şükela:  tümü | bugün
  • üzüntüyle* ve/ya özlemle* derin derin soluk almak*.
  • (bkz: oof of)
  • (bkz: aah ahh)
  • tek nefesle tüm iç organlarımın kalbin etrafında duvar oluşturup bir araya gelmesine neden olsa, hiç hissetmesem, daha ne isterim ki? süpürmektir bu iş, uyuşarak.
    vücut bir anda her hangi bir şarkı ya da kişiye karşı ağır bir tepki vermek yerine biyolojik bir gıdıklanma ya da karıncalanma gerçekleştirir. buna rağmen vücudun parçalar halinde hissedilmesini açıklamak için, fazlaca hayal kurmak gerek.
    tek bir nefes tüm vücudun tek bir noktayı hedef almasına ve oraya yoğunlaşmasına yetiyor. ve sanki tüm iç organların birleşmesi, birbirine dokunması sonucu yanık bir duman boğaza yapışıyor. dumanın ve neredeyse kekremsi tadın, dile, damağa ulaşmaması için, bir kaç yutkunma ile tehlike savuşturuluyor.
    vücudun parçalandığını hissederken, onlar tam tersini yapıp, algılanan nesne, hayal, mimik, ses ya da fiziksel bir aktiviteye karşılık kendini korumaya ve o anın ağırlığından oluşabilecek zararlara karşı savunma hattını kuruyorlar. yalnız niye kalp? başka organlar varken niçin kalbin etrafında toplanıyorlar?
    yarı parçalanmışlık, yarı toparlanmışlık hissiyatlarının rezil karışımında, daha rahat nefes alıp verilebilme mücadelesi hiç fark ettirmeden sürer gider.
    zihin bambaşka şeyler, hayaller ve kırık hikayeleri tamamlamaya, bir keyif ve sonsuz bir zevk çıkarıp sonuna kadar tadıp, yalayıp yutmaya sonsuz bir istekle yalvarır, çabalarken, büyülü bir karbon ve oksijen bileşimi vücudu terk eder.
    kim fark edecek ki. bir nefes uçup gitti sanılırken, en son görülen, bir defa görülen, biri geçmeyen bir siluet, odanın buzla kaplı duvarlarına ilk önce çarpar, ardından, kendi bütünlüğünü korumak istercesine, pencere kenarından soğuğa karışıp, kendi özünü başka bir vücuda vermek için yeni bir yolculuğa çıkar. perdenin arkasında, ayın yaşlı ışıkları, kül rengi bulutlu bir yüzü benim için uğurlar, umut ederek yeniden dirilmesini.
  • anlatmak isteneni kelimelere dökmeden anlatmaya yarayan eylem.

    - ipod nano he.. güzelmiş. kesin alırsın sen bunu.
    - aaah ahhh... *
    - her şey o kadar kolay değil diyosun yani.
  • hiç geçmeyecekmiş gibi gelen zamanlar boyunca ya da hiç geçmeyecek olan durumlar karşısında takınılan tavır. sinir stres sahibi olma emaresi.
  • eğer biri iç geçiriyorsa gönlünün istediğini elde edememiş demektir

    *
  • bazen yarım kalmış ya da bitmesi kabullenmemiş şeyler için çekilir o iç. hem de çok derin, içten yani. tadı damağında kalmak durumları yani, sanki iç çekince tadı gelecek gibi.
  • dünya üzerinde bu eylemi en güzel gerçekleştiren kişi şüphesiz ki john lennon'dır.

    (bkz: girl)
  • güç bir işi halletmeden önce iç çeker insan, hadi bakalım göster kendini gibisinden, güçlük aşıldıktan çözüldükten sonra bir ikinci dalga gelebilir; bunu da kazasız belasız atlattık, üstesinden geldik anlamında.
    çok içlenince de çekilebilir bu, haddinden fazla çekilince kükretebilir fakat.
    (bkz: lions do not sigh but roar)