şükela:  tümü | bugün
  • italyanca cepteki yumruklar anlamına gelen cümle..
  • 1965 italyan yapımı, marco bellocciha filmi...
  • marco bellocchio'nun ilk uzun metraj filmi.

    filmin konusunu kısaca özetleyecek olursak aileyi ayakta tutan bir ağabey ve onun bu figürünü ölesiye kıskanan epilepsi hastası depresif kardeşin aile içi sorunlarını kendi yöntemiyle kökten çözme çabaları ve aile ekseninde toplumu ve inanışları da içeren geniş çapta yapılmış ahlak eleştirisi. ana karakter ale'yi lou castel canlandırıyor,birçok görüşe göre kariyerinin rolünü sergilemiş bu filmde. katılmamak mümkün değil zira filmin italyan sinemasının kilometre taşlarından biri olarak sayılmasının nedenlerinden biri de bence senaryosunun yaında ale'nin filmin başından sonuna dek hissettirdiği o tedirginlik duygusu sanırım.

    orson welles'in 26 yaşında bir başyapıta imza atma örneğini bellocciho'da da görüyoruz,bu aile trajedisini sadece 26 yaşında çekmiştir,takdir edilesi doğrusu.
  • değeri ancak 2000’li yıllarda new york modern sanatlar müzesi’nin retrospektifinde ortaya çıkmış 1965 yapımı film.

    "marco bellocchio’nun yönettiği yarı-otobiyografik öykü, nefes almayı zorlaştıran karamsar bir tablo çizerken film boyunca yarattığı tedirginlik hissi, boğucu atmosferi ile saldırgan, hatta çoğu kez militan bir sinema örneği ortaya koyar. savaşın açtığı her yozlaşmayı, kötülüğün o belirsiz, karanlık atmosferinden gün yüzüne çıkaran cepteki yumruklar, bireylerin bu çöküntüdeki payını sorgulamaktan çekinmez.

    ilaçlar sayesinde epilepsi hastalığını kontrol etmeye çalışan, ancak çoğu kez duygularını dizginleyemeyen alessandro, üç kardeşi ve annesi ile aynı evi paylaşmaktadır. annesi kördür, erkek kardeşi leone zihinsel özürlüdür; kız kardeşi giulia ise dengesiz ve şımarık biridir. evin geçimini sağlayan abisi augosto otorite konumunda onlara üstünlük taslayan bencil ve kaba biridir. tek derdi kız arkadaşı ile şehre taşınıp bu kâbustan kurtulmaktadır. gerçeklikle bağını çoktan koparmış ve sadece yemek masasında bir arada duran bu “aile” bir çözüm ya da çıkış yoluna oldukça uzak görünmektedir. ayrıca alessandro ile giulia arasında ensest bir ilişkinin varlığı sürekli ima edilir. alessandro abisini rahatlatmak ve ona özgürlüğünü vermek için çökmekte olan ailenin sorunlarına çözüm aramaya girişir. bulduğu çözüm ailenin tüm bireylerini teker teker öldürmektir."

    yazının devamı için: http://www.cinerituel.com/…65-marco-bellocchio.html
  • vay canına.

    öncelikle belirteyim, ağır temposuyla yorsa da muazzam film. son yarım saatiyle kutudan tavşan çıkarıyor diyebiliriz. başroldeki lou castel'in oyunculuğu ön plana çıksa da giula rolündeki paula pitagora'nın oyunculuğunu es geçmemek lazım. keskin geçişleri, filmdeki her eşyanın ve herkesin daracık alanlarda varolma çabaları gergin bir atmosfer oluşturmuş. bir nevi o kutunun içinden bir kişi diğerlerinin üstüne basarak hayatta kalmaya çalışıyor. ayrıca ennio morricone hastası biri olarak izlediğim filmleri arasında * abimizin yaptığı en farklı (bununla birlikte filme yine cuk oturan) score olabilir. ki filmi muhtemelen morricone'yi görünce listeme almıştım.

    --- spoiler ---

    ana karakter alessandro'nun davranışları duygu dalgalanmalarıyla abisi üzerinden sürekli değişme halindedir. bir tarafından abisi gibi olmaya çalışırken (örneğin gittiği hayat kadınıyla birlikte olması ki hatta abisinin aynı kadını aldığı sahneyi tersten görürüz burada) duygularını dizginlediğinde ise kendini yetersiz atfederek abisine* bir konfor alanı yaratma, ona bağlanma çabasına girer (lucia'yla şehre taşınma planına tepkisi, anneyi öldürmesi). öbür taraftan büyük kardeş augusto ise bu kutu içerisinde dışarıyla en bağlantılı insandır ve medeniyetten uzak, sorunlu insan yığınından kendisini kurtaracak bir şey yapacak kadar da cesaretten mahrumdur. ailesiyle tek bağı kendi pısırıklığından ibarettir çünkü ne annesi öldüğünde ne giulia'nın felç ihtimalinde (aynı esnada en ufak kardeşin cenazesinde) ya da alessandro'nun toplu intihar girişiminde tepki göstermeyecek kadar soğuk davranmıştır. giulia ise ikisinin biraz daha arasında bir görünümde. augusto kadar bencilken alessandro gibi de duygularını dışa vurmaktan çekinmiyor ve tutarsız. mesela augusto annenin öldürülmesine sevindiği halde kardeşlerine pek farkettirmese de giulia hemen neşeli bir mod içerisine geçiyor. namlunun ucunun kendisine döndüğünü görünce abisi gibi durumu akışına bırakarak ale'den kurtuluyor. giulia ve alessandro arasındaki cinsel tansiyon ise filmin gerilimini zenginleştirmiş. elimde bir veri yok ancak yönetmen o yıllarda ensest bir ilişkiyi sarih bir biçimde vizyona yansıtırsa alacağı tepkiden çekinerek bunu hep ufak imalarla belli etmiş.

    ayrıca müşteri bilgilerini sızdırdığı için hayat kadınını, dallama olduğu için de partideki gözlüklü dingili kınıyorum.
    --- spoiler ---