şükela:  tümü | bugün
  • iberogast, öncelikle tamamen doğal bir şekilde hazırlanan bitkisel bir karışımdır. bileşiminde 9 bitki özü bulunur, kî bu bileşim almanya'da halk arasında "muhteşem 9" mânâsına gelen "fantastischen 9" olarak da isimlendirilir.

    iberogast'ın muhtevâsında yeralan dokuz bitkinin latince isimleri ve türkçe karşılıklarını merak ediyorsak eğer;
    iberis amara yâni "hünkâr çiçeği",
    angelica archangelica yâni "melek kökü",
    matricaria recuitita yâni bildiğimiz "papatya",
    carum carvi yâni bildiğimiz "kimyon",
    silybum marianum yâni "devedikeni",
    melissa officinalis yâni "oğul otu" kî halk arasında melisa diye de bilinir, çayı mayı içilir, pek sevilir,
    mentha x piperitae yâni bildiğimiz "nâne",
    chelidonium majus yâni "kırlangıçotu",
    ve glycyrrhiza glabra yâni bildiğimiz "meyan kökü"

    gördüğümüz gibi iberogast, anadolu'nun hemen her köşesinde rastlanan bitkilerden oluşur. hatta bu dokuz bitkinin birçoğunun anavatanı anadolu'dur. zurnanın zırt dediği yer de tam burasıdır!

    bu mesele tıpkı şu meseleye benziyor. türkiye halk arasında "kot" tâbir ettiğimiz indigo jean kumaş üretiyor. bu kumaşın metresini 10 liraya ihrâc ediyor. bu kumaşı bizden 10 liraya satın alan kuruluşlar, aynı kumaşı "kot pantalon" hâline getirerek 100, 150, 200 ve sâir muhtelif fiyatlara tekrar bize satıyorlar.

    işte "sanayi ülkesi" olmanın püf noktası burada yatıyor. o indigo kumaşı kot pantolon hâline getirebilmek, o dokuz otu karıştırıp "iberogast" hâline getirebilmek bugün adına ağdalı ağdalı "ar-ge" dediğimiz faaliyetler sonunda olabiliyor.

    iberogast'ın mûcidi steigerwald, bir tıbbî ilaç imâlathanesi ya da tesisi ya da kuruluşu. iberogast sâyesinde imalathane olmuş, sonra iberogasttan kazandıkları parayla tesise dönüşmüş ve sonra iberogasttan kazandıkları parayla büyük bir kuruluşa dönüşmesini bilmiştir.

    hâl böyle iken, güzel yurdum, bu sözkonusu dokuz bitkinin anavatanı olsa ne yazar! biz bu bitkilerin eli yüzü düzgün bir haritasını bile çıkaramamışız, eloğlu onları keşfetmiş, bulmuş, toplamış, deneye deneye karıştırmış, sonunda aradığını bulmuş ve "iberogast" hâline getirmiş. biz ne yapmışız? bizim ilaç üreticimiz abdî ibrahim, armut piş ağzıma düş minvalince, nasılsa yapılmışı var diyerek almanya'dan "iberogast" ithal ediyor. böylece o almanlar, bizim bahçemizden topladığı otları, bilmem kaç yüz katı fiyatla tekrar bize satıvermiş, biz de kös kös bu ilaçları ithâl etmişiz...

    şimdi umulur kî; iberogast almanya'nın nasıl almanya olduğunu belki biraz olsun idrâk etmemize de ilaç olur, zihnimiz şifa bulur sevgili eksşisözlük.

    hazır dimağlar açılmışken; iberogast'ın her türlü mide, bağırsak ve sindirim sistemi sıkıntısına "ilaç gibi" geldiğini de ilâve edelim. "ilaç gibi" etkisi olduğu ve ülkemizde de sık sık rastlanan bir sürü derde deva, hastalığa şifa olduğu için ve dahi tamamen de doğal olduğu için "ilaç" ruhsatı alınmasına hâcet yoktur, çünkü "ilaç" değildir. "etkisinin geleneksel literatüre dayanması" meselesi ise, bildiğimiz "kocakarı ilacı" kıvamında bir karışım olmasından ileri gelir. etkisi "laboratuvar"a değil deneyim, birikim, tecrübe ve irfâna dayanır.
  • 20 ml'lik şişeciğine 17 euro ödediğim ilaç.
    2 saat evvel kullandım, şimdilik mide bulantıma derman olamamıştır fakat henüz başlardayız ve hala bir şansı var bende.