o an ruhu bedeninden ayrıldı. şu an baba olduğum için bunu daha iyi anlıyorum. babanıza, kardeşinizin kanını kapınızın önünden temizlerken yardım edince inanılmaz bir öfke birikiyor içinizde. özel günlerin bir anlamı bile kalmıyor. güldüğünüz için suçlu hissediyorsunuz." ne zor be. öyle zor ki. keşke kimsenin başına gelmese böyle şeyler.

    bu kenneth'in babası uyuşturucu bağımlısıymış, annesi hayat kadınıymış ve aids'ten ölmüş. böyle bir aile ortamında düzgün yetişemeyeceğini düşünen dedesi ve babaannesi onu yanlarına almışlar ve ona güzel bir hayat sunmaya çalışmışlar. fakat bu salak, ortaokulda marihuana kullanan bir grupla arkadaşlık etmeye başlayınca işler kopmuş. en sonunda da soygun yapan bir grubun içinde yer almış ve filmin sonunda da elleri kana bulanmış. sonuç da bu işte: birçok kişinin hayatına mal olmuş bir olay.

    bu kenneth, hapishanede bir şiir kitabı yazmış, bir de mektuplaştığı bir kızla hapisteyken evlenmiş. boş da durmuyor.

    texas eyaletinde idam gerektiren suçlar için: link
    tahliye edilmesi için kurulan site: http://www.freekenneth.com/
    kendisiyle ilgili daha fazla bilgi için:
    https://archive.org/details/kennethfosterinterview
    https://www.youtube.com/watch?v=4tospcyirsa
    https://abcnews.go.com/…law/story?id=3475381&page=1
    http://murderpedia.org/male.f/f/foster-kenneth.htm
    http://murderpedia.org/…ale.b/b1/brown-mauriceo.htm

    3. justin dickens

    bu herif bence cezasını sonuna kadar hak etmiş. kabul, kötü bir hayatı olmuş. annesi uyuşturucu bağımlısı, babası yok, evsizler ve annesi geçimini hırsızlık yaparak kazanıyor. tüm hayatı annesiyle birlikte kodeste ya da uyuşturucu çevresinde geçmiş. sonra gidip, daha tehlikeli, kokain bağımlılarıyla arkadaşlık kuruyor. onlara bir şekilde borçlanıyor, para için bir mücevher dükkanını soymaya gittiğinde ise; herkesin hayran olduğu, çok idealist ve değerli bir öğretmeni öldürüyor. bu yüzden idama mahkum oluyor.

    şimdi, soygun ve cinayet farklı şeyler. öldürmemeye giden insan silahını dolu tutmaz. gider, şov için belki silah gösterir ama tetiği çekmez. çektiysen, cezanı hak etmişsindir. bu konuda o dönemin savcısının şu yorumu çok isabetliydi: "aldığı cezayı sonuna kadar hak etti. sadece ne tür biri olduğundan ya da yaptıklarından dolayı değil, bizden almayı seçtiği maktulden dolayı hak etti." ayrıca kendisinde napolyon kompleksi olduğundan söz etti, çok da haklı. bu çocuk, annesi uyuşturucu kullandığından prematüre doğmuş, 7 aylık. küçük, zayıf bir şey. parayı bulması için, borçlu olduğu uyuşturucu bağımlısı deyyus bunu herkesin önünde dövüyor. bu da gidip "bakın ben neyim, benimle uğraşılmaz dostum" ayaklarına cinayet işliyor. zaten normalde de kendini olduğundan daha büyük göstermeye çalışan bir tipmiş, artist artist yürürmüş. bazı ufak tefek erkeklerde bu durumu ne yazık ki ben de defalarca gözlemledim. hatta gördüklerimin %95'inde bu durum vardı. o yüzden hiç yaklaşmam böyle tiplere. birliktelik anlamında demiyorum, kompleksli insanları sevmiyorum sadece.

    öldürdüğü adam, allen carter, okulda hiçbir öğrencinin başarısız olmasını istemeyen ve öğrencilerinin hepsiyle bunun için özel olarak ilgilenen bir öğretmenmiş. zorbalığa uğrayan, sönük kalan öğrencileri özellikle tespit edip, hepsine hayatta bir şans vermek için çalışırmış. düşünsenize; böyle muhteşem bir insansınız, travmatik bir geçmişi olan ve tam da bunun devam etmesi üzerine bir hayat süren geri zekalı bir ergen yüzünden hayatınızı kaybediyorsunuz. kaybedilen sadece bu adamın hayatı değil, aynı zamanda hayatlarına dokunabileceği çocuklarının da kaderini değiştiriyorsunuz. bazen, suçlara karışmamış ama suça eğilimli olan tiplerin bile toplumdan ayıklanması için bir şeyler yapılması gerektiğini düşünüyorum. kabul edilebilecek bir şey değil.

    bölüm sonunda, olayla ilgili herkesin yaptığı yorumları bu herife dinletmeleri ilginçti. böyle bir hayatın sonunda ne yazık ki bu herifin bir yerlerde patlayacağı neredeyse kesinmiş çünkü belanın tam göbeğinde. olay, birazcık kötü bir şekilde ve onun aleyhine vuku bulmuş olsa da, içi dolu bir silahla dükkan sormaya girmek ve içi boş bir silahla dükkan soymaya girmek kişinin seçim yapabileceği bir şeydir. davanın sonunda da ölen adamın kızının söylediği şey çok çarpıcıydı. davada birisi bu justin'e soruyor: "şu an allen carter'ın ailesini ve çocuklarını gördükten sonra ne hissettin?" justin piçi de acılı aileye bakıp diyor ki: "bu benim başıma geldiği için çok üzgünüm". bak işte bu denilecek şey değil. kaç sene sonra pişman olup da "o zamanlar götleğin tekiydim" desen de, acılı bir aileye o denmez. bu herif de, onun hayatının bu şekilde sonlanmasına ön ayak olmuş birçok olgunun sonucu ama götleğin teki olmamayı seçme hakkı hep varmış ve bunu kullanmamış.

