şükela:  tümü | bugün
  • büyük islam bilgini ibn-i haldun bakın bir devletin geçirmesi gereken aşamaları nasıl anlatmış ve bu anlattığı şeyler bizim ülkemize ne kadar da çok benziyor. ben burda ibn-i haldun'un görüşlerinin çok az bir kısmına değindim. felaket tellallığı yapmak istemem ama ülkenin şuan ki gidişatı ibn-i haldun'un haklı olduğunu gösteriyor. ibn-i haldun devletin geçireceği aşamaları 5'e ayırır. bunlar; kuruluş, istibdat, refah, barış ve israftır.

    bir devletin kurulabilmesi için o devletin kuruluşunda bazı önde gelen insanlar arasında bir asabiye olması gerekir. bu asabiye kan bağıyla olabileceği gibi çıkar ilişkileri veya ortak hedefleri olan insanlar arasında da bu türden bir yakınlık olabileceğini söylemiştir. ayrıca kurucu nesil içinde olan yani devletin kurulmasını bizzat gören yaşayan insanlar devletini ayakta tutmak için daha bir istekli olur ve o devleti kuruluşunda muhafaza ederler. bu aşamada devletin başında ki insanlara da daha sempati ile bakılır. cumhuriyetin ilk yıllarını düşünün.

    ikinci aşamada yönetimde bulunanlar başlangıçta kendisinin başa geçmesine yardım edenlere karşı bir propaganda yürütmeye başlar. çünkü devlet genişlemeye/gelişmeye başladıkça ülkede artan refah seviyesiyle birlikte bu nimetlerden herkes yararlanmak isteyecektir. cumhuriyetin ilk yıllarında böyle bir refah seviyesi istenilen seviyede olmadığından tam olarak gerçekleşememiştir ayrıca kurucu nesil devleti sahiplendiğinden bunu yapmayı isteyecek kimselerde öyle pek fazla yoktur. hükümdar(biz yönetici diyelim) artan nimetleri sadece kendisi için ister başkasının ortak olmasını istemez. bu yüzden yönetime ortak olanları tasviye etmeye başlayacaktır. bizim ülkemizde bu tasviye etme işlemleri darbeler ve çeşitli grupların birbirlerine üstünlük kuramaması sonucu tam olarak gerçekleşememiştir. çünkü bu işlem için bir istikrarın olması gereklidir. böylece her istediğini yönetici istediği şekilde yapabilsin. akp döneminde bu istikrar sağlanabilmiştir.

    yönetici yönetimi ele geçirdiğinde her istediğini yapabildiğinde başlarda bir refah seviyesi artacak, halkta bu refahtan dolayı mutlu olacaktır. ama bu aşamada ki insanlar kurucu nesilden sonra gelen ve onun torunlarını oluşturan 2. ve 3. kuşak insanlarıdır. bunlar artık o devletin kuruluşunun nasıl olduğunu sadece kendisine anlatılanlar kadar bilir ve devleti öyle ilk nesil gibi sahiplenmezler. ibn-i haldun bu insanların ahlak seviyesinde de bir bozulma olduğunu rüşvetin, adam kayırmanın gırla gittiğini söyler. tabi bu aşamada yönetici kendini destekleyen insanlara para dağıtmaya devam etmek zorundadır. artık onunla onun emri altındakilerin arasında ki tek ilişki para ilişkisidir. bu yüzden yönetici giderlerini kısamaz çünkü bu devran artık bu şekilde dönmeye başlamıştır. bu dönemde aynı zamanda komşu devletlerle sorunlarda nerdeyse sıfır seviyesindedir. çünkü istikrarın sürmesi herkes açısından olumlu bir seviyede ilişkilerin devam etmesini sağlar. barış aşamasıda bu aşamayla paralel gider. yönetici artık parayı kesmediği sürece istediği gibi at koşturabilecektir.

    son aşama olan israf aşamasında artık hem halk hem de yönetimde ki insanlar zevke sefaya düşmüştür. devleti ayakta tutmak isteyen yönetici nerdeyse tek başına kalmıştır. çünkü devletin kuruluşu aşamasında ki asabiye yani sadece paraya endeksli olmayan ilişkiler yerini, sadece yöneticinin ayakta kalması için parayla beslenen devletin diğer kademelerinde görev yapan insanlara bırakmış, giderleri kısmayı bırakın daha da fazla gider kalemi oluşmuştur. bu jenerasyon, eski ile olan bağlarını tamamen koparmıştır. bu giderlerin karşılanması için yönetici yeni vergiler ya da varolan vergileri artırarak devlete daha fazla gelir sağlamak ister (bkz: 1 yıl içerisinde sigaraya 3 defa zam yapmak) ama halk bu vergilerin başlarda katlanılabilir olduğunu düşünüp dişini sıksada bunun daha da fazla artması ve sürekli olması artık halkın vergi kaçırmasına ya da ödememesine doğru evrilir. bu sayede yönetici artan giderleri karşılamak için vergileri artırırken aslında vergi gelirlerinin miktarı daha da düşer. devlet artık çıkmaza girer, çevresiyle de barış süreci bozulur. son aşamada ise çevresinde onun nimetlerinden yararlanmak isteyen dış bir güçle yok olur gider.

    ibn-i haldun bir devletin takribi ömrünü 4-5 jenerasyon olarak görür. yani ortalama 120-130 yıllık bir devlet ömründen bahseder. bunun çok olması ya da az olmasını insan yaşamına benzeterek söyler. nitekim 20'sin de ölende vardır 90'ın da ölende. ama ibni haldun bunun kaçınılmaz olarak mutlaka olacağını söyler. şimdi son 15 yılımızı düşünürsek tam da bu şekilde olduğunu göreceğizdir.