şükela:  tümü | bugün
  • kısa ve öz olarak:

    eşcinsellerin, toplum içinde yaşadıkları baskıyı, ayrımcılığı, aşağılamaları içselleştirmeleri, ve bir şekilde* kabullenmeleri. tezahürleri arasında diğer eşcinsellere ve eşcinsellik ile ilgili olgulara karşı red edici tavırlar ve toplum normlarını aşırı bir şekilde savunma ve benimseme bulunabilir.

    (bkz: bülent ersoy)
    (bkz: cemil ipekçi)
  • eşcinsellin kendini meşrulaştırma, kabul görme adına çeşitli atraksiyonlara girmesidir. karşı tarafın homofobisini doğru kabul edip, kendini ona göre konumlandırması.

    bazı bazı toplumda kabul gören değerlere oynayarak kaybettiğini sandığı / düşündüğü konulardaki puanlarını başka şekilde telafi etme çabasıdır.
    (bkz: ben muhafazakar bir escinselim)

    kimi zaman kişinin kendini karikaturize ederek sevimli gösterme çabasına kadar uzayabilir süreçtir. sevilme adına, hoş görülme adına atraksiyonların sonu gelmez .....

    ya da dine sığınır sıyırır ya da herkesin hakir görüp peşine düştüğü şeyi herkesle paylaşırsınız. aklıma nedense last exit to brooklyn filmindeki fahişe rolunde jennifer jason leigh düşürdü kullandığım kelimeler ....

    ha sonuna illa bir ders eklemek gerekirse de; kişinin kişisel bütünlüğü ve kendisi ile barışmasının ilk şartı kendi içsel homofobisini yenmesidir. bu yoldan hepimiz geçtik, gececeğiz. sorun ilk başlarda içsel homofobinizin olması ya da olmaması değil, homofobinin içselleştirilip ona özür yaratılıp sizin tarafınızdan onaylanmasıdır. kişinin kendisine yapacağı en kötü şey homofobiyi kendi nezdinde mazur görmesidir.
  • (bkz: tarla zencisi)
  • burada çok güzel bir şekilde açıklanmış olan şey. arada kendimde de gördüğüm bir şey olduğu için ve benim gibilerin de az olmadığını düşündüğüm için bu yazının okunması gerektiğini düşünüyorum.

    edit: giriş kısmını da da yazalım buraya

    you were just recently told by a friend to “deal with your internalized homophobia.”

    you force your partner to stay in the closet with you.

    you feel contempt or disgust towards lgbtq people who don’t “blend in.”

    you can’t come out, even in safe communities and settings.

    you’ve tried to change your sexual orientation through conversion therapy, prayer, or medical treatment.

    you cannot have emotionally intimate or romantic relationships, even though you desire it.

    you think about committing suicide because of your sexuality.
  • - taksiye binilir.

    - kucakta çanta torba olduğu için bacak açılarak oturulur.

    - şoför vites değiştirirken, şoförün eli dize çarpar.

    - şoförün "zevke geliyor ibne" diye düşünmemesi için bacaklar toplanır.

    bu kez şoförün rengi atar. çünkü aslında şoför öyle düşünmemektedir.

    bilakis "yolcunun, şoföre şürüş rahatlığı sunmak için gereksiz hassasiyet gösterdiğini" düşünmektedir.

    bu ekşın her tekrarlandığında, şoförler genellikle, "abi sen rahatına bak" cümlesini kurar.

    ancak ok yaydan çıkmıştır.

    bu andan itibaren şoför müşterisine rahat bir yolculuk sunamadığı için mahçup olur.

    bir eli direksiyonda, öteki eli ile yolcu koltuğunu ileri geri haraket ettirmeye çalışır.

    ama bu arada sürüş güvenliğini tehlikeye atmaktadır.

    işte böyle, içselleştirmiş homofobi, durduk yere ekşın yaşamaktır.
  • monotonluk, homoseksüellik veya homoseksüel olma fobisi.
  • homofobik bir heteroseksüel bakışı ile yaşamaya alışmış/alıştırılmış gay'in korkuları sanki. çok gizli olmalıyım, kadınsı olmamalıyım, zaten heterolar da gay'leri kadınsı hareketleri yüzünden sevmiyor, aslında erkeksi olsalar vb. cümleleri bir gayden duyuyorsanız burada içselleştirilmiş bir homofobi söz konusudur. burada önemli olan kişinin erkeksi ya da kadınsı olması değil, kendi olamaması ya da kendi olmaya çalışan insanlara yargı geliştirmesidir, onu karıştırmamak lazım.

    ben buna eşcinsel oryantalizmi diyorum. hetero ağzıyla ve gözüyle "gay" kavramını niteleme hastalığı.

    not: full artı full erkeksi gay'im asdfasd