şükela:  tümü | bugün
  • * meslek edindirme ve bilim-kültür aşılama kavramları birbirinden tamamen farklıdır. ikisini aynı anda vermeye çalışırsanız ne öğrencinin ufkunu açarsınız ne de öğrenciye bir meslek kazandırabilirsiniz. ikisinde de çuvallarsınız.
    * kesinlikle öğrencileri ezbere yönlendirmemelisiniz. öğrenciler (sınav sistemi uygulayacaksanız) sınava kendi tuttukları notlarla girebilmeli.
    * aslında sınav sistemi iyi bir sistem değil. bunun yerine ödev sistemi daha mantıklı bence.
    * öğrencilere olabildiğince öğrendiklerini uygulama imkanı sunmalısınız. öğrencilere öğrendikleri bilgileri hayatta nasıl kullanabileceklerini anlatmalısınız. çünkü insan kendine yararlı bilgiyi öğrenirken daha istekli olur ve bu bilgileri daha iyi öğrenir. kesinlikle kuru kuru teorik bilgi anlatmamalısınız.
    * kesinlikle öğrenci kaynak sıkıntısı çekmemeli. öğrencinin tek kaynağı fotokopi gibi çağdışı materyaller olmamalı.
    * dersler video kamera ile kaydedilip internete koyulmalı. öğrenci takıldığı yerde bu videolara başvurabilmeli.
    * öğrenci takıldığı yerde öğretmene istediğini sorabilmeli.
    * eğer bilim adamı yetiştirecekseniz bu bilim adamı adayının kafasını gereksiz şeylerle meşgul etmemelisiniz. bu adam "bu ay kirayı nasıl yetiştireceğim", "otobüse binmeyip yürüyerek gidersem ne kadar tasarruf ederim", "her gün akşam yumurta yesem paramı ne kadar sürede bitiririm" diye düşünmemeli.
  • devlet eliyle yapılmayandır.
  • ideal egitim sistemi 4+4+4 degil de, 3+5+2 olabilir. fatih terim bu taktikle galatasarayi 4 yıl üstüste şampiyon yapmisti hatirlayalım. bunlar bir yana da;
    çağın gereklerine uygun bilgilerle,
    insan haklarına saygılı, nazik, her yerde torpil aramayan, herkesin hakkını kendi hakkı gibi koruyan, karakterli, olayları iyi sorgulayan bireyler yetistiren sistem, ideal egitim sistemidir.
  • insanların anlam dünyası kavramlardan oluşuyor. dolayısıyla temel eğitimin felsefeye dayalı biçimde içeriksel olarak toplumsal yaşama ilişkin kilit kavramları içermesinin hayati önemde olduğunu düşünüyorum. daha finlandiya eğitim sistemi'nin haberleri çıkmadan bu fikir aklımda vardı, kısmi uygulamasını da böylelikle görmüş olduk. amaç bu kavramlarla ilgili bilimsel bilgileri ve mümkün olduğunca farklı yaklaşımın kapsamını, temel öğelerini, eleştirilerini, savunularını tarafsız bir gözden öğrenciye tanıtmak olmalı. zaten tüm dünyanın eğitim sistemi muhtemelen kısa sürede buna evrilecek. bugün okullarda verilen eğitim, içeriksel olarak tam bir vakit kaybı ve çocuğun modern toplumsal hayata hazırlanmasına dönük hiç bir nitelik taşımıyor.

