şükela:  tümü | bugün soru sor
  • ekşi sözlük standartları gereği önce tanımın kendisini vermek icap ettiğinden: büyürken ruhuna hasıl olan maskeli kişiliğin altında hiç büyümemiş yönlerini taşırken birgün birşeylerden dolayı içindeki bu kıpır kıpır karakteri bir darbede silip atmak ve hayata kırık-yarım-kızgın-kırgın-onarılmaz devam etmektir.

    çok acı birşeydir bu, muhtemelen artık elmaşekeri çekmeyecektir insanın canı, keza leblebi tozu, karşı masadaki adamın masasına oturup merhaba demek, doyasıya ağlamak, türlü çılgınlıklar yapmak, küçük anlardan keyif almak, oyuncakçı vitrinlerine çakılı kalmak, lunaparklarda dolaşmak.

    - "sabri abi ne yapmışsın sen ortalık kan revan ?"
    - " hacı içimdeki çocuğu öldürdüm ama boğuştuk bayağı"
    - "yapma be sabri abi, iyiydi çocuk, maçlara giderdik birlikte"
    - "yok hacı, yamuk yaptı bana, mustafa abiyle yakaladım lavuğu"
    - " deme be sabri abi ! benimki de ibne çıkar mı dersin ? "
    - "valla orasını bilmem hacı, aha istersen bıçak burada, içine kurt düşeceğine deş bitsin"
    - "oldu sabri abi."
  • (bkz: kürtaj)
  • "...
    bak artık ağlamıyorum, kendimi öldüreceğimden korkuyorlardı, kendini öldürmek başka nasıl olabilir ki, içindeki coşkuyu, içindeki çocukluğu, içindeki mutluluğu, içindeki herşeyerağmenkendiniverişi öldürmekten başka nasıl olabilir ki?" **
  • fakir ama gururlu genc tadinda bir eylem, trip yapmak isteyenler icin ideal bir cumle. yerinde kullanildiginda, etkisini hemen gosterecektir.

    (bkz: eski camlar bardak oldu)
  • ruhsal ölümlerin nedenlerinden biri.hatta kendi adıma en önemlilerden biri.
  • george bushun uzun zaman once kendi icinde su anda da reel hayatta gerceklestirdigi aktivite.
  • kendimizden başka hiç kimsenin dokunamayacağı, sindiremeyeceği biridir içimizdeki çocuk. kendi ışığı vardır onun içindeki tükenmez umuttan, bize koşulsuz inancından gelen. insanın ancak kendisi yok edebilir ümidini içindeki çocuğun. kendin yavaşlatırsın ufuk çizgisi boyunca ilerleyen yürüyüşünü yanı başında. ellerini içlerine cam kırıkları doldurup kırmaz, gözlerindeki ışıkları kapatmazsan* sen; yanı başında kalır o, kim kırarsa kırsın, kim terk ederse etsin seni. ama bunları yapsan bile, her yaptığın kötülüğe bahane olarak; onun yokluğunu, sindirilmişliğini, kötülerce ya da kör, sevgisiz sevdiklerince zamanla hırpalanmışlığını, incitilmişliğini öne sürsen bile, başaramazsın onu öldürmeyi... küser belki; sevgisiz, umutsuz –ama her şeye rağmen ceza gibi hala ölümsüz- dolaşır durur kalbinin derinliklerinde... sen kendi yalanlarının girdabında yitirirken son iyilik, insanlık özlerini o kendi kollarına sarılır. içinde senden sakladığı, senin kalbinden kalan, ikinizin de canını acıttığı halde girdaba bırakmadığı son kırıntıları saklar... kalbinin en karanlık köşelerine bile kaçsa, kör karanlıkta kalmaz o seni görür... (ki hiçbir karanlık bir kalbin aydınlatamayacağı kadar koyu değildir*)
    bir gün sen zamanı gelip yaptıklarına bir bahane bulamayıp kendinle baş başa kaldığında, aldırmadan korku dolu bakışlarına açıverir avuçlarını; sakladığı kırıntılar düşer yürek diye sakladığın boşluğa... ve geçmişe döndürüp acıyla kıvrandırır yürek seni; yeniden can bulmaya çalışırken kırıntılarından... oysa senin ellerinde sadece gözlerinin bir çocuk kaydırağı olduğu, içlerinden başka insanların çocuklarının kayıp kayıp dünyaya düştüğü anlar vardır, bir de peşlerinden dünyaya atlamaya çalıştıkça ördüğün duvarlara çarpan içindeki küskün çocuğun...

    birini vuruyorlar içimde
    üst üste, parça parça yığılıyorum.
    birini alıp götürüyorlar
    karanlık, daracık bir yerlerde-
    yapayalnız kalıyorum.
    gözlerin geliyor aklıma;
    çocuk kaydırağı.
    içlerinden kayıp kayıp
    dünyaya düşüyorum.
    elim, yüzüm, dizim her yanım kanıyor
    şaşkın şaşkın bakıyorum...
    ağlamak aklıma gelmiyor
    bir çocuğu alıp götürüyorlar
    benim zaten her yanım kanıyor
    çocuk kaydırağının ucunda
    şaşkın
    ayaklarımı sallıyorum.

    parthenon 05.02.1996