şükela:  tümü | bugün
  • üstad kendisini şöyle tanımlamıştır: "mizacım asabi, teessürüm şedit, kalbim rakik, intikal ve infialim seri olduğundan, o şefkatli baba ve anne beni hüsn-i muamele ile büyütmeye ve kalbimi incitmemeye itina etmişlerdir"
  • ibnülemin için şunları söylemiş ahmet hamdi tanpınar:

    "onun hukuk-ı beşer bayannamesi 'ya beni olduğu gibi kabul edersiniz, yahut sizin için yokum' diye başlardı ve sizin inkarınıza kadar giderdi."
  • "kendime dair" başlıklı otobiyografik notunu, gene "son asır türk şairleri"nde buluyoruz. ibnülemin mahmut kemal inal, "son asır türk şairleri", 3.b. [1.b., türk tarih encümeni külliyatı, sayı : 16, orhaniye matbaası, istanbul-1930], dergâh yayınları, istanbul-1988, s. 2201-2242.

    belirttiğine göre, "sefine-i ebrar" yazarı hüseyin vassaf bey'in de hakkında yazdığı bir biyografisi vardır.

    (bkz: kemalü'ş-şuarâ/#8205693)

    ---

    //irfan âlemine âcizane hizmet etmek maksadiyle yıllarca oğraşarak -allahın inayetiyle- vücude getirdiğim şu naçiz eserde erbabı kemal kafilesine katılarak kendimden bahsetmek hatır ve hayalimden geçmemişdi.

    hakkımda ibrazı iltifat eden eviddadan ekseri benim de tercemei halimle bir kaç manzumemin dercini musırrane taleb etdiler. kendimden sıkılarak bu sahifelerde şahsımdan ve eserlerimden bahsetmeğe ve bir kaç menzum sözümü derce mecbur oldum.

    bazı insanlara istihkaklarından fazla kıymet verilir, haklarında hürmet ve mehabbet gösterilir. ben de o insanlardanım.

    fakat bana kıymet verenler, hakikati halde kendi kıymetlerini isbat ediyorlar. çünki kıymeti olanlar, başkalarında da kıymet görürler. kıymeti olmıyanlar, başkalarında da kıymet göremezler.

    kemali aczimle beraber -muhtelif eserlerde, gazete ve mecmualarda- benden pek çok bahsedilmiş olduğu içün burada sözü uzatmamak icab ederken lüzumundan fazla söylendim. hoş görün.//

    ---

    (bkz: tercemei hal)
  • hakkinda uzun uzun yazmak isterim aslinda. sanki taniyormusum gibi bir hal icindeyim ona karsi. en zevkle okudugum tarihcidir belki de. nedense hep mustafa ali'ye benzetirim, mutsuzlugu ve yasadigi devre ait olmamasiyla. bu durumu en guzel gosteren hikayelerden birini eski istanbul vali ve belediye başkanlarından ord. prof. fahrettin kerim gökay bir hatiralarinda soyle anlatir:

    “ valiliğim sırasında bir gün celal bayar, adnan menderes ve bazı bakanlar istanbul’a geldiler. efendi hazretlerini buraya getir de kendisiyle bir de yüz yüze görüşelim, diye haber gönderdiler. derhal mahmud kemal bey’e gittim ve durumu arzettim. sinirli ve öfkeli bir tavırla, “ben o heriflerin ayağına gitmem” dedi. israr ettim; yalvardım, yakardım. sonunda ikna ettim. bin naz ile ve söylene söylene florya deniz köşküne götürdüm. yenilip içildikten sonra sohbet faslı başladı. bir ara celal bayar, mahmut kemal bey’e hitaben şöyle dedi:

    -efendi hazretleri! son sadrazamlar adındaki eserinizi okudum. hakikaten güzel yazmışsınız. lakin hep osmanlı döneminin sadrazamlarını, devlet adamlarını anlatıyorsunuz. bir eser daha kaleme alsanız, orada da cumhuriyet devri başvekillerini, cumhurbaşkanlarını tanıtsanız acaba nasıl olur?

    ibnülemin mahmut kemal bey, karşısındakinin cumhurbaşkanı olduğunu düşünmeye bile gerek görmeden “kim o herifler?” diye sorar ve konuşmasına şöyle devam eder:

    -ben son sadrazamları yazarken öyle rastgele hareket etmedim. hepsini yakından tanıdım. kimisinin hizmetinde bizzat bulundum, kimisiyle birlikte görev yaptım. merhum babam mehmet emin paşa sayesinde bir çoğunun aile mahremiyetine kadar sokuldum. meziyetlerine, kusurlarına, bir aile ocağı samimiyeti içinde şahit oldum. onlarla düştüm onlarla kalktım. halbuki yenileri tanımıyorum. zaten yazılacak yönlerinin bulunduğuna da inanmıyorum.