    kendisiyle ilgili daha fazla bilgi için:
    http://murderpedia.org/…/d/dickens-justin-wiley.htm
    https://www.reddit.com/…h/justin_dickens_episode_3/

    4. miguel martinez

    bu gerçekten ilginç bir bölümdü. burada özellikle bahsedilmiyor ama kenneth foster'ın başına gelen ve onun yargılanmasına yol açan kanun, bu adamın da başını yakıyor. "crime parties" denilen bu kanun texas'da geçerli ve bu olay da texas'da oluyor. suça bizzat karışmamış olsa dahi, suç yerinde bulunması, bunu engellememesi ve olayın gerçekleşmesine ön ayak olması nedeniyle ceza alıyor.

    burada 3 adet ispanyol genç var. iki tane miguel, bir de milo diye bir çocuk. miguel'lerden biri martinez, 17 yaşında; diğeri venegas, 16 yaşında. çıbanın başı venegas çünkü 8 yaşından beri şeytanın oğlu olduğuna inanan bir mal. eskiden kara dulları toplayıp, arkadaşlarının önünde üzerine dökermiş. onlar onu ısırmadığında ise şeytanın oğlu olduğuna iyiden iyiye inanmış. bunlar, babası yargıç olan milo'nun evlerine bağlı olan küçük kulübesinde toplanıyorlar sürekli. milo'nun parası var, uyuşturucuyu o alıyor. sonra bir gün laf çarpıtıyor bunlara, "benden otlanıyorsunuz" gibisinden. bu salaklar da gidip hırsızlık yapmaya karar veriyorlar. yanlarında 2 bıçak, milo'nun evinden aldıkları bir balta ve beyzbol sopası var. martinez'in tanıdığı, 33 yaşında papaz biri var. onun için çalışıyormuş eskiden ve herifin anahtarı bunda var. onun evini soymaya gidiyorlar. milos bunları oraya bırakıp gidiyor. venegas da o gün halüsinasyon ilaçları almış, üstüne topluca kokain çekmişler. kafa bir milyon. gidiyorlar eve. içeri bakıyorlar. toplamda üç kişi var. hepsi ayrı yerlerde yatıyor. biri 14, diğeri 20, evin sahibi de 33 yaşında. bu salak venegas "şeytana ruh gönderelim hadi" diyor. kanepede uyuyan çocuğa baltayla girişiyor, sonra defalarca bıçaklıyor. sonra martinez'e bakıyor "sıra sende" der gibi. bu salak da zaten ölmüş olan elemana birkaç kez bıçak saplayıp dışarı kusmaya gidiyor. döndüğünde venegas buna bakıyor, "bu işi bitirmemiz gerek" diyor ama martinez dahil olmuyor. venegas gidiyor, önce 14 yaşındaki çocuğu, sonra evin sahibini öldürüyor. bunlar oradan ayrılıyorlar. sonra olay ortaya çıkıyor ve tutuklanıyorlar. venegas'ın yaşı henüz 16 olduğu için, ifade bile vermeden 41 sene hapis anlaşmasıyla "kurtuluyor". martinez ise idam cezası alıyor.

    heriflerin de yüzlerini bir görseniz bunu yaptıklarına inanamazsınız. martinez zaten çok karizmatik bir adam, venegas'ın da çok ilginç bir şekilde şirin ve şefkatli bir yüzü var. kimse kalkıp da bunlar bunu yaptılar demez yani. bunların işledikleri iğrenç suçtan ve geri zekalılıklarından bağımsız olarak söylüyorum: yahu, ikiniz de büyümüş, gayet yakışıklı, karizmatik hispanik herifler olmuşsunuz. değer miydi lan?

    bu hispaniklerin dine, şeytana ve büyüye bu kadar meraklı olması da ayrı bir manyaklık. venegas'ın o yaşta şeytanın oğlu olduğuna inanmasında da ne yazık ki bunun çok ilgisi var. o gün martinez de buna girişeceklerini düşünmese de venegas'tan korktuğu için müdahale etmemiş, edememiş. yalnız venegas'la yapılan röportaj çok çarpıcıydı. herif diyor ki: "bana anlaşmalı olarak 41 sene verdiler. 41 sene o öldürdüğüm 3 candan birine bile denk gelmez. bu ceza sanki elime hafifçe vurmak gibi oldu." bunu martinez'e dinletiyorlar sonra, onun dediği çok daha çarpıcı: "benim de 41 sene cezam olsa, ben de birçok şey söyleyebilirdim, fakat yok. idam sırasındayım." yazık ya. öyle acıdım ki bu adama. daha sonra defalarca tahliye isteğinde bulunuyor fakat olayın vahşiliği nedeniyle her seferinde reddediliyor. bu adam olaya belki dahil olmuş diyebiliriz ama kimseyi öldürmemiş. 20 küsür senedir de hapiste yatması bana göre bu olayda ne hatası varsa onu çekmesine yetmiştir. olay gerçekleştiğinde 17 yaşında olan bu adamın aldığı cezayı hak ettiğini düşünmüyorum. venegas piçi hak etmiş ama, doğruya doğru. insan öldürmenin çok yanlış bir şey olduğu 16 yaşında bile anlaşılabilecek bir şeyken; bu hem cinayet işliyor, hem de bunu çok sadist bir şekilde yapıyor. hepsinde olduğu gibi bunda da uyuşturucu zaten var ama yaptığı şey gerçekten kabul edilebilecek bir şey değil. bence martinez'in cezasını bu piç venegas'a devrederek adaleti sağlayabilirler. sırf biri diğerinden 1 yaş büyük diye asıl suçluyu ödüllendirmişler resmen. amerikan başkanı dahil herkesi arayın bence. kurtarın şu martinez'i oradan, vallahi içim yandı. zaten onun için bir kampanya başlatmışlar: link

    konuyla ilgili daha fazla bilgi için:
    https://offender.tdcj.texas.gov/…ction?sid=04447118 (martinez)
    https://offender.tdcj.texas.gov/…ction?sid=05007936 (venegas)
    https://www.houstonchronicle.com/…hp#photo-16011034
    https://www.crimeandinvestigation.co.uk/…l-martinez
    https://www.reddit.com/…u_are_willing_to_sign_this/
    https://www.youtube.com/watch?v=z1gavwwioqq (bu davayla ilgili çekilen başka bir belgesel. içinde martinez'le yapılan röportajlar var.)

