şükela:  tümü | bugün
  • goreceli de olsa kendi icine cekilmek, iceriye cekilmektir..nispeten.
  • (bkz: içerlek)
  • ruhunuzdaki sakarlığı derinleştirmek gibi bir yan etkisi vardır.
  • bozulmak, içine oturmak gibi benzer veya anlamdaşlarından kanımca daha derin, oylumlu bir sözcük. yapısında süreç hissettiren, resmeden bir hareketlilik var. ticarette açık vermek, kasada içeri girmek gibi. tıptaki fagositoza da benziyor, fagositoz düşman parçacık veya hücrenin yenmesi, ham yapılmasıyken, içerlemek dosta parça/hücreye yapılan zorlanmalı fagositoz gibi. hazım zor oluyor, yenilen tavrın, kişiliğin hazmı zor oluyor, hakkında ambivalan olunuyor yani ikircikli duygular besleniyor, açıkça da karşı çıkılamıyor, aksırarak veya kusarak kurtulunamıyor. bir özelliği farkındalık, farkında olduğumuz veya farketmenin hemen eşiğinde olduğumuz bir deneyim. bu bakımdan şanslı çünkü bilinçdışında kalmadığından daha kolaylıkla işlenebilir, içerlememize yol açan otomatik yanıtlarımız, tepkilerimiz değiştirilebilir.
    ayrıca (bkz: ilerleşmek).
  • "içerleme, gerçek ya da kurgusal bir haksızlık sonucu tekrar tekrar tecrübe edilen acı ya da öfke hissidir.

    profesör robert c. solomon içerlemeyi hor görme ve öfke ile birlikte ele alır. solomon’a göre bu üç hissiyat arasındaki fark şudur: içerleme kendinden daha yüksek bir konumdaki bireye, öfke eşit konumdaki bireye, hor görme ise daha düşük konumdaki bireye yönelir." wikipedia sundu.
  • içeri-le-mek rotasına sahip kelime. aynı zamanda bir geçişsiz fiil. yani nesnesiz bir fiil: eylemden geri dönülmez bir biçimde etkilenecek herhangi bir obje ya da subje söz konusu değil.

    "içeri" gibi kasvetli, gizemi kendinden menkul bir kelimenin 1000 yıl önce yazıldığı tahmin edilen, dili uygurca olan ve çin'deki aynı adlı mağarada bulunan dunhuang elyazmalarına dayandırılması sürpriz olmasa gerek.

    içerlemek kelimesinin anlamı, öfkelenmekten farklı olarak içe doğru veya gizleyerek öfkelenmektir. öfkemizin dikkat çekmemesini istediğimiz anlarda, öfkemizin ilhamı olan şeyi/kimseyi içimize alarak, etrafını bir çeşit tampon dokuyla sararız [dexter'ın kendi "içine" misafir ettiği kurbanlarını sarmak için kullandığı naylon bantlar?]. esasında birini severken yaptığımız da farklı bir şey değildir; verilmemiş bir sözün yerine getirilişine içerleriz. tampon doku hayat kurtarır.

    içerlemek kelimesiyle yakından akraba olan içermek kelimesiyse onun aksine, bir geçişli fiil. burada büyük olasılıkla fiilden geri dönülmez bir biçimde etkilenen birileri veya bir şeyler vardır. hem açıkçası herhangi bir tampon dokuya da gereksinmeyiz birilerini veya bir şeyleri içerirken. ailemiz bizi içeriyorsa eğer, ailenin kendine has bağ dokusu tarafından hem aileye bağlı, hem de ailenin diğer fertlerinden ayrı tutuluruz. ekstra bir çabaya gerek yoktur içermekte; zaten bu durumda şeylerin ve kişilerin birbirlerine yapabilecekleri etkinin sınırları da önceden belirlenmiştir. belki de içerlemekteki çaba, onu içermeye dönüştürme çabasıdır?