şükela:  tümü | bugün
  • filmde en çok beğendiğim nokta karakterlerle ilgili geçmişe dönük ayrıntı vermemiş olması. karakterlerin hayatına hangi notada dahil olduysak o kadarını biliyoruz. yaşananlar üzerinden yorum yapma durumu var tabi ki ama bu filmi daha da öznel hale getiriyor.

    --- spoiler ---

    kızımız teyzesinin yanına gidene kadar herhangi bir fikre sahip değiliz. tıpkı ida gibi biz de ilk karşılaşma anından itibaren fikir üretmeye başlıyoruz. öyle ki ilk sahnede teyzenin hayat kadını olduğu yorumunu yapmıştım. oysa kadın koskoca savcı çıktı.
    --- spoiler ---
  • sade bir film.

    bu film basit bir dille ancak böyle tanımlanabilir. ikinci dünya savaşı temalı olmasına rağmen mahsunvari biçimde gözümüze gözümüze soktuğu direkt mesajı yok. iddiası yok. taraf tutmuyor. renk vermiyor. ajitasyon yapmıyor. ama film beni üç noktada oldukça şaşırttı :

    - ilki, filmi izlemeye başladığımda bir şey dikkatimi çekti. kadrajda sorun var dedim kendi kendime. ekranı küçülttüm değişen bir şey yoktu. hala çerçevelemede sıkıntı olduğunu zannettiğim bir durum vardı. ilerleyen dakikalarda anladım ki yönetmen kamera açıları bakımından biraz deneysel takılmış. iyi hoş da olmuş ama en başta izleyici biraz yadırgıyor bu açıları. sonrasında alışınca ve filmin öyküsü dikkate alındığında, böylesi açıların filme vurucu etkileri olabileceğini ve dahası kahramanın ikilemi düşünüldüğünde çok da yerinde olduğunu anlıyorsunuz.

    - ikincisi ise biraz spoiler içeriyor:

    --- spoiler ---
    savcının sıradışı intihar sahnesi. aslında en başta intihar olduğunu bile anlamakta güçlük çektim. bir intihar ancak bu kadar cool ve afili olur. insanı intihar etmeye özendiriyor *.
    --- spoiler ---

    - dikkatimi çeken üçüncü şey ise başroldeki rahibemizin mimiksizliği. film boyunca aklıma en çok sevdiğim yönetmenlerden robert bresson gelip durdu. hatta bresson'un en iyi filmi olan au hasard balthazar'daki başkarakterin yüzü ile bu rahibemizin yüzü değişti durdu zihnimde.

    polonya dostu bir badimin (phoarbix) tavsiyesiyle izlemiştim. iyi etmiş de önermiş. yabancı film dalında oscar adayı bile oldu. hatta şimdiden favoriler arasında gösteriliyor.

    edit: hem en iyi yabancı film hem de sinematografi dalında oscar adayı oldu.

    edit 2: en iyi yabancı film oscarını aldı. şimdi çok zor ama sırada sinematografi var.
  • sanki 10 yil oncesinden boyle bir filmin cekilecegini gorup burada ataturkculuk oynayanlari gormemizi saglayan film. ulan iki ay once yazmisin neyin artistligi bu. te allam ya.
  • çevirisini yaptığım rahibe adayı genç bir kızın hikayesini konu alan film. birçok festivalden ödül almış, siyah-beyaz ve sabit kamerayla çekilen film ülkemizde ilk kez 33. istanbul film festivali’nde gösterildi.
    http://divxplanet.com/sub/s/317964/ida.html
  • --- spoiler ---

    sinema tarihinin en sade ve belki en şaşırtıcı intihar sahnelerinden birine sahip polonyalı film.

