şükela:  tümü | bugün
  • basit bir film. çok basit. izlendikten sonra "ulan böyle bir filmi ben de yazarım lan," dahi dedirtiyor (tabi ki yazamam. ama mesele yazıp yazamam değil. öyküsünün basit oluşudur. bunu belirtmek istedim). 60'lı yıllardayız. manastırda büyüyen ida orayı yöneten rahibenin de isteği ile kendisini görmek istemeyen teyzesinin yanına gider. sonra beraber bir kaç gün geçirirler. asıl amaçları nazi zamanında katledilen ailelerini (ida'nın anne, babası, abisini) bulmaktır. yönetmen filmin odağına da bu gizemi yerleştirir: "bu üç kişiyi kim öldürdü ve mezarları bulunacak mı?". tabi son 20 dakikaya dek bu konu hakkında hiçbir şey çaktırılmıyor. iki akraba, yani ida ile wanna sorup soruşturup ailelerinin gömüldükleri yeri bulmaya çalışırlar. öte yandan yönetmen, manastırda büyüyen ve daha önce buranın dışına çıkmayan, yani hayata fazlasıyla yabancı olan ida'nın manastırın dışındaki dünyayla tanışmasını da, hıristiyan değil yahudi olduğunu öğrenince bu kimliği benimseme çabalarını da, dış dünyayla tanışıp nefsini köreltemeyeceğini anlayınca dişiliğini keşfetmeye başlamasını da ilmek ilmek işler. ida geçirdiği bu bir kaç günde değişir. tabi teyzesinin güçlü ve zayıf yönleri de, pişmanlıkları ve üzüntüleri de başarıyla anlatılıyor. zaten merkezde sadece iki karakter olduğu için bu iki karakteri derinleştirip karakterlerin ilişkilerine odaklanmak (wanna başta ida ile görüşmek istemiyor. ona bir fotoğraf verip kimliğini (yahudi oluşunu) soğuk bir şekilde açıkladıktan sonra onu terminale gönderiyor. ama sonra dayanamayıp onu tekrar evine alıyor ve aralarındaki bu soğuk ilişki değişiveriyor film ilerledikçe) yönetmeni pek zorlamamışa benziyor.

    dediğim gibi; film, basit bir öykü anlatıyor. daha önce anlatılmamış bir öykü de değil. orijinal bir öykü beklenirse veya öykünün dallanıp budaklanması beklenirse pek tatmin etmeyecektir (zira öykü dallanıp budaklanmıyor. tek bir hat üzerinden ilerliyor ve bitiyor film). eldeki bu basit öykü başarılı bir şekilde perdeye taşınmış. filmin yol türünde olduğunu da belirtmek gerek. tamamı sabit kamerayla çekilmiş, sinematogrofisi şahane, oyunculukları bir o kadar iyi. başyapıt mı? değil tabi ki. 100 üzerinden 60 verdim criticker'da. büyük beklentiyle izlememek gerek.
  • --- spoiler ---

    sinema tarihinin en sade ve belki en şaşırtıcı intihar sahnelerinden birine sahip polonyalı film.

    --- spoiler ---
  • hayata yabancı bir insanın kendini keşfetme hikayesi. ida'nın teyzesiyle tanışması onun dış dünya ile ilk karşılaşması. ardından ida'nın çevreyi ve kendini keşfetmesi geliyor. ailesi ve gecmişini öğrenirken kendini, yaşamını, amacını sorguluyor. ve tüm bunlar mükemmel bir basitlik ve siyah beyazın estetiğiyle oluyor.
  • "oo, nazi'li film, alırım bi dal" diye izlemeye başlayanı gafil avlayan sanat filmi.
  • glenn quagmire'ın savaş kahramanı babası dan quagmire'ın cinsiyet değiştikten sonra aldığı ad.
  • yönetmen pawel pawlikowski'nin, görüntü üzerinden giderek tarkovsky gibi anlattığı film olmuştur ida.
    zekayı düşürmeden hikayeyi görselden anlatmak çok zor olmasına karşın, wanda ( agata kulesza ) karakterinin filmde belirleyici ana etken olması bu tarz filmlerde beklenmedik birşeye yol açtı.
    ıda,
    (agata trzebuchowska ) hepimizin içinde olan ve evrensel masumiyeti çağrıştıran birşeye dönüştü.
    sadece dönüştü.
  • filmde en çok beğendiğim nokta karakterlerle ilgili geçmişe dönük ayrıntı vermemiş olması. karakterlerin hayatına hangi notada dahil olduysak o kadarını biliyoruz. yaşananlar üzerinden yorum yapma durumu var tabi ki ama bu filmi daha da öznel hale getiriyor.

    --- spoiler ---

    kızımız teyzesinin yanına gidene kadar herhangi bir fikre sahip değiliz. tıpkı ida gibi biz de ilk karşılaşma anından itibaren fikir üretmeye başlıyoruz. öyle ki ilk sahnede teyzenin hayat kadını olduğu yorumunu yapmıştım. oysa kadın koskoca savcı çıktı.
    --- spoiler ---
  • bendeki etkisi ne kadar sürer bilmem ama "sen de seyret mutlaka" listeme aldığım filmdir.
  • her karesinin ibadet olduğu polonya filmi. hikaye anlatımı, renk ve kompozisyon yönünden zirve filmlerden biri olmuş. eğer zvyagintsev, mungiu veya nuri bilge gibi yönetmenleri seviyorsanız, kaçırmayın derim.

    ayrıca, cazın filmde günahı ve arzuyu nasıl temsil ettiğini görmek için bile izlemeye değer.