    5. charles thompson

    bu işte puştun teki. götoş. 20'li yaşlarının başında, barmenlik yapan 38 yaşında bir kadınla tanışıyor. dediğine göre aşık oluyor. bir gün kadını dövüyor. kadın da bundan ayrılıyor. kadın daha sonra aynı yerde çalışan başka bir barmenle birlikte olmaya başlıyor. bunu öğrenen, bu chuck denilen ibne, önce kadının evine girip kavga çıkarıyor. kadının yeni sevgilisinden bir güzel dayak yiyip, gidiyor. sonra eve silahla gelip, ön kapıyı kırıp önce kadının sevgilisini öldürüyor, sonra kadına sıkıyor. kurşun kadının yanağından girip boynundan çıkıyor. adam ölüyor, kadın hastaneye kaldırıyor. polis bu herifi arıyor, bu aranıldığını öğrenince gidip teslim oluyor. olayı kendi cephesinden anlattığı şekilde şöyle:

    bu eşyalarını almak için sevgilisinin evine gitmiş. o sırada yeni sevgili bir bıçakla bunun üzerine yürümüş, bu da onu vurmuş. kadın da bunları ayırmaya çalışırken arada kaynamış ve yanlışlıkla vurulmuş. sonra bu 911'i aramış -ki burası doğru, kanlı bir elle tutulmuş telefon ahizesi fotoğrafı vardı-. sonra kaçmış, arkadaşına gitmiş.

    tabii ki onun anlattığı yalan. bir kere eşyalarını barışçıl bir şekilde almaya gittiysen neden kapıyı kırdın ve silahla gittin? silahı kadının dolabından aldığını söylüyor ama cinayet salonda ve mutfakta işlenmiş, onu alacak süreyi ne ara buldun? amacın cinayet değil, nefsi müdafaa ise, adamın önce göğsüne sıktıktan sonra niye bir de ensesine sıktın?

    neyse, kadın hastanedeyken, bu chuck "kasıtsız adam öldürmekten ve kadını kasıtlı yaralamaktan" yargılanıyor. kadın hastanedeyken ve hayati tehlikesi yokken, solunum cihazı 5-10 dakika çalışmıyor ve kadının beynine o sırada oksijen gitmediği için kadının beyin ölümü gerçekleşiyor ve 3-4 gün sonra makineleri kapatılıyor. bu noktadan sonra iki cinayetle, idam cezası da bir seçenek olmakla birlikte yeniden yargılanıyor. durmadan hastaneyi suçluyor, tüm savunmalarında "ben öldürmedim hastane öldürdü" diyor ama idam cezasını alıp göt üstü oturuyor. kadının oğlunun bu konuda muhteşem bir tespiti var: "sen vurmasaydın o hastanede olmayacaktı değil mi? 5 yaşındaki çocuk gibi davranıyor. hani çocuklar da bir suç işlerler, yakalanırlar ve tüm deliller onların suçluluğunu gösterirken yine de yapmadım derler ya, aynı bu şekilde davranıyor."

    bu herifin yalancılığı ve pisliği burada da bitmiyor. bir de bu deyyus alkolikmiş. bir gün mahkemede giydiği giysileri giyerek ve çıkışa kadar milleti kandıra kandıra hapisten kaçıyor. 4 gün dışarıda takılıyor, aşırı alkollüyken polise takılıyor ve tekrar hapise postalanıyor. yargılanırken de, olayın şahidi olan bir arkadaşını öldürtmek için kiralık katil tutmaya kalkıyor. fakat polis bunu tongaya düşürüp, kiralık katil rolüyle ses kaydını alıyor, jüriye veriyor ve geçmiş olsun thompson. olayla ilgili bir sayfa: http://murderpedia.org/…thompson-charles-victor.htm

    6. david lewis

    yazık yav. bu çocuğa acıyorsunuz görünce. bu herif aslında engelli sayılabilecek bir zeka geriliğine sahip. iq'su 69-85 arasıymış, sınırda tam. bildiğim kadarıyla okuma yazma öğrenebilmek için en az 70 iq'ya sahip olmak gerekiyor. ortalama insan iq'su 100, zeki dediğimiz kişiler 120-130'u buluyor. 130-140 üstün zeka, onun üzeri zaten dahi. 100'ün aşağısı içinse hayat çok zor. bu adam da okulda öğrenmekle ilgili çok zorluk çekmiş. sonra da okulu bırakmış zaten. annesi zor doğurmuş onu. doğarken başı zarar görmüş, şaşı doğmuş ayrıca. babası olmamış, annesinin sevgilileri olmuş hep. 16 yaşında da evden kovulmuş, sokaklarda hırsızlık, uyuşturucu batağına düşmüş. sonra dedesinin yanına taşınmış. iş bulamadığı için de hırsızlığa devam etmiş.

    sene 1986, bu 21 yaşında. o zamanlar 1000 nüfuslu bir yerleşim bölgesi var. bu herif orada yaşarken bir gün yine hırsızlık yapmaya karar veriyor. o gün de sarhoş, uyuşturucu zaten hep var. bir tane müstakil eve giriyor. içeride kimse yok. bu çalacağı birkaç şeyi alıyor, fakat o sırada, 74 yaşındaki evin sahibesi kiliseden eve dönüyor. bu geri zekalı da onu gördüğü gibi ateş ediyor. karanlıkta kim olduğunu da görmüyor. kadını sağ gözünden vuruyor, ölüyor tabii. bu da yürüyerek dedesinin evine gidiyor. o gün de yağmur yağmış, yerler çamur. tabii, ayak izlerinden bulunuyor hemen. önce uzun süre reddediyor yaptığını, fakat işin ucu dedesine dokunacak olduğunda itiraf ediyor. bir sene sonra da idama mahkum oluyor, 30 senedir de idam mahkumlarının olduğu yerde.

