şükela:  tümü | bugün
  • devletlerin evrimini 5 aşamada anlatır. zamanında osmanlılarca fazla sallanmamış bir filozof olmakla beraber, gazali felsefesinin pek de bir işe yaramadığını farkeden geç dönem osmanlı düşünürleri tarafından mukaddimesi alınıp incelenmiş ve osmanlının babayı yiyeceği öngörülmüş, artık ne yapsak boşuna moduna girmişlerdir. bu 5 aşamaysa şöyledir:

    1) zafer (galibiyet): eski sistemin çöküşüyle yeni sistemin kurulması arasında geçen çalkantılı dönemdir. türkiye için 1918-1923 arası dönem örnek verilebilir.

    2) baskı (istibdat): devrimin öncüleri kendi yönetim biçimlerini yerleştirmek amacıyla halka baskı uygular, muhalifler acımasızca cezalandırılır. türkiye için 1923-1950ler.

    3) rahatlık ve temkinlilik (ferağ ve ziyağ): rejim tümüyle yerleşmiştir ve insanlar sistemi kabullenmiştir. türkiye için 1950-1980ler sonu civarı.

    4) gelişme ve refah (kunu ve müsamelet): sistem tıkır tıkır çalışmaktadır, ticaret artar, insanlar zenginleşir, sanat üretimi artar vs. ekonomik krizlerle sürekli sekteye uğrasa da, 90ların başından itibaren sürekli artan ekonomik büyüme ve dış pazarlara açılım, bu dönemin türkiye karşılığıdır herhalde.

    5) israf ve abartı (israf ve tebzir): sistem çökmeye başlamıştır, yolsuzluk ve rüşvet had safhadadır, insanların yönetimdekilere güveni kalmamıştır, anarşi artar. sonuç olarak ya yabancı güçlerin işgali ya da yeni bir devrimle sonuçlanır ve döngü kendisini tekrar etmek üzere başa döner.

    açıklamalar ibni haldun'un, türkiye için yorumlar benimdir, yoksa adam nostradamus değilmiş yani. türkiye için yorumların fazla iyimser olmuş olup, hala 2. süreçte debelendiğimizi düşünenler olabilir, saygı duyarım. sonuçta ortaçağda yaşayanlar, ortaçağda yaşadıklarını bilmiyorlardı.
  • darwin'in evrim kuramının esas temelini atan şahsiyet. "insan maymundan gelmektedir. tabi her şeyin iyisini önce allah bilir" diyerek varoluşsal sorunlarımızı can evinden vurmuştur.
  • iktisadi idari bilimler,sosyal bilimlerle alakalı fakültelerimizde adı geçmeyen ya da nadiren geçen kişi. ibni olması sanki ibne olmasıdır ve moderen tarihselcilik ona gereken değeri vermez,verebilemezz.
    tarih, siyaset teorisi ve sosyal psikoloji alanlarında italyan makyavelli'ye; sosyal düzenin genel esaslarında montesqu'ya; tarih felsefesi sahasında rosseu ve ouguste comte'ye; devletlerin çöküşü ilkesinde ingiliz tarihçisi gibban'a; pedagoji dalında ise william james ve spencer'e ışık tutan metodlar belirledi.
    ayrıca laik bir insandır kendileri.
  • avrupa alemi, hıristiyanlığın dorukta olduğu orta çağını yaşarken, ve düşünsel yaşamı da hıristiyanlıkla sınırlı tutup, aristo'yu ve platon'u yok ederken, ibn haldun islam medeniyeti içerisinde aristo'yu, eflatun'u, farabi'yi ve kendinden önce gelen birçok değerli düşünürü çok güzel okumuş, harmanlamış, yorumlamış, dönemini ve geçmişini iyi gözlemleyip analiz etmiş, islam kültürü ve dinince kabul görecek kılıfa sokmuş ve bir sosyolog ve tarihçi olmanın dışında siyaset bilimine de önemli katkıda bulunmuştur. machiavelli ile benzerlikler gösterdiği doğrudur ancak ibn haldun, niccolo'nun (machiavelli) olsa olsa büyük büyük babası olacak yaştadır (sidik yarıştırmıyorum, sadece belirtiyorum).

    bu arada ömrü herhangi bir devlete değil hanedanlık sistemindeki (elde o vardı o zaman) bir devlete biçiyor olmasına dikkat. bir başka siyasal sisteme uygulama çabaları günümüz sistemlerinin kendilerini yeniden yapılandırabilme ve sürekli adapte olabilme yetilerinden dolayı tam sonuç vermez.