    --- spoiler ---
  • biliminsanlarının iki yıl boyunca üzerinde gerçekleştirdikleri sessiz sedasız incelemelerden sonra en nihayet dün (19 mayıs) new york'ta görücüye çıkardıkları, 47 milyon (tekrarlıyoruz; kırk yedi milyon) yıllık nefes kesici güzellikteki bir primat fosili..

    gezegenimizde bulunmuş gelmiş geçmiş en bozulmamış primat fosili olan fosil ida, diğer memelilerle olan akrabalık bağımıza ışık tutacağa benziyor. hep birlikte inceliyoruz:

    http://www.guardian.co.uk/science/fossil-ida
  • her karesinin ibadet olduğu polonya filmi. hikaye anlatımı, renk ve kompozisyon yönünden zirve filmlerden biri olmuş. eğer zvyagintsev, mungiu veya nuri bilge gibi yönetmenleri seviyorsanız, kaçırmayın derim.

    ayrıca, cazın filmde günahı ve arzuyu nasıl temsil ettiğini görmek için bile izlemeye değer.
  • summeha$a suresi, sekizzinci ayet $oyle buyurur:

    "biz yeraltina eci$ bucu$ fosil koyduk ki inananlarin inanclarini sinayabilelim :p"
  • --- spoiler ---

    bahsedildiği de üzre, içindeki intihar sahnesi bence çok başarılıydı, wanda'nın gelgitleri, ama bir o kadar ani kararı güzel anlatılmış. wanda'yı bu noktaya taşıyan süreci hatırlamak gerekirse; önce camı açıyor, sakince ardına dönüp mutfağa giriyor elinde sigarasıyla, elinde sigarasıyla geri dönüp müziğin sesini açıyor, sonra mutfağın tersi istikametine gidip paltosunu giymiş olarak salona geri dönüyor, elindeki sigarayı kül tablasına bırakıp, duraksamadan camdan kendini atıyor. intihar etmek üzre olan bir insan neden ardında bıraktığı yanan sigarayı düşünür? ya da neden intihar etmeden evvel üstüne palto giyme gereksinimi duyar?
    işte bunlar hep aslında kurtulmak için çabalanan hayata duyulan sevgi ve özlemin belirtisidir... ölmeye bile yaşarken sahip olduğumuz gündelik alışkanlıklarımızın tekrarıyla gideriz. garip... güzelde...
    film baştan sona fotoğraf gibi, hatta ne yazık ki aklıma fotoğraf kursunda fotoğraflarıma bakıp
    -yavrum neden ısrarla objeyi ortalamaktan kaçınıyorsun diyen... eğitmenimi getirdi hemen hemen tüm sahneler, hani estetik algısı hep ortaya, ortalamaya dayalı ya hani aman çerçeve canım çerçevedir ya...
    işte bu filmde hem fotoğraf gibi hem de fotoğrafın genel geçer estetik algılarından neyse ki nasiplenmemiş sahneler görmek mümkün.
    --- spoiler ---
  • filmin kamera/ışık/gölge kullanımı gerçekten mükemmel, hatta son yıllarda izlediklerim arasında en iyisi bile diyebilirim. fakat bazı kadrajlar sanki zoraki olmuş gibi. google'da uygun ss bulamadım, filmi 5 dakikada hızlıca taradım, 4 tane örnek buldum:

    http://i.imgur.com/cfueetf.jpg
    http://i.imgur.com/u2kutlb.jpg (tekrar baktım da, bu çok iyiymiş. daha geniş açı olabilirmiş ama şu hali de güzel.)
    http://i.imgur.com/ikq8th3.jpg
    http://i.imgur.com/a2nlt8z.jpg

    bana bu çekimler pek doğal gelmedi açıkçası. zaten filmin her karesi sanat eseri gibi, 80 dakikalık filmde 500 tane kartpostallık açı kovalamaya ne gerek var? sanki sırf aforizmalardan oluşan roman yazıyor adam. biraz rahat olun ya; sana diyorum pawel, alo?

    tabii bu eleştiri, filme hayran olduğum gerçeğini değiştirmiyor. ben kendi altın palmiye'mi verdim, cannes'daki ibişler vermiş vermemiş çok da umurumda değil açıkçası.