şükela:  tümü | bugün
  • antikitenin roma yakasında her daim dile gelen, her daim edebiyata konu olan kişidir ideal romalı. o ki bugün batı dediğimiz heterojen yapıyı hiçbir zaman tümüyle algılayamayacaksak da, en azından bir açıdan içine dalabileceğimiz noktada durup bizi seyredendir. nereye koyarsınız bilmem şu faziletleri, ancak ideal romalı'da olması beklenen/gereken şeylerdir onlar.
    roma'nın geçmişle, günün, gün ile gelecek arasında bağlar kuran destan yazarı vergilius 'un, eclogae 'ında şöyle geçerler:

    yetişkin romalı

    yeni doğan çocuk yavaş yavaş büyüyecek ona tam bir romalı gibi eğitim verilecek.

    1. atalarının erdemleriyle yetişecek (17). kahramanların övgülerini okuyacak (25).
    2. atasının zaferlerini ve erdemlerini öğrenecek (26).
    3. barış içinde atasının erdemleriyle dünyayı yönetecek (17),

    bu şiirde vergilius aslında yetişmesini arzu ettiği bir neslin niteliklerini vermiştir. onun özlemindeki romalı bir gencin özellikleri şunlardır:

    1. 'kahramanların övgülerini okuyacak, atasının kazandığı zaferleri ve erdemleri öğrenecek (26-27).
    2. barış içinde atasının erdemleriyle (patriis virtutibus) dünyayı yönetecek (17).
    3. bu çocuk geleneklere (mos maiorum) bağlı olacak.
    4. bir romalı için geleneklere bağlı olmak çok önemli bir özellikti. bunlar:

    i) pietas (tanrılara, ailesine, askerliğe bağlılık)
    ii) virtus (cesaret, erdem)
    iii) gravitas (ağır başlılık)
    iv) auctoritas (nüfuz, selâhiyet)
    v) frugalitas (sadelik, tutumluluk)

    bu saydıklarım aynı zamanda; augustus'un kültür reformları içinde önemli bir yere sahiptir.

    şimdi de yaşayan ideal romalılardan bahsedeyim biraz da;

    lucius quinctius cincinnatus (doğum tarihi bilinmiyor; i.ö. 460 ve 438 yıllarında konsüllük yapmış.) (http://home.fuse.net/bell0038/cincinnatus.jpg)

    cincinnatus, roma'da adından hep büyük bir saygıyla söz edilmiş biriydi. zira kendisi ideal bir romalıydı. bir çiftçiydi, fakat konsül olmasına rağmen agricolaca yaşam felsefesinden kopmadı yani yukarıda saydığım erdemlerini hiçbir zaman yitirmedi. i.ö. 458 'de romalılar, aequani kavmiyle savaşa giriştiklerinde çok büyük bir darbe yediler. sadece birkaç romalı atlı roma'ya güç bela varıp senatus'a kötü haberi verebildi. romalı erdeminin temsilcisi sayılabilecek olan çiftçi cincinnatus göreve çağrıldı. o da çiftliğini, tasını tarağını bırakarak roma'ya geldi ve senatus' tarafından 6 aylığına devletin başına diktatör tayin edildi. diğer konsül minucius alban tepesinin sınırlarında savaşırken, kıvırcık saçlarından ötürü cincinnatus adını alan kahramanımız diktatörlüğü süresince bir romalıya yakışır şekilde roma'nın sınırlarını aequani kavmine karşı korudu, sonunda onları mağlup etti . o 16 günde üstesinden geldiği düşmanı roma'nın boyunduruğuna soktuktan sonra tiber nehri kıyısındaki çiftliğine, münzevi yaşamına geri döndü. işte bu davranışı, yüzyıllarca romalılara ideal romalı örneği olarak anlatıldıdurdu. zira diktatörlük görevi ve yetkileri verilmeden önce cincinnatus 'un karısına "bu kış hava muhalefetinden ötürü topraklarımızdan istediğimiz hasılatı alamayabiliriz, aç kalabiliriz." dediği ve zor günlere sadık karısıyla hazırlanma aşamasında olduğu söylenir. bunu bile bile, diktatörlüğün kendisine sağlayacağı o eşsiz yetkileri kullanarak, kendisi ve ailesi için bunları kullanmaya kalkışmaktansa misyonunu tamamladıktan sonra o yetkilerinden vazgeçip, çiftliğine geri dönmüş. işte ideal romalıya yakışan da, onu asil yapan da budur!