    sonuç olarak ibn haldun kendi dönemsel contexti içerisinde yorumlanmalı ve hakkı verilmelidir derim. mamafih islam medeniyetinin yalnız ibn haldunla değil birçok başka düşünürle harmanlanan bütün bu düşünsel kültürünün parlak yükselişinin, köktenciliğin öğretileri ve toplulukların "aql" (akıl)'dan çok dini çerçevelenme arayışı yüzünden son bulmuş olması da oldukça hazindir.
  • orta çağda yaşamış tarih,felsefe we sosyolojinin kurucularındandır.çeşitli idari görövlerde bulunmuştur.hayatının büyük bir bölümünü siyasete ayırmıştır.
    1378 de mukaddime daha sonrada tarih isimli eserini yazmıştır.tunuslu haldun hacca gittikten sonra mısıra yerleşmiş we burda kadılar kadısı olmuştur.
    islam düşüncesi dogmadan uzak realisttir.tüm bilimsel gerçeğin kökeninin tanrıda olduğunu fakat ewrenin yasalarını incelemede inancın bir yöntem olmayacağını gerçeklere ancak deneysel yöntemlerle ulaşılabileceğini sawunmuştur.
  • ibni haldun'un ana eseri olan iber, evrensel bir dünya tarihidir.geleneksel müslüman tarih yazarlığına ciddi eleştiriler getirmiştir.ibni haldun`a göre gerçek anlamda bir tarihçi olarak zikredilmeye layık çok az kişi yetişmiştir.12.yy`dan sonra yetişen tarihçilerin taklitçi olduğunu savunmuş,samimi olmadıklarını belirtmiştir.
  • hayatım boyunca belkide sınavda en çok adını yazdığım adam olmasına rağmen sonradan farkedilir biçimde ibne haldun olarak aralarda kaçırdığımı farkettiğim ilk türk sosyologlarından biridir.ne zaman ve niçin kaynaklandı bilmiyorum ama ne zaman 'ümran' dese biri ,aklıma hep bu adamcağız gelir.önemli bir adamdır.ibn-i haldunu bilmeyen sosyolog olamaz.ben bunu bilir bunu sölerim.
  • ibn-i haldun ciddi ve uzman araştırmacıların gözünde aristo ile machiavelli'yi ayıran uzun dönemde görülen en büyük toplumsal düşünürdür.
  • 14.yüzyılın sonlarına doğru yaşamış tunuslu bir düşünür olup düşüncelerinin omurgasını oluşturan üç önemli kavram vardır.

    bunlardan birincisi ümran (medeniyet) teorisidir.ona göre her toplumun medeniyetini tayin eden unsurlar coğrafya ve ekonomik etkinliklerdir.bu iki ifadenin vurgulanması bize ibni haldunun materyalistolduğunu açıkça göstermektedir.ancak ibni haldun yaşadığı dönem ve toplumdan kaynaklanan nedenlerle materyalist olma gerçekliğini bazı durumlarda gizleyerek görüşlerini örtülü olarak ortaya koymak durumunda kalmıştır.
    ibni haldun ümran teorisini bedevi ümran (göçebe-ilkel tuplum) ve hazeri ümran (kentli toplum) olmak üzere iki bölümde ortaya koymaktadır.
    bedevi ümran:göçebeler yerleşik bir hayata sahip olmadıklarından işbölümü yoktur.bu nedenle ekonomik faaliyetleri ancak karınlarını doyurmaya yetmektedir.böyle bir toplumda ekonomik etkinlik yok yani bedevi altyapı söz konusu olmaktayken ahlaklı üst yapı söz konusu olmaktadır.
    hazeri ümran:iş bölümünün ortaya çıkması ile yerleşik hayata geçilecek,nüfus artmaya başlayacak dolayısıyla üretim artacak ve fazla üretim birimleri artı değer yaratacaktır.gelirlerin artması ile sınıflaşma başlar işte bu noktada ibni haldunun devletlerin doğup büyümesi ve yok olmasını dile getirdiğini ve çöküşün sınıflaşmayla başladığını görmekteyiz.ona göre servet alt sınıfın sömürülmesinden meydana gelmiştir.bu sömürü sonucu üst sınıf lüks ve israfa yönelecek alt sınıf hani bana hani bana diyecek üst sınıfsa alt sınıfı doğal olarak sömürmeye devam edecektir.bir süre sonra sınıf çatışmaları başlayacak sosyal yapı bozulacaktır.ona göre ekonomisi küçük toplumlar mutluyken teknoloji ve sanayileşme arttıkça toplumun ahlakı bozulacaktır.bu durum gerçekten de günümüz toplumlarına bire bir uymaktadır.nitekim yapılan memnuniyet araştırmalarında gelişmiş ülke insanlarının bizim gibi üçüncü dünya ülkeleri insanlarından daha mutsuz oldukları ortaya çıkmakta.

