şükela:  tümü | bugün
  • insanlara onların alabileceğinden daha fazlasını veremezsiniz. hiçbir ölümün yaşanmasını istemezdim. en çok hakedenin bile ölmemesini, ölmeden değişmesini dilerdim. fakat gelin görün ki bu dünya çocuklar tarafından yönetilmiyor. bunları içimde sonuna kadar hissediyorum. gerçekliği de içimde.
    ama maddesel dünyada hiçbir gerçekliği olmayan hayal ürünü bunlar. mantık bazen insanlığın en temel gereksinimlerini bile yok etmeni söyleyebiliyor sana.

    eline balta alıp gördüğü bütün ağaçları kesen biri defalarca yargılanıp defalarca affedilse ve bu adam defalarca bu şeyi yapmaya devam etse, ve bu iş için bir örgüt kursa, sonra bu örgüt yüzleri geçse ve ülkede ciddi bir sorun haline gelse, bu kişiyi hapse tıkmak ya da o kişiyi yıllarca sürecek bir eğitime ve kültüre tabii tutmak, sence bütün bu örgütün durmasını sağlayacak mı?

    sosyopat nedir? bir örnek olarak sosyopatlar eğitilemez. ikna edilemez. onlara yapacağınız herhangi bir işkence, çektireceğiniz herhangi bir acı onların değiştiremez. zaten sosyopatlar acı çekmezler. sosyopat bir adam öldüreceği birini günlük hayatın günlük bir işi gibi yapar ve arkasına bakmadan yürüyerek çekip gider.

    mafya babaları, katiller, kiralık katiller sosyopatlara örnek.

    öldüren ve bunun sonuçlarından zerre miktarı kadar korkmayan herkes sosyopattır.

    cengiz han büyük bir sosyopattı. hakeza hitler de öyle.

    herkes değişir, herkes değişebilir. herkesin yaşayacağı bir olayın etkisiyle değişebilme ihtimali var. buna inanıyorum. ama bunun ne olduğunu, o kişiyi değiştirecek şeyin ne olabileceğini bilemeyiz. "o da insan, tedavi olabilir, iyileşebilir." düşüncesiyle yaklaşıp, insanlara zarar verme potansiyeline sahip kişilerin yaşaması hiç mantıklı gelmiyor.

    yani, insana alabileceğinden fazlasını vermeye çalışmak anlamsız.

    peki neydi o zaman bu insanları dünyaya gönderen? burada olmasını sağlayan şey? bir fikir, düşünce, olgu, temas, istek, tutku?
    tutku ve isteği yalnızca kötülüğe çalışan bir insanın hayata gelmesinin sebebi ne olabilir ki? yoksa biz sadece hayatta yaşayacağımız o tek bir an için mi geliyoruz bu yaşama?
    her şey sıradan ve her şey aynı. ama o en kötü insan öldüğünde ya da idam ettiklerinde, aradan 2 sene geçtikten sonra, eğer yaşıyor olsaydı bazı şeyler daha farklı olabilirdi düşüncesi içine giriyorum ben. ölmemeliydi, ne olursa olsun ölmemeliydi diyorum. ama bu benim mantıktan çoook uzaklarda, yalnızca yüreğimin bir düşüncesi, onun hissiyatı, onun sözleridir.

    "yaşamaması gerekiyordu."
    buna insan karar veremez. bir can başka bir canın son bulup bulmamasına karar veremez ama oluyor. atacağı bir imza ile yüzbinlerce insanı bir anda öldürecek güce nasıl sahip olabilirsin? hepimiz insansak, peki nasıl oluyor bu? hepimiz aynı çorak dünyaya, aynı toprak parçasına, aynı bomboş yer yüzüne gelmedik mi? nedir diğerlerini böyle özel kılan? kötülük işte. kötülüğü becerebilme yeteneği! sonra bu yetenekten acı duymamak, vicdanının sızlamaması da başka bir yetenek. bu yetenekler birbiri halinde bir vücutta yer bulduğunda, ve o vücut durdurulamaz bir hale geldiğinde, alıp bir kafesin içine koymak bütün bu kötülük yeteneğini köreltecek mi?

    en kötünün bile ölmesini istememek bir hayal dünyasıdır ve evet, ben çok sık hayal dünyasında yaşayan biriyim. ama asla bu mantığıma etki etmiyor.

    herkes yaşamayı hak eder.
    en kötüleri bile.
    ama bazen en kötüleri hak etmiyor.
    hak edemiyor...

    özgecan aslan'ın katillerinin yaşamayı hak ettiğini düşünmüş müydünüz?