şükela:  tümü | bugün
  • haftasonu göz gezdirdiğim bir tarih dergisinde dikkatimi celbeden (özellikle ismiyle) ve sığ bir araştırma sonucu oldukça önemli bir şahıs olduğuna kanaat getirdiğim anadolu selçuklu devleti tarihi birinci kaynak yazarı.

    tam adı ibn-bibi hüseyin ibn muhammed er-rugadi dir. babası devlet memuru, annesi gökbilimcidir. birkaç el yazması ankara, berlin, istanbul, leiden, st petersburg, moskova, ve paris'te bulunmaktadır.
  • ilhanlı devlet adamı ve tarihçi alaeddin atâ melik b. muhammed cüveyni’nin emriyle kaleme alınan, 1192-1280 yılları arasındaki türkiye selçuklu tarihini anlatan el-evâmirü'l-alâiyye fi'l-umûri'l-alâiyye adlı eserin yazarı.

    ibn bibi adıyla tanınmış olan nasıreddin hüseyin'in yaşamı hakkında bildiklerimiz söz konusu eserinde kendisi hakkında yazdıklarından ibarettir. buna göre; babası mecdeddin iyi bir münşi. el-bibi el-müneccime olarak adı geçen annesi ise şöhretli bir müneccim. her ikisi de sultan celaleddin harezmşah’ın hizmetinde bulunduğu halde yassıçemen savaşından (1230) bir yıl sonra sultan alâeddin keykubad’ın davetiyle selçuklu sarayına geldiler ve türkiye selçuklu devletinin hizmetine girdiler. annesiyle iftihar eden ibn bibi, kadınların ilimle uğraşmalarının ender rastlanan bir durum olduğunu ve buna bina'en annesinin hayranlık uyandırdığını belirtmektedir.

    ebeveynleri gibi selçuklu sarayında görev alan ibn bibi, selçuklu devlet divanında çalışan babasının 1272'de ölmesiyle onun yerine divan-ı tuğra reisliğine getirildi. eserini ise eldeki verilere göre ıı.mesud'un (1282-1296) saltanatının hemen ilk yıllarında yazdı.

    bundan sonrasında söz konusu kaynak eserde ilgi çekici bulduğumuz bazı kısımlar kısa kısa paylaşılacak, bu noktada eserin mürsel öztürk tarafından yapılan ve 2014 yılında türk tarih kurumu tarafından yayımlanan tercümesinden yararlanılacaktır.

    * türkiye selçuklu sultanlarının siyasi faaliyetlerini edebi bir üslupla anlatan ibn bibi, bir iki cümleyle anlatılabilir olayları, halleri betimlemeler ve şiirlerle (pek çoğu övgü amaçlıdır) birkaç sayfaya çevirir ve sizi usandırabilir. bununla birlikte naklettiği arapça atasözleri, arapça ve farsça şiirler ile yapmış olduğu betimlemeler arasında ilgimizi çekenlerden bazılarını paylaşacağız.

    -ıı. kılıç arslan epey yaşlanmıştır. bu konuda ibn bibi: "güç azalması ve organ zayıflaması beden ülkesinin her yanını sardı... bu kubbe şeklindeki dönen dolap (gök), onun oka benzeyen boyunu yay şekline soktu."

    -ibn bibi'nin naklettiği üzere; ıı.kılıç arslan en küçük oğlu ı. gıyaseddin keyhüsrev'e tahtını bırakırken şu sözlerle o'na durumu açıklar ve uyarılarda bulunur : "gözüme ölüm sürmesi çekmek üzereyim...ülkemi ve halkımı kendi isteğimle sana teslim ediyorum... ((bkz: abdurrahman palay) ve (bkz: toron karacaoğlu) sesinden zihninizde canlandırabilirsiniz) alçak dünyanın sevinci bulut ve gözyaşı gibi devamsızdır. gülüşü şimşeğin gülüşü gibi kalıcı değildir...dünya seni bir saat güldürürse, bin sene ağlatır. üç beş günlük şu dünya, akıllı kimselerin gözünde, kötü olayların seliyle çökmüş, dört duvarı yıkılmış köhne bir kervansaraya benzer. hiçbir akıllı orayı uyuma yeri olarak seçmez. oranın seraptan ibaret görüntüsüne ve bir yudum şarabının tadına kanmaz. (arapça şiir): gönlünü dünyaya bağlama. çünkü o vefasız bir yar, şarapsız bir kadeh ve lezzetsiz bir şarap gibidir."

    -ıı. kılıç arslan'ın oğulları (11) hakkında: "onların mertliğini, yiğitliğini, şahlığını, cihangirliğini, haşmet ve büyüklüklerini övmeye kalkarsak, ışığından dolayı güneşi övmüş gibi oluruz... arapça şiir: 'onların üstünlüklerini anlatmaya artık son verelim. gecenin yıldızlarını saymak isteyen onları saysın" elbette bu övgüler geneldir. zira devamındaki bir konuda aynı kardeşler, en azından bir kısmı, padişahlık hevesine kapılmalarına ve 'kıskançlık alametlerinin saldırısına' uğramalarına bina'en düşünce zayıflığı ve akıl bozukluğu ile tenkit edilirler.