    bu bölümün etkili yerlerinden biri bu olaydaki delil kutusuydu. kadın öldükten sonra geriye kalan kırılmış gözlüğü, herifin ayak izinin kalıbı... polis "işte birçok hayat tek bir kutuya sığıyor" dediğinde çok büyük bir olayın ne kadar küçük bir yere sığdığını görünce üzülüyorsunuz. bir de, bu davadaki kurbanın 74 yaşında olması cezanın hafife alınması için bir neden değil. eminim ki, birçok duygusuz insan "ya kadının bir ayağı zaten çukurdaymış" diyecektir. derler de, kimlerin trajedisiyle dalga geçiyorlar. bu da ayrı bir öküzlük. o kadını seven insanlar vardı ve herkes gibi o da yaşayabileceği kadar yaşamayı hak ediyordu. ayrıca, o gün içeri giren herhangi biri de olabilirdi. burada birçok farklı değişken var aslında; adamın zeka geriliği, uyuşturucu ve alkol bağımlılığı, iş bulabilme lüksüne sahip olamaması, suça eğilimi ve toplum için bir tehlike oluşturması vb. bölümün sonunda bir de şunu öğreniyorsunuz: bu herif, bu olay olmadan kısa bir süre önce bir otoparkta birilerini soyarken, içlerinden birini bıçakla yaralamış. bir de hayranlık duyduğu, durmadan yapmadığı suçlarla övünen salak dayısını kendine idol olarak almış. dayısı da bunu polise ihbar eden kişi aslında. o da bu belgesel çekilirken öğreniyor bunu. yazık ya, ne diyeyim. normal şartlarda doğal seçilimde hiç hayatta kalamayacak kişiler, yaşadıkları olayların onları toplum için birer tehlikeye dönüştürmesi sonucu kötü şeyler yapıyorlar ve bunun cezasını çekiyorlar. kader desem değil, o zaman insanların seçim yapma özgürlüğünü hiçe saymış oluyorsunuz ama neden ve sonuç ilkesi işte.

    bu adamın avukatı da şu şekilde savunma yapıyor: "bu adam iyiyle kötüyü, doğruyla yanlışı ayırt edebilecek, kendi haklarını anlayıp da ona göre ifade verebilecek biri değil" diyor. ayrıca bıçaklama olayında bu adam onun avukatı olarak atanmışken, bunun o konuda ifadesini almışlar. normalde bu koşullarda ondan ifade alabilmek için avukatın izin vermesi gerekliymiş. adam şüphesiz toplum için bir tehlike diyebiliriz çünkü içine şiddetin ve cinayetin dahil olduğu soygunlar yapıyor. fakat yine de, bu durumda idamın bu kişi için çok ağır bir ceza olduğunu düşünüyorum. bana göre 20-30, hadi 40 senelik bir hapis cezası verilmeliydi. anasını satiyim, 3 kişiyi baltayla kıyan öküz venegas'a 41 sene verip, bu adama idam vermek adil değil ya. vallahi acıdım, ne diyeyim. normalde konuşurken bir sıkıntı olduğunu anlıyorsunuz ama engelli derecesinde bir zeka geriliği yokmuş gibi geliyor. ne yaptığının, sonuçların ne olduğunun farkında. incelenmesi gereken bir kişi, gerçekten çok ilginç.

    7. deandra buchanan

    işte bu tam bir katıksız orospu çocuğu. klasik zenci suçlulardan. ırkçılık yapmıyorum burada çünkü zencilerin hani o öldürmekten, uyuşturucu satmaktan övünen bir tayfası var ya, bu ibne de onlardan. buna keşke voltajı veriverselermiş. bu ipne, bir gece akrabalarını ziyarete gittiğinde; teyzesini, onun eşini, bir de karısını öldürüyor. karısı, iki kızını kucağında tutuyorken hem de! herifte kadına yönelik şiddet var, uyuşturucu satıcılığı var, 3 de cinayet var, önce idam veriliyor ama sonra herifin cezası müebbete çeviriliyor ya, inanılır gibi değil!

    güya bu herifin travması 11 yaşında babasının bir motosiklet kazasında ölmesi ve onun babasını o şekilde görmesinden kaynaklanıyormuş, öyle diyor. bu travmadır, kabul. fakat tüm bu yaptıkları için bir bahane değil. herifin oturuşu bile yamuk, gerçek bir psikopatı görüyorsunuz önünüzde. konuşurken de zerre pişmanlık, suçluluk göstermiyor. işte bu, gerçek anlamda toplumdan ayıklanması gereken bir psikopat.

    neyse, babasını kaybettikten sonra biraz savruluyor hayatta, olur, normal. daha sonra kuzenleri geliyor california'dan. buna uyuşturucu veriyorlar, uyuşturucu satmayı öğretiyorlar. bu salak da "al, ver, süper iş, deli gibi de para kazanıyorsun" deyip, uyuşturucu satıcılığına başlıyor. ona göre her şey alıp vermek. fakat diğer uyuşturucu kartelleri var tabii. bir tanesi kapının arkasından vurulunca bunun paranoyaklığı başlıyor. bir herif tutuyor, kapıları açması için ona her gün 50 dolar ya da o değerde uyuşturucu veriyor.

