şükela:  tümü | bugün
  • bir varmış bir yokmuş bir iç varmış benden içre, kuytusuna saklamış bohçasını. her masalda yolu düşen bu kuytu başındaki deve sorusunu sorup köprüden geçmeye, bohçayı sırtlamaya meyledermiş. ama dev öyle bir gürlermiş ki sorusunu duymadan kaçmak adet olmuş, köprü başına gelmekte bir başka adet. işte iç kuytusunun öyküsüdür bu dillerden dillere dolaşan, herkesin öyküsünde bir gürleyen devi bir soru soran beyi, bir köprüsü ve birde kaçıp kovaladığı illaki var. ama emin değiliz bundan sonraki kısımlardan. masalın bundan sonrası öyle eskii öyle eskii bir dile yazılmış ki anlayana aşk olsun.
  • en çapraşık duyguların cirit attığı yerdir.
    öykü burdan başlar ama burda devam etmez.
    çünkü dilin burda olanları anlatmaya yetecek gücü yoktur, olmamıştır. acınası bir dil yoksulluğu nerden baksan...
    öykü sevmez yoksul dili. o, çokluk ister, çoğala çoğala anlatmak ister.
    "ak" ile hem beyaz'ı anlatmak ister, hem "temiz"i anlatmak ister.
    hem bir de; ah bir de, o'na doğru korkusuzca ak, ona doğru pervasızca koş, durma! demek ister. o yüzden de şu anda karalamakta olduğum şu çirkin satırlarım (?) içimin kuytusuna şöyle bir değip geçen ama kuytularda neler olduğunu açığa vur-a-mayan sözcüklerden ibaretttir.

    "gül" dersin, gülerler. ama istediğin gülümseme değildir. bir mayıs sabahı hıdrellez günü gül ağacının altına bıraktığın dileğindir o "gül"...
    bugün, gül dalından medet ummaktır sana göre "gül".

    yara vardır, derindir, ordadır. saklıdır. nasıl parça parçadır, umarsızdır, nasıl merhemsizdir, nasıl...
    sözler gelir çarpar düşer, çarpar düşer, düşer, düşer...
    çünkü onlar öylesine söylenmiştir, bilirsin.
    inansam dersin, bir inansam; inançsızlığına yanarsın. bir daha yanarsın...

    kanarsın,
    ince, ince...

    kanarsın, aldanırsın.
    içimin kuytusu iyi ki varsın, ordasın.
    iyi ki...

    kimse bilmez...

    öykü biter.

    gölgedesin.
  • (bkz: ici serin mi)
  • içimin içi.

    (bkz: canımın içi)