şükela:  tümü | bugün
  • bir içselleştirici prematüre yetişkinin özgözlemi: olgunlaşmamış ebeveynlerin çocuğu olmak.

    duygusal istismarcı, mesafeli, reddeden, bencil ebeveyn tarafından büyütülmüş olmak, bir çocuğun duygusal bağ kurmak ve kendi duygularını ifade edebilmesi yolundaki tüm kapıları kapatır. geliştirdikleri farkındalıkları ve yetkinlikleri ise kendi acılarını ciddiye almalarını zorlaştırır. içlerinde varlığını bildikleri ama anlamlandıramadıkları duygusal yalnızlık duygusu fiziksel yaralanma kadar temel bir acıdır ve bu acı içeridedir dışarıdan görülmez.

    olgunlaşmamış ebeveynlerle büyüyen çocuklar belirli duyguları ifade etmenin ya da deneyimlemenin utanç ve ceza getireceğini öğrenirler. çünkü üzüldüklerinde anne babaları sinirlenmiş, rahatlatılmak yerine cezalandırılmışlardır ve ağlamaya başladıklarında asla duramayacaklarına dair bir korku geliştirmişlerdir. bu korku, o duyguyu tam olarak ifade edebildiklerinde ağlamanın kendiliğinden durduğunu öğrenmelerine asla izin verilmediğinde ortaya çıkar. üzüntülerini bastırmayı öğrendiklerinden ağlama eyleminin doğal ritmini ve nasıl azalacağını deneyimleyemezler. bundan sebep de kendilerine ait duygusal temas kapılarını kapatarak tüm duygularını bastırmışlar, dışarıdan pek farkedilmeyen duygusal kırgınlıklar, korkular biriktirmişler ve bu ebeveynlerle büyürken derinden etkilenmişlerdir. bu koşullar altında büyüyen çocukların, kendi olumlu duygularından bile nasıl korktuklarını görmek hiç de şaşırtıcı olmasa gerek.

    bu çocukların başkalarının iç dünyalarına, tutum ve davranışlarına, karşısındaki insandaki en ufak bir değişikliğe karşı bu kadar tetikte olmaları anlamsız değildir. hayat karşısındaki tepkilerini diyapozona benzetebilirsiniz; diğer insanlardan ve çevrelerindeki dünyadan gelen titreşimleri toplarlar ve renozans üretirler. bir de doğuştan gelen olağanüstü uyarıcı sinir sistemine sahipseler duygularını içlerinde tutmayı öğrendikleri için mevcut yoğunlaşma ile aşırı hassas olurlar. başkalarıyla uyumlanmak istediklerinde fazlasıyla anlayışlı ve duyarlı oldukları için yaşayacakları duygusal yakınlığın kalitesine aşırı hassasiyet gösterirler. mizah mı? mizah, o çocuğun en iyi savunma sporudur. yaptığı en ciddi iştir çünkü özgür bir durulukla, kendi gerçeğini mizahla karşısındakinin bilincine vardırır.

    gerçek bir duygusal bağa ihtiyaç duyması var oluşlarının ana gerçeği olsa da duyguları utanç, ayıplama, küçümseme gibi duygularla ilişkilendirilip reddedilmiş ve kendi doğasının bir problem olduğu mesajı verilmiş olan çocuk, bir yetişkin olarak derin duygularını gösterirken utanır, yardım isterken mahcup olur. her ne kadar duygularını göstermeden konuşabilse de terapi esnasında değil ağlamak bir kaç damla gözyaşı döktüğünde "özür dilerim" diyebilir. birisinin gerçekten kendisi ile duygusal bağ kurmaya çalışarak nasıl hissettiğini önemsediğini ya da ne bileyim kendisini anlamaya çalıştığını fark ederse ortada yanlış giden bir şeyler olduğunu düşünerek durumu her hali ile yadırgayacaktır. duygularının ciddiye alındığını görünce şaşırır çünkü acılarını "saçma sapan şeyler" olarak görüp önemsizleştirmiştir ve "anlaşılmak" beklediği en son şey olmuştur o vakte kadar. ancak kendisini güvenli hissettiği alanda karşılaşacağı ifadesiz bir yüz, geçiştirilen bir sevgi ifadesi içlerindeki her şeyi öldürürebilecek kadar etkilidir.