    bir gün güzeller güzeli, akıllı, muhteşem bir kızla tanışıyor -kurbanı demek daha doğru olur herhalde. o sıralar çok kibar, efendi herif rolünü oynuyor. daha sonra bu kızdan 2 güzel kız çocuğu oluyor. bu süreçte de, kafası iyiyken ve paranoyaklığı tavan yapmışken kadını defalarca dövüyor, bazen eline geçirdiği bazı eşyalarla hem de. kadının annesinin evine dönme fikri oluyor, annesiyle de konuşuyor bunu ama artık tehdit midir yoksa başka bir şey mi, annesinin evine gitmiyor. bu ibnenin yanında kalıyor. hayatının hatası bu oluyor. kısa bir süre sonra bu deyyusun akrabalarının evine yemeğe gidiyorlar. dışarıda bu herifin adamları var. canı uyuşturucu çekmiş o gün, birine diyor ki "bana bir ot verin". giriyor içeri, içiyor bunu. sonra eve birisi gelmiş gibi hissediyor. yatak odasına girdiğini düşünüyor. herif manyak derecede paranoyak, oraya girdiğini düşündüğü kişinin katili olacağını düşünüyor. güya, o gün içtiği şey daha önce tattığı bir şey değilmiş asla. tüm bu olaylar da onu içtiğinden olmuş. zaten kafa bir milyon, daha sonra adamına yatak odasının kapısını aç diyor, bu adam da açmıyor, "kimse yok" diyor. sonra ailesinin yanına gidiyor, kim geldi içeri diyor, kimse gelmedi diyorlar. sonra bir şeyler patlak veriyor ve bu ruh hastası pislik, önce teyzesinin eşini, sonra teyzesini vuruyor. karısı, çocukları kucağına alıp dışarı çıkıyor. bu kaçarken kıza sesleniyor, kız ona doğru dönüyor ve sırf yavrularına bir şey olmasın diye onları kollarında tutarken iyice açıyor kollarını, vurulmanın şiddetinden etkilenmesinler diye. bu puşt kızı vuruyor, kız da yere düşüp, kan kaybından ölüyor. kıyamam ya, şu annenin ölürken bile yaptığı fedakarlığa bakar mısınız? sonra polis geliyor tabii. bu göt lalesini tutukluyorlar. onu tutuklayan polis diyor ki: benim talimatlarımın hepsini uyguladı, o esnada hepsini duyuyordu diyor. yani çevrede olanların farkında. sonra bunu sorguya alıyorlar tabii. en ilginci de sorgu kaydı. herifin kafa bir milyonken olayı "someone was trying to kill me maaannn, then i went outside and shot my girl maaannn" diye anlatıyor. yavşak.

    her neyse, öldürdüğü tüm kişiler o kadar iyi, herkesin o kadar sevdiği kişilermiş ki, bu herifin derisini tırnak makasıyla soysanız yine de cezasını tam olarak veremezsiniz. geride birlikte büyüdüğü teyzesinin üç kızı, kendi iki kızı ve sevgilisinin annesi kalıyor. hepsi de hâlâ yaşadıkları travmayı unutabilmiş değil. ...ve bu ibnenin idam cezası müebbete dönüşüyor! sıçayım adalet sisteminize.

    8. robert schafer

    bu herifi ilk kez görünce sanki adam bir muhasebeciymiş gibi geliyor. fakat akıl almaz bir geçmişi olmuş. iki cinayeti var ve herif onu buna sürükleyecek her sebebe sahipmiş. olayı basitleştirmiyorum, yaptığı şey her açıdan berbat bir şey ama anne figürü aşırı önemli diyorlar ya, işte burada bunun önemi aşırı derecede belli.

    bu herif 11 çocuktan biri. babası askermiş, bu 7 yaşındayken ölmüş. annesi de yetiştirme yurdunda büyümüş. inanılmaz gaddar, ruhsuz bir orospu. bu çocuk uyurken gidip ona tokat atıp, "ibne" diye bağırırmış durduk yere. sürekli de dövermiş. bir kere bile çocuklarına sarılmamış. göt kadar evde 13 kişi yaşamışlar. bunlara da üvey baba getirmiş bir tane. çocuklar da o yaşlarda olabilecek en kötü şekilde yetişmiş, en iğrenç şeylere bulaşmış. buna çocuk istismarcılarının oyuncağı olmak da dahil. bu herif, daha yaşı küçükken en yakın arkadaşıyla birlikte, böyle heriflerden birinin karavanına girer ve para kazanırlarmış. arkadaşı anlatıyor: "ben birkaç kez prezervatifle oral seks yaptım, ben oradan çıktığımda elimde 50 dolar oluyorken, o çıktığında elinde 150-200 dolar olurdu. ben de o yaşlarda, onun bu işte benden daha iyi olduğunu düşünürdüm." diyor. biri ona şakalaşmak için "ibne" dediğinde aşırı derecede sinirlenirmiş. e normal. herif küçüklüğünden beri hem duygusal, hem fiziksel, hem de cinsel olarak istismara uğramış. cinayetlerinin nedenini de aslında bu oluşturuyor çünkü cinayet nedeni hâlâ tartışmalı denilse de aslında çok belli bana göre. olay şu:

    bu herif 19 yaşındayken, ekürisi bir çocukla gidip hırsızlık yapmaya karar veriyor. daha önce yapmadığı bir şey değil. bir parkta öpüşen bir gey çift görüyorlar. ona göre geyler daha kolay bir "av." bunlara "biz arkadaşlarımızın yanına gideceğiz, bizi bırakır mısınız?" diyorlar. bunlar da iyi insanlar, gelin götürelim diyorlar. biraz arabayla dolandıktan sonra bunlar işgilleniyor tabii "siz bizi oyalıyorsunuz" diyorlar. arabadan inip, kavga ediyorlar. sonra bunlardan biri silah çıkarıyor, o sırada silah dolu değil, arkaya geçip, bunları tehdit ederek ıssız bir araziye doğru sürmeleri gerektiğini söylüyorlar. işte burada olay adam kaçırmaya dönüyor. daha sonra ıssız bir yerde bunlar arabadan inip kavga etmeye başlıyorlar. arkadaşı diğer elemanla dövüşürken, bu da kaçmaya çalışan diğer adamı takip etmeye başlıyor, adamı silahla birkaç kez vurarak öldürüyor. sonra diğer adamın peşine düşüyor, o da kaçmaya başlıyor, sonra onu da öldürüyor. aradan biraz süre geçiyor ve bunlar teslim olma kararı alıyorlar. kaçıp da "suçlu" konumuna düşmek istemiyorlarmış. gittiklerinde birini arkadaşım, birini ben öldürdüm diyor. salak arkadaşı da bunu destekliyor. "bize eşcinsel ilişki teklif ettiler" diye de bir yalan uyduruyorlar. orada çalışan polisin dediği çok doğru: "kendi kendine teslim olan kişilerin çoğu kendi hikayelerini uydurup gelirler, asla olduğu gibi olayı anlatmazlar. onları daha iyi gösterecek bir hikayeyle gelirler. onların kendileri saldırdığını, yaptıklarının nefsi müdafaa olduğunu söylediler. fakat kurbanlardan biri başından iki kez, diğeri de başından bir kez vurulmuştu, bu nefsi müdafaa yarası değildir. ayrıca durmadan bu iki kişinin gey olduklarından bahsediyordu. sanki onların gey olmaları bunu hafifleten bir nedenmiş gibi. sanki herkesin bunu sırf bu yüzden bunu hafifletici bir suç olduğunu düşüneceği düşünüyordu. eşcinsellikle ilgili büyük bir sorunu vardı, nedenini bilmiyorum." diyor. bölümün tamamını izleyince aslında asıl nedenin o kişilerin yalnızca ve yalnızca gey olmaları olduğunu anlıyorsunuz. sanki onları öldürerek tüm yaşadıklarını telafi ediyormuş gibi. fakat öldürdüğü insanlar aslında çok iyi kişiler. eşcinsel olmanın iyilik ya da kötülükle bir ilgisi tabii ki yok ama bu insanları birçok kişi gibi çevresindeki insanlar seviyormuş.