    kaynaklar:
    http://ancienthistory.about.com/…rg/~omni/roman.htm
    http://ancienthistory.about.com/…/p/cincinnatus.htm
  • aynı söyleme julius caesar 'ın dilinde de rastlanmıştır (#8325629) nedense onu hatırlattı bana; pompeius'u pharsalus savaşı 'nda deviren caesar iç savaşın da galibi oluyordu, ama o başlıktaki ifadeye öyle yakışan bir liderdi ki; savaş meydanında yerde bu kardeş kavgasının bedelini acı bir şekilde yaşamlarıyla ödeyen binlerce romalı askerin cansız bedenlerine bakarak, yanında kendisini kutlamaya gelmiş olan komutana (yanlış hatırlamıyorsam marcus antonius'tur) "ne zaferi? bu mudur roma'nın zaferi?" demiş, gözyaşlarını içine akıtmıştır.

    nedense yukarıdaki paragrafta anlattığım büyük ihtimal abartılmış olan, ancak abartıya hakikatten daha önem veren tarih yazıcılığının gerek plutarkhos'ta gerekse suetonius'ta egemen olduğunu düşünürsek; geleneğe böyle geçmiş olmasında beis görmediğimiz hikayenin romalı diye bir komutan varsa ona yakışan bir kurgu olduğu açık. benzer bir erdemli söyleme, sadece 3 ay iktidarda kalan (i.s. 69) imparator otho'nun dilinde de rastlıyoruz. otho bir başka iktidar gönüllüsü vitellius 'a savaşta kaybettikten sonra kılıcına abanarak intihar etmeden önce; caesar'ın ifadesinden hiç de geri kalmayan bir ifadeyle tarihe adını, en azından benim için altın harflerle yazmıştır. (bu da nasıl gaza getirici bir söylemdir; "altın harflerle yazmak") bu ideal "komutan" romalı örneğinin ifadesini bakalım siz de benim gibi heyecanla karşılayacak mısınız.

    dion cassius'un tarih kitabının lxiv. 13. bölümünde geçtiğince, -benim çevirimle- ifade şöyledir:

    "tamam, artık yeter, her şey oldu bitti. iç savaştan nefret ediyorum, bir tanesinin başında komutan olarak ben bulunsam bile; ve bütün romalıları seviyorum, bu savaşta benim tarafımda bulunmasalar bile. evet kazanan vitellius olsun, tanrıları bu memnun edeceği için; askerlerinin de canı bağışlansın, beni mutlu edeceği için."

    plutarkhos'un paralel yaşamlarında otho'nun biyografisinde imparatorun intihar ettikten sonra, bazı askerlerinin de onun ardından kendi yaşamlarına son verdikleri anlatılır, bacon bunu "efendilerine duydukları saygıyla acıma duygusundan ötürü" bir ölüme gidiş olarak değerlendirmiştir (sermones fideles, 1), ki gerek plutarkhos'un gerekse cassius'un yazdıklarından anlaşıldığı kadarıyla bu ideal romalı'nın sadece sözleri değil, yüreği de böylesine bir saygıya layıkmış.

