şükela:  tümü | bugün
  • mark ruffalo abimizin döktürdüğü, cümle aleme eğer oyuncuysan böyle oynayacaksın dediği hbo dizisi.

    başka ellerde güme gidebilecek zor bir hikaye, doğru ekibin elinde gerçek bir başyapıta dönüşmüş. sinematografisi ve kurgusuyla inanılmaz güzellikte bir iş çıkmış ortaya. dizinin herkese göre olmadığını da belirtmek gerek. izlerken karanlık duygulara gömülmemek elde değil. yürekler parçalanıyor; parça pinçik olmuş yürekler sonra tekrar lime lime ediliyor. ama derin acılarla mücadele edebilme cesaretini görmek, çaresizliğin -her şeye rağmen- bir seçenek olmadığını izlemek hayranlık uyandırıcı. kesinlikle yılın en iyi dizilerinden.
  • --- spoiler ---

    you're a good kid dom.

    --- spoiler ---
  • işte dizi böyle yapılır.

    dizi denilen şey, netflix'in katalog sürekli güncel olsun diye üretip durduğu ısmarlama şeyler değil. tam olarak hbo'nun yaptığı bu tip şeyler.

    8 saatlik bir sinema filmi. sanatsal kaygılarla yapıldığı çok belli bu anlamda eser diyebileceğimiz bir konuda.

    her şeyden öte iyi bir yapımın müthiş bir fikre, şaşırtıcı bir sona harika bir hikayaye sahip olması gerekmediğini ispatlıyor. kubrick'in dediği gibi düşünülebilen her şey filme de çekilebilir. bu dizi de aynen öyle olmuş. ele yüze rahatlıkla bulaştırılabilecek bir hikayeden harika bir senaryo çıkarılmış ve bir adamın karakteri üzerinden boğucu bir atmosfer ile anlatılmış. hatta boğuculuk o kadar bilinçli yapılmış ki bir bölüm bambaşka bir konuya ayrılarak bu atmosferin biraz değişmesi (açılması değil ama değişmesi) sağlanmış.

    biraz spoyler dersek; sağlıksız bir adam, bitmiş bir ilişki, saçma yeni bir ilişki, şizofren bir kardeş, hasta bir anne, bir üvey baba... hayatının neresini tutsa elinde kalacak bir adam oynamış mark ruffalo. hatta bunu o kadar iyi oynamış ki, o mükemmel ve abartısız şizofreni kardeş rolü sanki başkasına aitmiş gibi bir his yaratmış.

    zaten yan karakterler de ne kadar hikayeye etkili gibi gözükseler de bütün oyun ruffalo üzerinden akıyor. o da bunun hakkını fazlasıyla veriyor. iki kişilik bir şovu aslında tek başına yapıyor.

    2020 emmy'lerinde hem en iyi erkek, hem de en iyi yardımcı erkek ödülü kendisinin olmalıydı.
  • yüreğinize kocaman bir taş oturması ve bir süre onunla yaşamaya razıysanız, 'yaşam az hırpalıyormuş gibi biraz da izlediklerimle kendi kendimi hırpalayım, acılardan acı beğeneyim, doğruluğunu bilmem ama bu kadarı da çok fazla' falan demek isterseniz sizi böyle alalım.

    mark ruffalocuğum uyudun mu? seninle baya bir konuşmamız lazım da!
  • herkes mark ruffalo övmüş, emmy adaylığı da gelmiş ama ben tekrara düşmeyeyim: derek cianfrance tarafından ustaca yönetilmiş mini-dizi.

    sadece ağlatmaya yöneltmemesi dahi kaydadeğer. zira hikaye buna gayet uygun, gerekli duyguyu veren müziğin dayandığı salya sümüğe boğma odaklı sahneler silsilesi görmemiz çok olasıydı. çiğ bir yönetmenin eline kalsa, artırıyorum, bu yapım netflix'e kalsa patır patır pompalanır ve önüne geleni de ağlatır geçerdi. bunun yerine dominick birdsey'nin umarsızlıktan beslenen öfkesini, üzerindeki baskı ve hüsranı buram buram hissettirmeye odaklanan yönetmenin sadece bu tercihiyle dahi takdiri hak ettiğini söylemek gerekir. ayrıca yönetmen olarak cianfrance'ın tercih edilmesi ruffalo'nun sayesindeymiş.