    ölen kişilerden birinin yeğeni bir gün bu elemana mektup yazıyor. bu da ona geri mektup yazıyor ve aslında iki kişiyi de onun öldürdüğünü itiraf ediyor. fakat bu yıllar önce ortaya çıkmış zaten. olan arkadaşına olmuş. bu geri zekalı, işlemediği bir suçtan 11 sene hapis yatmış. röportaj tekliflerini de reddetmiş. aslında olaya bir dahil olması var, o geceyi o da mümkün kılmış. sonuçta birilerini soyma amacıyla çıkıyorlar yola ve bu salağın cinayet işlemesine engel de olmuyor. yazık, ne diyeyim. yine de yeğeni "biz onu affediyoruz, eminim ki amcam da affederdi" diyor. bunun affı olmaz bana göre, birinin hayatını çalıyorsun çünkü.

    polislerin bu adam hakkındaki ifadeleri çok ilginç ama: "robert shafer kendi zekasını fazla ciddiye alıyordu. düşündüğü kadar zeki değildi, kibirliydi. iki cinayeti de itiraf ettiği ikinci ifadesinde neredeyse yaptığından gurur duyar gibi anlatıyordu. çok rahat ve pişmanlık duymayan bir şekilde ifadesini verdi. yaptığının kesinlikle farkındaydı. fakat hiçbir duygu göstermiyordu." ikinci ifadesinden sonra idam cezası talep ediyor ve iki saat içerisinde idam kararı alınıyor hakkında. bunu da polis şöyle yorumluyor: "olayın gidişatına kendisi karar vermek istiyordu. verilen ceza idam olsa da yine de kendi dediğinin yapıldığını görmek onu mutlu ediyordu. sanki sırf manipüle edebilmek için bu yola başvurmuştu., sadece olay manipülasyon olabildiği için." daha sonra idam cezasının verilmesinden sonra temyize başvuruyor, sonra da cezası tahliye imkanı olmadan müebbete çevriliyor.

    annelik çok önemli bir kurum. iyi bir anne olamayacağını düşünen bir kadın dünyaya çocuk getirmemeli. iyi bir baba olacağını düşünmediği bir adamla da evlenmemeli. kadın 11 çocuk yapmış, adamın iki kardeşiyle röportaj yapıldı. onlar normal, sıradan, suçsuz hayatlara sahip olmuşlar ama biri 15 yaşında evden kaçmış. amerikan cahili de böyle oluyor işte. bizdeki ruh hastası, cahil çocuklar da topluma için bir tehlike, bunlarda da aynısı.

    9. joshua nelson

    cezasını sonuna kadar hak etmiş başka biri daha. ama bu herifin bir kurbanı olduğu kadar kendisi de bir kurban. fakat her şeye rağmen, berbat geçmişine rağmen, hayatını aldığı çocuk için içim parçalandı. geride bıraktığı ailesi de dünyanın en büyük kabusunu yaşamışlar bu yüzden. içim cehennem ateşinde yandı resmen. çok kötü çok.

    bu salak, 18 yaşındayken başka bir geri zekalı arkadaşıyla birlikte tommy isimli bir çocuğu öldürüyorlar. o da 20-21 yaşlarında o zaman. çok güzel bir yüzü ve gülüşü var, iyi bir ailesi var, arabası var, hayat ona güzel ama şımarık falan değil, çok iyi bir çocuk. bu josh'la dangalak arkadaşı iki kız kardeşle çıkmaya başlıyorlar. sonra tommy tanışıyorlar bunlarla. güyaa, bir kız kardeşin anlattığına göre tommy bunu arabayla bir yere bırakmaya giderken buna taciz etmiş, tecavüz girişiminde bulunmuş. bu suçlama hiçbir zaman kanıtlanmamış. zaten bu josh tommy'yi öldürme nedeninin asla bu olmadığını söylüyor. sadece bunu bilmenin onu gözünde daha az masum yaptığını söylüyor. bana göre ağız birliği yapıp olayı yumuşatmak istemişler. her neyse, adamın geçmişine gelelim:

    bu herifin annesi de ayrı bir manyak orospu. bunun annesinin önce başka bir adamdan bir kız çocuğu oluyor. bu kadın bir gün ağlayan bebeğinin ağlamasını birden kesince, adam şüphelenip yanına gidiyor ve onu elinde bir yastıkla buluyor. daha sonra buna benzer birkaç olay daha yaşandığında adam boşanma davası açıp, kızının da velayetini alıp bu karıdan kızını kurtarıyor. daha sonra bu karı başka bir herifle evlenip bu josh'ı doğuruyor. baba da alkolik, kadınla adam durmadan kavga ediyorlar, evde şiddet de aşırı derecede mevcut. kadını döver, sonra da oğlanı dövermiş puşt. sonra bu 7 yaşındayken bunlar boşanıyor. her şey daha güzel olacak zannederken karı başka bir adamla evleniyor. bu herif de hem çocuk istirmacısı, hem de eşcinsel. oğlanın odasına girip, ona oral seks yapıyormuş, dokunuyormuş... üff, bir sürü iğrençlik. bir gün bu çocuk karşı çıkmış bunun yaptığına, gidip annesine anlatmış annesi de "bir daha yaparsan seni öldürürüm" demiş sadece. adam da haklı olarak "bir daha yaparsa mı? daha önce yaptıklarına ne demeli?" diyor. o dönemler bir sürü suça karışıyor, tutuklanıyor, uyuşturucu desen gırla var zaten. üvey babası bu tacizleri bir süre durdursa da sonra devam ediyor. daha sonra bu iyice karşı çıkıyor ve annesiyle konuşacağını söylüyor. herif de "ben konuşurum" deyip, içeri girip kadınla konuşuyor. artık ne dediyse kadın da bunu evden kovuyor. işte, bu olayın olduğu gün tommy'yi öldürüyorlar.

