şükela:  tümü | bugün
  • mealini tesadüfen gördüğüm ayet. "kuranın sadece araplara indiğini iddia eden" bir arkadaşımı doğrular gibi.. tefsirlerin kiminin destan, kiminin 3 cümle oluşu da ilginç..

    bana gelince, ben hala neden hz. muhammed'in yaşarken ayetleri kitap haline getirmeyişinde, en azından kitap haline getirin diye vasiyet etmeyişinde takılı kaldım. neden o öldükten 20 yıl sonra kitap haline geldi ayetler? neden indiği 21 yıl boyunca ve uzun süren hastalığı süresince hz. muhammed bir araya getirmedi ayetleri? ayetlerde kitap kelimesi çok geçiyor. ama kitap haline gelmemiş. yoksa aslında geçmiyor muydu?

    yaratıldığıma inanıyorum. bu dünyada iyi ve düzgün yaşamam gerektiğine, günah, hak, adalet kavramına ve bunlara uymadığımda cezasını çekeceğime inanıyorum. ama bunca karışıklık, tezatlar vb. kafa karıştırıyor işte.. sanırım ben deistim..

    http://www.kuranmeali.org/…rani_kerim_mealleri.aspx
  • " biz her peygamberi, ancak kendi kavminin diliyle gönderdik ki, onlara (allah'ın emirlerini) iyice açıklasın. allah dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. o mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. "

    bu ayet nasıl bu şekilde tercüme edilir akıl, mantık almaz. her ayette insanın özgür iradesini işaret eden yüce allah dilediğini yola getirip dilediğini saptıracaksa neden elçi göndersin? eğer dilediğine hidayet edecekse, özgür irade, seçim hakkı bunun neresinde ? bu durumda elçinin, o toplumun dili ile açıklama yapmasının ne anlamı olur? böyle anlamsız bir iş " doğru karar veren " allah’a yakıştırılabilir mi? içinde ciddi çelişkiler olan ifadeler, allah’ın sözü olabilir mi?

    doğru tercüme şu şekilde olmalıdır:

    " allah, dalalet yolunu tercih edeni saptırır, hidayet yolunu tercih edeni de hidayete erdirir. "
    ibrahim suresi 4. ayet
  • "biz her peygamberi kendi toplumunun diliyle gönderdik.
    ille de böyle yaptık ki,
    o toplumdan olanlara anlatabilsin"

    diyen ayet...

    turan dursun'un yorumu ise şöyledir:

    "demek ki, kuran'a göre, "tanrı'nın elçisi"nin bir "toplum"u var. "elçi", "ırk"ından geldiği bu "toplum"la "tanrı" arasında yapar aracılığını. ne iletecekse bu "toplum"a ve "kendi diliyle" iletmekle yükümlü.
    kuran'da anlatılan bu.
    yine buna göre, muhammed de bu yükümlülüğü taşımakta. onun da bir "toplumu" var ve o da "tanrı"sıyla bu "toplum" arasında bir "aracı".

    kuran'ın bütünü içinde, muhammed'in "kavm"inden, yani "toplum"undan "tanrı vahiyleri"ni bu "toplum"a iletmek zorunda olduğundan, bunu yaptığından söz edilir. muhammed'in "toplum"u, "arap toplumu"dur. öyleyse muhatap da bu toplumdur.
    kuran, kendi deyimiyle "arapça", seslendiği kesim de "araplar"dır.."
  • birçok mealde
    "allah dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir." olarak açıklanan ayet.

    oysa doğrusu,
    "allah dilediğini sapıklık içinde bırakır, dilediğini de hidayete erdirir."
    (bkz: elmalılı muhammed hamdi yazır tefsiri)

    ufak ama önemli bir fark var.
    allah kimseyi "sen ateist ol bakiyim" deyip ateist yapmıyor.
    herkes kendi hür iradesiyle inanmamayı seçiyor.
    ama inanma niyeti olanları görüp kendine doğru çekiyor.