    derslerin, coğrafya, tarih vs. olarak değil de, kavramlar çevresinde inşa edildiğini hayal edin. mesela şehir dersi. şehir nedir, şehirde kimler yaşar, şehirde ne işler yapılırla başlayıp, yıllar ilerledikçe şehirlerin tarihsel, sosyolojik, ekonomik gelişimleri, coğrafi özelliklerinin şehir dersinde öğretildiğini varsayalım. böylece zorunlu eğitimini tamamlayan her çocuğun, kafasında şehir ve şehircilik kavramıyla ilgili iyi kötü bir fikri olmasını, trafik kurallarından, imar düzenlemelerinden, şehrinin tarihinden haberdar olmasını sağlamış olacaksınız. çocuğun yetişkin hayatında karşılaşacağı tercihlerde, oy verirken, dükkan açarken, bilgilendirilmiş tercihler yapma şansı olacak.
    mesela insan dersi. insanın biyolojik özellikleriyle başlar, diğer canlıları, diğer canlılarla insanın farkını, evrimi, anatomiyi, beyni adım adım anlatır, ordan toplumun ortaya çıkışını, evrimini, birey kavramını anlatarak devam eder. biliriz ki temel eğitim almış herkes, insanın ne olup ne olmadığına ilişkin temel bir bilgiye sahip, herkesin kendi vücudunun temel işleyişiyle ilgili bilgisi var.
    sevgi dersini hayal edin. ilk öğretim düzeyinde anne sevgisi, aile sevgisi, karşılıksız sevgi, paylaşmak vs. gibi kavramlarla başlasın, ilkgençlikte cinsel eğitim, akabinde kavramın tarihi, mevlana, shakespeare nasıl ele almış, goethe nasıl tanımlamış, nazım neler söylemiş, schopenhauer ve nietzche neler demişe kadar gelsin. bunları anlatırken o fikirlerin ortaya çıktığı toplumsal bağlamın şartlarını ve değişimini tartışsın, insan dersiyle birleşsin sevginin beyin kimyasıyla ilgili bildiğimiz özelliklerini aktarsın. sonuç olarak sevgi dersini alan çocuğun, ya benimsin ya toprağın demeyeceğinden, çocuklarını dövmeyeceğinden, insanların haklarına saygı göstereceğinden emin olmuş olacağız.
    doğa bilimlerinin bile bu kavramlar ekseninde işlenmesi gerektiğini düşünüyorum. fizik yerine mesela elektrik diye bir ders olmalı, baraj da, beyin dalgaları da aynı derste işlenmeli. statik dersi olmalı, kinematik dersi olmalı, bunların yanında da bunlarla paralel işlenecek ve bu derslerin içeriğindeki ihtiyaçları karşılayacak bir matematik dersi olmalı.

    bunlara benzer onlarca kavram bu eğitime konu olabilir. sınav biçimleri, derslerin işlenişi vs. pedagojinin alanına giren biçimsel konulardır, bunlarla da ilgili bilimsel ve doğru düzenlemelere gidilmesi gerekir ama dersin müfredatı ve içeriği politik bir tercihtir. şimdiki tercihimiz, insanları yıllarca sınıflara hapsedip yaşamdan bihaber vatandaşlar olarak topluma salmaya dönük. sonra toplumsal olarak enerjimizin yarısından fazlasını kadına şiddetle, çocuğa şiddetle, yalanla dolanla ve magandalıkla harcıyoruz. bir de bu eğitim sisteminin şöyle çok temel bir getirisi olacak, çocuklar aslında her derste bir kavramın nasıl kurulduğunu, nasıl işlediğini görmüş ve nasıl kavramsallaştırma yapılacağının, kavramlarla nasıl düşünüleceğinin pratiğini yapmış olacaklar. dolayısıyla hayatlarında karşılaşacakları diğer meseleleri kavramsallaştırmak konusunda donanımlı olacak, düşünerek yaşıyor olacaklar. artık kimseye türkiye'nin bütün nehirlerini öğretmemiz gerekmiyor, bilgi zaten daima ulaşılabilir durumda, önemli olan bilgiyi araştırma alışkanlığı ve o bilginin nasıl işlemleneceği bilgisini öğretmek.
  • ülkemiz açısından değerlendirmek gerekirse john deweye ait bir tanımlamayla yaparak yaşayarak öğrenmedir.
    (bkz: john dewey)

    bu açıdan değerlendirince problem çözme becerisi kazandırma amaçlanır ve gerçek hayatta karşılaştığımız veya karşılaşma ihtimalimiz olan konular üzerinden konu kavranır.

    zaten cumhuriyet'in ilk yıllarında dönemin milli eğitim bakanı çağrısıyla türkiye'ye gelen john dewey de ülkemiz için ideal eğitim sistemi için gerekli incelemeleri yapıp rapor oluşturmuş.
    dönem milli eğitim bakanı (bkz: vasıf çınar)
    rapor için (bkz: türkiye maarifi hakkında rapor)

    akabinde yine bu raporun da etkili olduğu köy enstitüleri kurulmuştur. (bkz: köy enstitüleri)

    bir yandan öğretmen yetişiyor, diğer yandan öğretmen olmanın yani sıra bir müzik aleti, ziraai bilgi, veterinerlik üzerine kapsamlı bilgi türü çeşitli kültürel sermayeyi de cebine koyuyor.

    derken siyasi çekişmenin ortasında kalan ideal eğitim sistemi bir anda kapatılıp bu fasılı da bitiriyoruz.
    şimdilerde kaç öğretmen gittiği köy okullarına bunları götürebiliyor, bu da ayrı bir muamma.