    isterseniz şöyle okumalar var, değerlendirebilirsiniz:

    http://penelope.uchicago.edu/…/cassius_dio/64*.html
    http://penelope.uchicago.edu/…us_dio/63*.html#64-10
    http://en.wikipedia.org/wiki/otho
  • ideal romalı örneklerinden biri marcus tullius cicero 'dur.
    mme stael 'e göre; cicero tıpkı sallustius gibi devrin en karakterli adamlarından değildir. fakat kabiliyetiyle bu yüzyılın ruhuna bürünür. "roma onların eserlerinde canlı olarak yaşar." (edebiyata dair, çev: vahdi-safiye hatay, meb yay, sf: 103) stael yine şöyle ekler; " romalıların felsefe düşüncelerindeki başlıca esaslar, yunanlılardan alınmıştır; fakat romalılar yaşayış tarzlarında, yunanlıların kitaplarında geliştirdikleri prensipleri aldıkları için, faziletin başta gelişi onları ahlâkla ilgili her şeyin tahlilinde yunanlılardan çok üstün kılmıştır. ödevlere ait hükümleri cicero, kendisinden önce hiç bir eserde raslanmadık bir bütünlük, açıldık ve kuvvetle göstermiştir. hayırlı bir dinin kuruluşundan, siyasî ve medenî köleliğin kaldırılmasından önce, daha ileriye gitmek imkânsızdı.
    ..
    şeref sahibi bir insan herhangi bir korkuya kapılacak duruma düşseydi, bunu içinden o kadar büyük bir kuvvetle söker atardı ki böyle bir korkunun kalbinde yer almasına bir daha ne fırsat, ne de imkân kalırdı. romalı filozoflar arasında, acı veya öfke, gıpta veya esef gibi heyecanlı duygular için de mesele aynıdır: irade dışındaki her hareketten yüzleri kızardığı için, onları ne kendi içlerinde, ne de başkalarında tanımaya yanaşmazlardı. insan kalbinin incelenmesi onlarca kuvvetin veya zaafın incelenmesiydi. daima şöhret peşinde olduklarından, kendilerini öz huylarının icaplarına terk etmezler, daima mürakabaya tabi bir varlık olarak görünürlerdi. şahsiyeti, yazılarında beliren biricik yazar cicero'dur: bununla beraber o bile onurunun icab ettirdiği duygulara sistemiyle karşı koymaya çalışır. felsefesi, görüşlerden değil, kuralardan meydana gelmiştir. romalılar ikiyüzlü değildiler; fakat iç bakımından kendilerini gösteriş için yetiştirirlerdi. romalı karakteri, bütün büyük adamların örnek seçtikleri bir modeldi; ahlâkçı yazarlarda da daima aynı misallere raslanırdı.

    cicero, officia 'sında decorum'dan yani faziletin bir parçası olarak faziletin dış şekillerinden bahseder; bir ahlâk ödevi olarak dilin temizliği, telâffuzun güzelliği ile saygıyı sağlayacak imkânları öğretir. insan vakarını artıran her şey romalı için faziletti. onlar, fedakârlıkların mükâfatını ulu bir dinin mülayim telâkkilerinde değil, felsefî hazlarda bulurlardı. insanlara metanet vermek için kaib tesellilerine değil, gurura baş vururlardı. yaradılışları o derece vakurdur; hissi hareketlerle ilgili her şeyden, hatta bu hareketler ahlâk metaneti icabı da olsa, kendilerini uzak tutmaya çok gayret ederlerdi.
    ..

    belagat bahsinde dayanılmaz ihtiraslara yer vermezler; ruh sükûnu ile ateşli bir mantığı telif ederlerdi.

    bununla beraber romalılar yunanlılardan daha gerçek bir duyarlığa sahiptiler, adetlerdeki ciddiyet ince duyguların bekasını - yunanlıların sefahate düşkün yaşayış tarzlarından - daha iyi sağlar. " (stael, a.g.e., 93-95)

    ayrıca marcus tullius cicero başlığında şöyle demişim;

    "..ovidius da sürgüne yollanmış fakat cicero gibi bu acısını asilleştirmez, ovidius , tristia eserinde, kendisine zulmeden lideri [kim acaba?] över. cicero, kendisini sevmeyen, günün güçlü liderine karşı taş gibi serttir, dimdiktir oysa. ovidius ise tıpkı -yazdıklarımı, ilgili kişiler belki bir gün okurlarda, bana acırlar.- zihniyetini taşırmış gibi davranırken, zamanının genel karakterini bize yansıtır." (kaynak: #7510597)
  • ideal romalı orta yolu bulandır, bu yolla bilgeliğinden de söz edilebilir.