    üniversite çağındaki thomas ve dominick'i canlandıran genç de çok iyiydi, hakkını vermek lazım. thomas'ın gençken şakalar yaptığını, güldüğünü görmek tuhaf ama güzel, biraz da can yakıcıydı. philip ettinger, (genç dedim de 34 yaşındaymış) ikizlerin sahnelerini aynı gün içinde oynamış. ruffalo ise önce dominick'i canlandırmış, sonra bir buçuk aylık arada yaklaşık 14 kilo alarak bu sefer de thomas'ı oynamış. ikisinin de ayrı zorluklarıyla saygıyı hak eden işler çıkardıkları kesin.

    ve dr. patel. tamam, işi gereği ve görmeye alıştığımız şekilde dinlendirici ve sakin bir ses tonu ve tavrı var. bu kadarı şaşırtıcı değil. ama o kadının gözleri nasıl öyle dolu dolu, nasıl öyle parlak. bu ne dolu bir his aktarımıdır ve bu ne iyi bir yönetmenliktir ki bu gözleri tam kararında vurgulasın. buradan bir takdir de archie panjabi'ye.

    son olarak yerli yerinde zaman sıçramaları ve geçmişle bugün arasında kurulan parallelliklerin ne çok ortada ne de gereğinden fazla gizlenmiş olmasıyla lezzetli bir kurgunun ortaya çıktığı aşikar.

    --- spoiler ---

    hikayenin beni tatmin etmediğini belirtmek istiyorum. özellikle dedenin* kardeşinin direkt drinkwater'la yaşadığı tartışma, annenin henry ile arkadaşlığı gibi olayların drinkwater'lara bağlanarak çözülmesi bana bu döngünün kısırlığını hissettirdi. (elbette ilk bölümden itibaren pompalanan dedenin aslında baba olduğunu öğrenme beklentisinin bunda payı olabilir.)

    örneğin ben dominick'in özellikle kendini bilmesinden itibaren karşılaştığı zorlukları ve gizli kalmış büyük olayları, travmaları birer birer öğreneceğiz sanırken penny ann drinkwater'ın ölmesiyle sonuçlanan hatırayı yalnızca drinkwater bağına bir ekleme olsun diye izlemiş olmaktan hoşlanmadım. diğer bir ifadeyle bu olaydan bir şeyler çıkabilirdi (neyse ki ralph drinkwater son bölümde iki yüzlüsün dedi) yahut başka benzer travmalar görebilirdik.

    yine örneğin joy hususu. sevgilisiyle ilişkisini sadece vazektomi konusuyla ilişkili olduğu için izlemiş olduk. halbuki joy'un "meşhurluğu" hakkında daha fazla şey görebilirdik, karakteri daha iyi tanıyabilirdik. ilgi bekleyen ve thomas'a olan düşkünlüğü/sorumluluğu kıskanan, dominick'e ihtiyaç duyan bir kadın olduğunu biliyoruz sadece. ama neden? madem çocuk başkasından olabiliyor, kadının bu potansiyelinin bize sezdirilmesi daha iyi anlayacağımız ve inanacağımız bir hikaye sunabilirdi. ben neden birlikte olduklarını dahi çözemedim mesela, işlenmedi. bu ilişki, vazektomi anısına altyapı kurmaktan başka bir şeye hizmet etmedi, bu da kısırlığa bir çentik.

    benim için en çarpıcısı, dessa'nın, dominick'e, gittikçe domenico'ya benzediğini ima ettiği sahneydi.