    tommy'nin arabasına göz koyuyorlar ve arabayı alabilmek için "über" zekalarıyla birlikte çocuğu öldürmeye karar veriyorlar. buna diyorlar ki: bir yerden para almamız lazım, bizi oraya götürür müsün? bu çocuk da onları uzak, tenha bir yere götürüyor. bu ikisi arabadan iniyor, aralarında nasıl öldüreceklerini konuşuyorlar. tommy'nin beyzbol sopası var ellerinde. arabasını ne kadar çok sevdiğini bildiklerinden "arabanın tamponunda çizik var" deyip bunu arabadan indiriyorlar. bu da arabadan inince başına sertçe vuruyorlar. daha sonra birçok darbeyle tommy'yi dövüyorlar. çocuk da yazık "arabayı alın, lütfen yapmayın" diye ağlayıp yalvarsa da, bu puştlar devam ediyorlar. işte, burada yaptığın şeye devam etmek seni elektrikli sandalyeye ya da zehirli iğneye götürecekse sonuna kadar hak ettin cezanı. bu kadar duygusuz bir hayvan olunmaz ki. derdiniz arabaysa alın gidin işte, yazık çocuğa ya. neyse, bunlar oğlanın başında "bayıldı herhalde" diye konuşurken tommy uyanıyor ve "bayılmadım" diyor, sonra bu josh ibnesi dediğine göre hayatının tüm öfkesini orada kusuyor ve beyzbol sopasıyla vura vura öldürüyor güzelim çocuğu. sonra arkadaşı keith çocuğun boğazını kesiyor. cesedi bir çalılığın oraya götürüp, üzerini örtüyorlar. cinayet silahlarını da göle atıyorlar. arabayla gidip kızları alıp, başka bir eyalete gidiyorlar. kızlar "tommy arabayı size nasıl oldu da verdi?" diye sorunca bunlar hemen "tommy'yi öldürdük" diyorlar. birkaç gün sonra kızlar dayanamayıp polisi arıyorlar. bunlar enseleniyor, çocuk öldüğüyle kalıyor.

    tommy'nin ailesiyle yapılan röportajlar yürek dağlayan cinsten. evlat acısı bir insanın yüzüne nasıl işliyor görüyorsunuz. tommy'nin babası idamı bekleye bekleye ölmüş. idam cezası verilmiş olsa da idamın gerçekleşmesi uzun sürdüğü için, göremeden de ölmüş. tommy'nin abisi hâlâ çok öfkeli ve üzgün. ne zaman tommy denilse ağlıyor. annesi de sanki ruhunu teslim etmiş de öyle yaşıyormuş gibi. oğlunun cesedi florida sıcağında 11 gün kalıp da, çürümüş bir şekilde bulunduktan sonra, kimliği ancak diş kayıtlarıyla anlaşıldığında bir annenin neler hissedebileceğini tahmin bile etmek istemiyorum. kalbim bir mengenenin arasında sıkışmış gibi hissediyorum.

    bu josh piçi o esnada 18 yaşında olduğu için idam alıyor, keith piçi de idam alıyor ama o sırada 16 yaşında olduğu için cezası müebbet hapse çevriliyor. müebbet alan kişiler 40 sene yattıktan sonra tahliye başvurusu yapabiliyormuş. tommy'nin abisi de "eğer çıkarlarsa benimle karşılaşmak istemezler" diyor. sonuna kadar hakkıdır, hiçbir şey diyemem.

    yine aynı formülle karşı karşıyayız: kötü bir anne, çocuklukta yaşadığı cinsel istismar ve uyuşturucu = cinayet. hayatını kaybeden gencecik bir çocuk ve hayatları mahvolan birçok insan. tek bir karara bağlı işte. lanet araba ve bunun için işlenen, tek bir geçerli nedeni olmayan bir cinayet. berbat bir olay. olayla ilgili bir yazı: http://murderpedia.org/…n/n/nelson-joshua-david.htm

    10. wayne doty

    en ilginç bölümlerden biriydi. zeki, kendinin ve yaptıklarının farkında ve deli gibi idam talep eden bir mahkumla tanışıyoruz burada. birlikte çalıştığı, meth alışverişi yaptığı bir adamı kafasından 5 kez vurarak öldürdüğü için içeri giriyor. daha sonra hapiste ona saygısızlık eden bir herifi de karnından 25 kez bıçaklıyor. idam cezası talep ediyor, idam cezası alıyor ve bunun elektrikli sandalyede olması istiyor. daha sonra sürecin çok yavaş olduğunu iddia edip, gazetecilerle iletişime geçip, sürecin uzamasının kurbanların ailesinin acısını uzattığını söylüyor. cidden ilginç.

    inanılmaz güzel bir bebek olarak doğuyor. sarışın, mavi gözlü, kıvırcık saçlı. bir gün babası bunu alarak kaçıp gidiyor. bu adama da annesinin öldüğünü söylüyor, o da 14 yaşına kadar annesinin yaşadığının bihaber. sonra öğreniyor, gidip annesiyle tanışıyor en baştan. babası da alkolik ve sürekli şiddet uygulayan bir herif. bir sürü üvey annesi olmuş, bu babası olacak piç kadınları çok kötü dövüyormuş. hatta birini öyle dövmüş ki, wayne doty onun için: "ringden yeni çıkmış mike tyson'a benziyordu, saçının yarısı koparılmıştı. eğer babam evde silah tutuyor olsaydı onu çoktan öldürürdüm." diyor. herifte zaten aşırı bir dürüstlük var. kuralları, prensipleri var, yalan söylemiyor. uygun şartlar oluştuğunda öldüreceğini, toplum için zararlı olduğunu açıkça dile getiriyor.