    ikinci teori ise asabiyet (iktidar) teorisidir.bu teoriye göre göçebe olarak yaşayan toplumlarda merkezileşme olmadığından otorite sahipleri bulunur.bunlar toplumun önde gelenleridir.yerleşik hayatın yavaş yavaş oturmasıyla yönetimi bu otorite sahipleri ele geçirmektedirler.buna asabiyetin doğuşu da denmektedir.bu güçle beraber iktidar sahipleri çok hızlı bir şekilde zenginleşirler.ancak bu zenginlik israf ve gösterişe neden olur ve bu sınıfı besleyen servetin azalmasına neden olup bu sınıfın alt sınıfa baskı yapması(vergi,çalışma şartları,sosyal haklar...) ile iş çığırından çıkar.ahlakın da bozulmasıyla iktidar el değiştirir.aynı akıbet tüm iktidarların başına gelir ve sonunda toplum çöker.

    son teorisi ise tavırlar teorisidir.ona göre bir asabiyetin doğuşu ile çöküşü arasındaki gelişmeler tavır olarak adlandırılır.bu süreç beş aşamada gerçekleşir;
    zafer tavrı:bozulan iktidarın yerine çevreden yeni bozulmamış olan bir sınıf gelir.
    mutlakiyet tavrı:artı ürünün oluşmasıyla yaşam biçimi açısından yönetici ve yönetilen ayrımı başlamıştır.
    refah tavrı:toplum ve üst tabakanın refah seviyesi yüksek ve iki kesimde mutludur.
    barış tavrı:servet aşırı büyüyünce istismar ortamı oluşur.alt sınıf isyan eder eğer sorun çözülmezse yeni yönetim gelir yine çözülmezse toplum çözülür yani son aşama gerçekleşir.
    israf tavrı:yıkılma sürecidir

    ibni haldun gerçekten de materyalist ve kendisinden sonra ki materyalist bilim adamlarına ve diğer toplum bilimlerine yol gösteren bir bilim adamı olmuştur.öyle ki karl marx ibni haldundan direkt etkilenmiş hatta eserlerinden faydalanmıştır.ilk başlarda farkedilmese de sonradan bu durum kesinliğe kavuşmuştur.
  • asıl adı: abdurrahman ebu zeyd’dir. ama daha çok ibn haldun olarak bilinir. tunus’ta hicri 732 miladi 1332’de doğmuştur. öğrenimine ilk babasından ders alarak başlamıştır. daha sonra kuran konusunda uzmanlaşmak üzere çalışmıştır. arap dili üzerine de ayrıntılı çalışmalar yapan ibn haldun, dönemin ünlü hadisçileriyle çalışmıştır. islam hukuku okumalarını da sürdürmüş ve fıkıh konusunda usta hocalardan olan kadı ebu abdillah muhammed’den icazet almıştır.(bir çeşit diploma)
    hadis ve fıkıh üzerine yetkin çalışmalar yapan ibn haldun daha sonraki dönemde temel bilimler, mantık, felsefe ve benzeri dallarda çalışmıştır. bu dönemde aristoteles dahil önemli yunan filozoflarıyla düşünsel anlamda tanışmış ve daha sonraki dönemde bilimleri karakteristik özelliklerine göre ayırmasına yol açacak eğitimini tamamlamıştır.
    bilimsel gelişimini bu tür çalışmalarla sürdüren ibn haldun devlet kesiminde de önemli görevler üstlenmiş ve çeşitli defalar danışmanlık benzeri görevlerde bulunmuştur. ancak devlet içindeki siyasal çatışmalar hoşuna gitmemiş ve yaşamının son yıllarında mısır’da el ezher’de ders vermiştir. ibn haldun 15 mart 1406’da (hicri: 25 ramazan 808) öldüğünde 74 yaşını doldurmuştur. ancak yaşamı boyunca yaptıklarıyla uzun yıllar üzerine tartışılmış ve konuşulmuştur. zira ibn haldun klasik islam felsefesine nispeten sıra dışı yorumlar yapmayı başarmış bir filozoftur. ünlü islam tarihçilerinden henri corbin ibn haldun için şunları yazmıştır;
    "ibn rüşd’ten sonra islam felsefesinin çölün kumları arasında kaybolduğu kabul gören bir görüştür. bu görüşe aşağı yukarı iki yüzyıl sonra bu çölde sadece ibn haldun’un eşsiz kişiliği ortaya çıkmıştı. o geleneksel islam kültüründen kopmuş ve batılılar tarafından değeri keşfedilmeden önce maalesef hiç kimse tarafından takip edilmemiş bir öncü olarak selamlanmaktaydı. ondan sonra yine çölün kumları hüküm sürmüştü..."