    --- spoiler ---

    üç ay olmasına rağmen hâlâ kıyıda köşede kalmış olması, hadi onu geçelim ekşi'de bile hakkında bu kadar az entry girilmiş olması, reklamın bu sektörde ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.

    her hâlükarda iyi yapım, hbo'ya teşekkürler.
  • diziyle ilgili daha önce de bir entry girmiştim ve kitabı okumadığım için kendimce bir çıkarım yapmıştım. bunun yanlış olduğuna o kadar sevindim ki son bölümü izlerken, sanırım dominick kadar rahatladım.

    hbo, bence kusursuz bir uyarlama sunmuş. en yakın zamanda konu olan kitabı da okumak istiyorum. her bölüm, baştan bir film izliyormuşum gibiydi. mark ruffalo, muazzam oynuyor. adamın gözünde, mimiklerinde, hareketlerinde, sesinin tonunda; kısacası her şeyinde hikayenin içine daha da çekiliyorsunuz.

    şu zamana dek izlediğim diziler arasında kesinlikle kendisine özel bir yer edindi, hayran kaldım.
  • vallahi ne yazsam bilemedim ama hbo bu alemin tek kralı.
    muazzam dizidir. muhteşem, kusursuz
  • ağır, çok iyi bir drama. dizide vasat bir oyunculuk bile yok herkes çok iyi. özellikle mark ruffalo'nun canlandırdığı iki karakter.
  • izlerken insanı darmadağın eden, uzun yıllardır izlediğim en iyi drama dizi, en iyi oyunculuk, en iyi hikaye, en iyi kurgu.
    mark rufallo'nın oyunculuğuna aşık oluyor insan. derek cianfrance bir başyapıt çıkarmış.
  • bu başyapıt, dizi ya da sinema senaryosu yazan her insanın imreneceği, hatta kıskanacağı denli güzel yazılmış, güzel çekilmiş ve muhteşem bir şekilde oynanmış bir çalışma. diziye gösterilen titizlik öylesine güzel ve öylesine inceliklerle dolu ki şaşırmamak hakikaten elde değil. altı bölüm içerisinde izleyicilere hikâyeye alışmaları, karakterleri anlamaları için verilen bütün imkânlar, bütün alanlar dizideki görsellik ve müziğin çok yerinde ve çok uygun , çok estetik şekilde kullanımı ve en önemlisi, bütün oyuncuların ama kesinlikle ustalık boyutunda bir etkileyicilikle oynadığı karakterlere dönüşmüş ve bence hâluk bilginer'in aktör tanımına uyan şeyin kendisi olmuş mark ruffalo, muazzam bir eser ortaya çıkarıyor. iç içe girip birbirine dolanmış hikâyelerin ağır ağır açılarak ortaya döküldüğü, kendisini kıstırmış, neredeyse soluk almasını engelleyen duygu, hesaplaşma, arayış ve çalkantılar arasında dominick kesinlikle edebiyatta, sinemada, sinemanın izinden giden televizyon sinemasında karşımıza çıkan unutulmaz karakterler arasına girmiş oluyor; çünkü edebiyatta, sanatta , hikâyede herkesin başarmak isteyeceği denli gerçek, derinlikli bir karakter dominick ve dizide anlatılan hikâyeler de işte bu derinliği destekleyen, ona yer ve mekân açan, onu gerçekçi kılan araçlara dönüşüyor. iyileşmek, ama uyduruk, sahte, pozcu hikâye kvırmaları ile değil, gerçek, hakiki, pozsuz bir duruşla iyileşmeyi anlatabilmek, ve bunu yapabilmek için kendi tarihini, kendi kıvranışını, debelenmesini, yırtınmasını, iyi ve doğru olanı yapabilmek için didinmesini ve binlerce kez tökezlemesini anlatabilmek...ve bunu, insanı anlamaya, bakmaya, empati kurmaya çağıran samimi bir çözülüş, yıkılış ve yüzleşme süreci ile anlatabilmek, hem de böyle ve bu şekilde yapabilmek, kesinlikle takdiri hak ediyor.

    muazzam güzellikte bir sinema, bir edebiyat çalışması ı know this much is true. mutlaka izlemelisiniz.