    "eğer azla geçinip gidiyorsan neden birtakım haram mallara göz dikiyorsun, neden dolandırıyorsun; neden her yanı çalıp çırpıyorsun?" (61)

    "işte bu noktada horatius 'u da etkilemiş olan epikuros öğretisinin önemli bir özelliğinden söz etmeliyiz; erdem ya da ahlak, kendi içinde bir son değildir. onlar bir tedavi sanatı gibidirler. epikurosçu mutluluk, bir duyumsal alışkanlık yaşantısı ile gerçekleştirilemez. epikuros, platon, aristo ve stoa ile işte burada aynı erdemi savunmaktadır; bunlar akıl, cesaret, ılımlılık ve doğruluktur. eğer bunlardan biri eksik olursa epikurosçu öğreti asıl düşün sistematiğinden sapar. tıpkı horatius 'un verdiği örnekteki adalet ve dürüstlükten bihaber kişinin 'azla yetinmek' eyleminin epikurosçu zihniyete mal edilemeyeceği gibi. yine aynı parçada horatius, şu soruyu sorar pintilik üzerine;

    "quid enim differt, barathrone 166
    dones quidquid habes an numquam utare paratis? "

    "elde olan bir malı uçuruma atmakla, ondan hiç yararlanmamak aynı şey değil midir ha?"
    (sermones, ll,2)

    yani romalı bilge, azla yetinmelidir fakat pinti olmamalıdır,, romalı bilge gösterişe önem vermemelidir, bu onun insani özgürlüğünü kısıtlar. özgür olamayan istediği kadar zengin ve gösterişli olsun, yaşamdan beklediği enerjiyi duyumsayamaz. o halde otium 'una çekilmiş romalı salt dünyanın o keşmekeşliğinden kaçmış sayılmaz, aynı zamanda üretime de geçmiştir. fikirsel ve fiziksel üretimin yaşama aksettirilmesi işte romalı bilgenin karakteristiğinde yer alan mühim bir nokta. romalı horatius'dur doğru. horatius romalıdır."

    (bkz: romalı/@jimi the kewl)
  • roma hukuku almış birisi olarak ya efendidir ya da köle. yoksa bunlardan bi skim olmaz...
  • cloelia da ideal romalıdır.

    [francesco totti valla billa benim için de ideal bir romalıdır, hatta bir ara cassano için de aynı şeyleri düşünmüştüm ama real madrid 'e gitti herif, ideal romalı olmadığını gösterdi. neyse ki; mexes, chivu, montella hala takımda ve bu kategoride yani. büyüksünüz: http://www.flagsonline.it/…angrandi/roma-calcio.jpg]

    ideal romalı, lupus in fabula 'ya karşıdır, eyvallah onca entirimden sonra zaten aksini iddia etmem beklenemezdi değil mi, misyon adamıdır ideal romalı, erdemiyle anılır, yüzyıllarca destanları dillerde yaşar. ama ben bir hata mı yaptım, yoksa "adam"dan kastımın insan olduğunu anladınız mı, yahu bilmece gibi konuşuyorum farkındayım, daha rahat bırakayım dilimi; ideal romalı bir kadında da kendini gösterebilir. size bu entirimde cloeliae virtus, yani romalı cloelia 'nın erdeminden söz edeceğim;