    -"melikler arasında acıma olmaz" diye bir sözün bulunduğu ve ıı. süleymanşah'ın bu söze uygun davrandığına dair gönderme dikkat çekici.

    -"tutuşmuş olan fitne ateşi 'barış iyidir' yağmurunun gelmesiyle söner."

    -ı.gıyaseddin keyhüsrev tahtını terke mecbur kalır ve konya'dan bir gece vakti ayrılır ve ibn bibi bu konudan söz ederken geceyi şöyle tasvir eder: "katran renkli gecenin, zenci güzellerin yüzüne pudra sürdüğü gibi yüzüne yıldızlardan beyazlatıcılar sürdüğü; sevgiliye aşığın arzusunu yerine getirmekten başka çare kalmadığı bir vakitte..."

    -arapça şiir: "aslanın köpek dişini açıktan görünce onun gülümsediğini sanma"

    -arapça şiir: "halis şarapla sıkıntını gider, kalbini rahatlat ve üzülme"

    -hz. ali: "felaketlerin bir sınırı vardır. akıllı kimseler, o geçinceye kadar sabrederler."

    -arapça şiir: "kalbe bak dünyanın ateşinden kebap olmakta. cana bak alemin kederinden harap olmakta..."

    -amid (diyarbakır) hükümdarı melik salih misafiri olan devrik sultan ı.gıyaseddin için sofra hazırlatır, beraber yerler, içerler. ibn bibi bu sofrayı tasvir eder: "ihvanü's-safa'nın ruhları gibi saf ve parlak olan tabakları çıkararak, sanat ve hüner sahiplerinin ince zevklerinden ve güzellik anlayışlarından haber veren bir sofra kurdular. kutsal bahçenin ariflerinin ahlakının kokusundan, can burnuna koku getiren, tadılması insana gençlik günlerinin rahatını veren meyveler hazır ettiler.

    *eğlence meclisleri üzerine;

    -"sultan gıyaseddin'i saltanat makamına oturttular...sonra 10 günlük zevk ve eğlence meclisi kurdular. şarabın tadını çıkararak sarhoşluğun hakkını verdiler. padişah adetlerine uyarak zevk ve eğlencenin gereklerini yerine getirdiler. mutluluk ve neşeden nasiplerini alarak, üzüntüyü sadece kadehin içinde bıraktılar."

    -"...sultan gıyaseddin eğlence meclisine gitti. organon (kanun?) sesini dinleyerek kırmızı şarabı yudumlamaya başladı. şarkıcıların ve çalgıların bam ve pes sesinden zamanın sayfasından gam pasını sildi. kadehi yudumlayarak mihnet (sıkıntı) zehrini içinden dışarı attı. bu şekilde kalplere huzur veren o mecliste geceyi gündüz etti."

    not: söz konusu kaynak eserde ilgi çekici bulduğumuz bazı kısımları paylaştık. eserin mürsel öztürk tarafından yapılan ve 2014 yılında türk tarih kurumu tarafından yayımlanan tercümesini alıp okumanızı tavsiye ederiz.
  • tarihsel bir mantık silsilesi halinde, bugün yaşanılan toplumsal yapının (ahlaki çürüme ve riya) geçmişini anlamaya koyulduğumda, geriye dönük olarak türk modernleşmesine ulaştım. türk modernleşmesini anlamaya çalıştığımda ise birçok yapının ise bizansa kadar götürülebileceğini fark ettim.

    bizans tarihini okumaya koyuldum. erken dönem bizansı okuduğumda ise geriye dönük olarak iskender öncesi pers yönetimine kadar gitmek gerektiğini anladım.

    ama şimdilik o kadar geriye de gitmeden, bizans sonrası anadolu toplumunun ve bu topraklardaki farklı milletin etkileşiminin önemini kavrayınca, kronolojik olarak anadolu selçukluları ile devam etmek istedim.

    ve şunu anladım ki, anadolu selçukluları -ki kendilerine rum selçukluları ismini vermişler- tarihine ilişkin ibn bibi'den daha iyi bir kaynağa ulaşamıyoruz.

    belki o döneme ait ermeni, bizans, gürcü, kürt, arap, farsi yazıtlar bulabilirsek, o dönemden kalma yapılarda yer alan -varsa- tabletleri inceleyersek, disiplinlerarası bir incelemeyle rum selçuklu tarihini derinleştirebiliriz. ama elimizdeki en temel kaynak şimdilik ibn bibi. farsi vakanivüs ibn bibi de olmasa anadolu selçukları tarihinin gizini aralayamazdık.
  • 13. yüzyılın son çeyreğinde "el-evâmirü'l-alâiyye fi'l-umûri'l-alâiyye" ismiyle yazdığı anadolu selçuklu tarihi kitabı ile anadolu selçukl devleti'ni (özellikle de 13. yüzyılını) öğrenmemizi sağlayan önemli bir yazar. kitap farsça yazılmıştır ve ttk tarafından mürsel öztürk çevirisiyle yayınlanmıştır.