şükela:  tümü | bugün
  • sevgili yiğit bener'in, bu konuda söyleyecek sözü olan isimleri* bir araya getirdiği, hrant dink'e ithaf edilmiş enfes kitabı.
  • (..) “1915”i nasil nitelersek niteleyelim, uygar bir toplum olabilmenin ilk kosullarindan biri olulerini gommek degil midir? neden ve nasil oldukleri meselesinin otesinde ve etnik kokenlerinden ya da dinlerinden bagimsiz olarak, 1915’te olen yurttaslarimiza karsi bu asgari insani gorevi bile yerine getirememis olmanin hakli bir mazareti olabilir mi? hele ayni tarihte savas gemileriyle ulkeyi isgale gelip canakkale’de olen donemin ‘dusman askerleri’ne dahi anitmezar dikmisken ve orada her yil resmi torenler duzenlenirken.. (..)
  • (..)
    sünni ve türk olmayanların bu topraklarda gördüğü zulmü temize çekmeye çalışan, “duyarlı insan” lafıdır: "onlardan sonra biz çok eksildik.” eksik değil aslında, yanlış; dibine kadar yanlış bir hayat, yaşadığımız. halısının altına süpürdüklerini bile unutanların bir türlü anlamadığı, anlamak istemediği; bu hakikat işte. "sünni ve türk olmayanlar” paranteziyle bu toprakların en büyük acısına, dilim sürçerek yaptığım narko da benim aynı hakikatle aramdaki mesafeyi anlatıyor belki de.
    24 nisan 1915 sabahı istanbul’daki tutuklamalarla başlayan ve her gün çığ gibi büyüyen bir alev topu gibi, bu coğrafyayı cehenneme çeviren “mesele”den söz ediyorum. mağduriyet sıralaması yapamam tabii ki. 1934 trakya olayları, 50’li yılların başlarında varlık vergisi, 6-7 eylül vahşeti, 1964’le başlayan ikinci rum göçü... bunları, 1915 felâketi’yle aynı paranteze almayı ne vicdanım ne de tarih okumam kabul ediyor. çünkü bu coğrafyada devlet, "müesses nizam”ını ermenilerin soyunu kırmak üzerinden kurdu ve bundan sonra yaşattığı bütün zulümleri, bu suça ortaklığımız sayesinde meşru kılmaya çalıştı. kıldı da. yüz yıldır bu cehennem ateşinden uzakta, "memnun mesut” hayatlar yaşıyoruz. yüzleşemediğimiz her gün, “ama’lanmıza yapışıyoruz. çok sevdiğimiz, bizi korunaklı kılan "ama”lanmız var. kendi cümlelerimiz yok. mazeretlerimiz hayatımıza biçim veriyor. resmî tarihin yalanlarını üstümüze çekerek ısınıyoruz. hiç kimsenin oyunumuzu bozmasına izin vermiyoruz.
    top nasıl olsa bizim topumuz. güçlüyüz. mahallenin zengin kasabının şımarık çocuğuyuz. olmadı, topumuzu alıp çıkıyoruz oyundan. yüz yıldır, bıkmadan usanmadan hakikatle saklambaç oynamaya devam ediyoruz. her defasında bizi yakalayıp sobelemeye tenezzül bile etmeyen hakikat’in gurur’u bile bize hiçbir şey anlatmıyor. susmuşuz. sonra inkâr etmişiz. mezarlıktan geçerken içimizden gelen sesi duymamak için ıslık çalmak yetmemiş, marşlar söylemişiz. hakikati kaybetmişiz çünkü. birtakım gerçeklerle oyalanıp duruyoruz. yanlış bir hayat, insana dairdir. hakikatle çarpışabilmek de insana. neden biz yanlış bir hayatta bu kadar ısrar ediyoruz. yüz yıldır. yüzyıllık arsızlık dediğim, böyle bir şey işte!
    akif kurtuluş