    hem eskiden bir adam sadaret makamının çıkacağı zaman belli bir kademeden geçer, belli bir merhale kat ederdi. mesela önce vali olur, sonra nâzır (bakan) olur, derken sadrazamlığa kadar yükselirdi. şimdi öyle mi? ne idiğü belirsiz bir adam, beklemedik bir anda milletin başına geçiyor. sonra o nevzuhur (yeni çıkma) şahıs, âlimi, ulemayı ayağına çağırıyor.”

    süleyman nazif bey onun için: “ne kendi kimseye benzer, ne kimse kendisine” demiş. bunu işiten yahya kemal de şu beyti söylemiştir:

    “hezar gıbta o derr-i kadîm efendisine

    ne kendi kimseye benzer, ne kimse kendisine”
  • biyografi ve bibliyografya alanında önemli bir isimdir. son asır türk şairleri, osmanlı devrinde son sadrazamlar, hoş sada, son hattatlar eserlerinden bazılarıdır. bunların içinde en önemlisi son asır türk şairleri'dir. hâlâ kaynak olarak kullanılır. ayrıca türk islam eserleri müzesi'nin de kurucudur.
    hakkındaki bir rivayete göre gözleri hangi hasta üzerinde dalıp giderse, hasta birkaç gün içinde ölürmüş.
  • (bkz: son hattatlar)
  • tezim hakkında bana çok faydası dokunmuş bir kişidir. hatta o olmasaydı tezimi bile bulamayacaktım. kendisine gıyabında muhabbet beslemekteyim. hürmetlerimi sunarım.
  • son hattatlar kitabının yazarıdır. yaşadığı dönemde kendi evinde tertip ettiği toplantılara devrin önemli ilim ve sanat adamları devam edermiş. üstad bu toplantılarda misafirlerine şerbetler ikram eder, bu şerbetleri tek yudumda içme görgüsüzlüğünde bulunanları ise bir daha davet etmezmiş.
  • orhan erinç 2 şubat 2012 perşembe günkü cumhuriyet gazetesinde yer alan "taha toros..." başlıklı yazısında, her ne kadar geçen günlerde yüz (100) yaşında ölen tarihçi toros'u* ansa da, yazının aşağıya alıntıladığım bölümü doğrudan doğruya ibnülemin mahmut kemal'le, hem de onun o koca bıyıklarının altından görülemeyen gülümsemesiyle ilgili (http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=312456) :

    *

    ünlü mizah dergisi akbaba'nın eski harflerle yayımlandığı yıllarda (1928 öncesi) yusuf ziya (ortaç) ile bacanağı orhan seyfi (orhon), ibnülemin mahmut kemal'e (inal) gitmişler ve ondan istanbul'un semtlerine göre oralarda kimlerin oturması gerektiğini sormuşlar. o da listeyi hazırlayıp vermiş. yıllar sonra konu yeniden ele alınmış ve inal ilaveler yapmış. yusuf ziya, sonra listenin inal'ın el yazısı ile olan müsveddesini taha bey'e vermiş. işte size, o listeden karakışı ısıtan sıcaklığıyla kimler nerede oturmalı sorusunun yanıtı.

    kasaplar: etyemez'de,
    arabacılar: ahırkapı'da,
    sebzeciler: bostancı'da,
    kebapçılar: şişhane'de,
    fırıncılar: unkapanı'nda,
    turşucular: sirkeci'de,
    elmacılar: elmadağ'da,
    badanacılar: kireçburnu'nda,
    fındıkçılar: fındıklı'da,
    halıcılar: halıcıoğlu'nda,
    çiçekçiler: çiçekpazarı'nda,
    tiryakiler: çubuklu'da,
    dervişler: erenköy'de,
    körler: göztepe'de,
    bebekler: sütlüce'de,
    arnavutlar: arnavutköy'de,
    zenciler: kuzguncuk'ta,
    sünnetçiler: cerrahpaşa'da,
    kandilciler: kandilli'de,
    öksürenler: ıhlamur'da,
    borçlular: selamsız'da,
    tespihçiler: mercan'da,
    harem ağaları: harem'de,
    sütnineler: bebek'te,
    dilsizler: bülbülderesi'nde,
    sevdalılar: kuşdili'nde,
    sarhoşlar: küfeciler'de,
    sabırlılar: eyüp'te,
    kabadayılar: tozkoparan'da,
    medeni eşkıyalar: boğazkesen'de,
    sülükçüler: büyükdere'de,
    haneberduşlar: kalender'de,
    talihsizler: güngörmez'de,
    mezar bekçileri: türbe'de,
    günahkârlar: azapkapı'da,
    enfiyeciler: akıntıburnu'nda,
    maliyeciler: defterdar'da,
    dilberler: vefa'da,
    baştan çıkanlar: yerebatan'da,
    doktorlar: hekimoğlu'nda,
    paşalar: paşabahçe'de,
    köseler: kabasakal'da,
    caniler: zindankapısı'nda,
    hafifmeşrep kadınlar: yaşmaksıyıran'da,
    hayvan sahipleri: samanpazarı'nda,
    şık beyler, hanımlar: moda'da,
    kürkçüler: ayazpaşa'da,
    hâkimler: kadıköy'de.