    bu adamın saygı konusunda ciddi prensipleri var. "ben insanlara saygı gösteririm, karşılığında da saygı beklerim. hapiste ya da dışarıda olmam fark etmez. sizin konumunuz, ünvanınız da fark etmez. saygıya saygıyla karşılık verilir." diye çok net bir şekilde belirtiyor. ilk kurbanını geçtim, ikinci kurbanı xavier rodriguez'i aslında bu yüzden öldürüyor. herif buna küfür etmiş. röportajı yapan adam soruyor. "küfür etmesi senin için cinayet sebebi midir?" diyor. o da "olabiliyor. eğer hapiste biri sana öyle der ve senin alttan aldığını görürlerse kolay bir av olursun. 45 yaşıma geldim, biriyle yumruk yumruğa 10-15 dakika dövüşebilecek bir gücüm yok. eğer alttan alsaydım, benim hiç istemediğim bir kapı açılırdı, ben de onu açılmadan kapattım." diyor.

    bu xavier'i öldürmesinden sonra talep etmemesine rağmen idam cezası alıyor. cezası 3 sene sonra anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle iptal ediliyor. hurst davası olmuş florida'da. zahmet edip okumadım ama ondan sonra idam cezaları tekrar düzenlenmiş. wayne doty 12 jüriden 10 tanesinin idam kararı vermesiyle o cezayı almış. fakat yeni kanuna göre jürideki herkesin bunu söylemesi gerekiyormuş. daha sonra tekrar bir duruşma ayarlanıyor. burada jüri mahkumun suçlu olup olmadığına değil, sadece cezanın ne olduğuna karar veriyor; ya müebbet hapis ya da idam cezası. wayne doty de kendini temsil etme kararı alıyor, avukat olmadan. fakat yine de yedek bir avukat mutlaka tutuyorlarmış. bu kişi de onun eski avukatı. o da onu seviyor, zeki olduğunu düşünüyor ve arkadaşı olduğunu söylüyor.

    bunun bir de hapiste tanıştığı bir evlatlığı var. tam bir meth head. herifin röportajı o kadar komik ki. o gün de belli bir şeyler kullanmış, durmadan burnunu çekip duruyor. "o benim babam gibi" diyor. bir ton mesajlaşmışlar. wayne ona durmadan danışmanlık yapıyor, "oğlum" diye konuşuyor, ona nasihatlar veriyor. fakat bundan bir nane olmaz, diyeyim. daha kafası ayık gezemiyor. tam bir manyak gibi bakıyor zaten. fakat wayne'e duyduğu saygı tartışılmaz. adam saygı timsali onun için.

    bu adam, bu belgeselden sonra birçok kadından aşk mektubu almadıysa, ben de bir şey bilmiyorum. zamanında prison break'in ilk çıktığı sene millet t-bag rolündeki robert knepper'ı mektup yağmuruna tutmuştu. kadınlara garip bir şekilde çekici geliyor böyle tehlikeli, zeki ve prensipleri olan herifler. yakışıklı da adam, o yüzden birçok mektup aşkı olduğunu duymak beni hiç şaşırtmazdı.

    kendisinin bugün itibariyle idam edilmesine 5 sene 229 gün var. daha fazla bilgi için: link
    http://www.dc.state.fl.us/…ber=375690&typesearch=ai
    https://deathpenaltyinfo.org/…_v_florida_background

    --- spoiler ---

    idam cezasıyla ilgili bir tartışma: http://www.bbc.co.uk/…capitalpunishment/for_1.shtml

    özetle: izleyin.
  • netflix'in on bölümlük insana çok şey kazandıran belgesel dizisi. netflix'in dizi işlerini bilmiyorum ama belgeselleri gerçekten çok kaliteli. belki çok yüksek bütçeli değiller ama izlettiriyor işte her neyse. söz konusu belgesele gelecek olursak;
    bir çok mahkum için üzülüyorsunuz nasıl oluyorsa. bir de birey üzerinde aile ve çevre etkisini çok iyi görüyorsunuz, yani bu adamlar tek suçlu değiller. o yüzden özellikle ebeveynler izlemeli. çok da uzatmayayım çünkü diğer yazarlar zaten farkettiğim konulara değinmişler.
    ben bir çoğunun cezalarını hakettiğini düşünüyorum ya da kararsız kalıyorum.
    ama 4. bölümdeki (türkçe adıyla, şeytana tapmak), miguel angel martinez nasıl müebbet yer gerçekten anlamıyorum.
    miguel'e gerçekten yardım etmeyi çok isterdim.

    --- spoiler ---

    adam sırf cinayetleri işleyen venegas'tan bir yaş büyük diye müebbet yiyor yancılık yaptığı, için hatta yanlış anlamadıysam iki cinayete olay yerinde bile değil. son kısımda müebbet yediğim için her şeyi açıklayamıyorum diyor, yüksek ihtimalle öldürülen din adamı miguel'e cinsel istismarda bulunuyor ve miguel de intikam için arkadaşlarını yönlendiriyor ama bu ispatlanmış değil. "müebbetin nedenini anlayan varsa cehaletime küfür etmeden beni aydınlatırsa sevinirim."

    --- spoiler ---
  • bir netflix belgeseli. 3. bölümden itibaren suçu işleyenlerle tanıklar, ölen kişinin yakınların sesleri birbirlerine dinletiliyor bu çok garip.

    300 dolarlık kokain borcu için silah dükkanı soymaya giden birinin dükkandaki müşterinin silahını almaya çalışması üzerine onu vurması ve 17 yaşından hayatının sonuna kadar hapiste kalıyor olması..

    veya sırf orta parmak çıkardı diye birini vurmak ve yine aynı şekilde ömür boyu hapis yatmak...

    bunlar ancak yüksek "benlik" duygusuyla olabilir sanırım, nasıl orta parmak çıkarır "bana". sen kimsin?