    romalı kadınlardan octavianus augustus 'un sadık eşi augusta ve j. caesar'ın vefakar eşi calpurnia 'yı duymuşsunuzdur, sarayın hanımefendileridir bunlar, kocaları ne kadar tanrısalsa, onlar da bir o kadar tanrıça'dırlar, tanrısaldırlar. hoş augusta, yaşarken tanrıçalaşmıştır, ve tapınaklarda kendisine tapınılmıştır zaten.
    ancak cloelia adında bir romalı kadın vardır, o da ideal bir kdındır tıpkı isimlerini verdiğim iki hemcinsi gibi. ancak o saraylı değildir. o sıradan bir romalı kadındır. ancak ya biliyor musunuz, asıl ideal romalıdır ki, mevki sahibi olduğunda bile bozmaz karakterini, o içindeki miles ve agricola virtus'unu öldürmez.

    hikayemiz yıllar öncesine gidiyor; ta etrüskler'in savaşta romalıları yendiği yıllara. o etrüskler ki, roma'nın ve ideal romalı tipinin aslında özünde yer alan faktörlerden en mühimidir. ama gün gelmiş artık etrüskler, roma'dan kovulmalıdırlar. işte efendim; söz konusu savaşta romalılar yenilmişlerdir. ancak etrüskler, roma kentini tümüyle ele geçirememişlerdir. kenti çevrelemişler, tiber nehri'ni gemilerle donatmışlar ancak kenti alamamışlardır. dışarıdan yardım alamayan romalılar, açlıktan kırılmaktadırlar. ancak kenti ve kendilerini cesurca savunmaya devam etmektedirler. etrüsklerin kralı, başlarındaki o, porsinna adındaki adam barış şartları hazırlar, barış yapmaya zorlar romalıları eğer kabul ederlerse tabi şartları. tiber'in kıyısında karargah kurar ve orduyu ianiculum tepesine taşır. zira anlaşma yapılmıştır iki taraf arasında ve anlaşma gereğince bir çok esir almıştır eline porsinna, içlerinde bir çok kadın da vardır esirlerin. fakat bilmez ki içlerinden birinin, cloelia adında bakire bir romalı kadının kaçmayı planladığını. ne yapar ne eder karargahtan kaçmayı başarır ve sadece kendisini kurtarmakla kalmayıp diğer kadın tutsakları da nehir üzerinden roma'ya sağ salim götürür.

    bunu duyan porsinna, o kadar sinirlenir ki; bir kadın tutsağı tarafından böyle aşağılanmaya dayanamaz. ve romalılara şöyle haber yollar: "vos foedus rumpitis, sed si cloeliam mihi reddideritis, non modo eam incolumem servabo sed etiam ceteras feminas liberabo." yani; "siz romalılar, anlaşmayı bozdunuz. ancak tek bir şartla sizi affederim; eğer cloelia 'yı bana geri verirseniz, ona yanımda iyi bakmakla kalmayıp, geride kalmış diğer kadın tutsakları da size bırakırım."

    romalılar bu öneriyi kabul ederek cloelia'yı bu canavara verirler. cloelia hiç itiraz etmez, roma ve romalılar adına hayatını verir, gitmeyi canavara, usul usul kabul eder. anlaşma yenilenir. romalılar, bu erdemli ve cesur kadının adını hem saygıyla anmışlardır. hatta onu at üzerinde pek haşmetli bir şekilde tasvir eden bir heykeli via sacra 'ya yerleştirilmiştir.

    sadece romalı erkeklerin değil, aynı zamanda kadınlarının da ideal olanı bizlere işaret edeceği çok açık.
  • (bkz: paterfamilias)
    bonus (bkz: bonus pater familias)
  • hep güzel tarafından bakmayacağız a!

    "bir eskimo kafilesinin, sandallarından karaya çıktıklarını gördüğünde bile yüreği sevinçle dolan fakat buna karşılık romalıları yalnızca ayakta dururken,yatarken ya da savaşırken düşünen, hatta bundan öfkelenen elias canetti 'nin genellemesinde haklılık payı yoktur, diyemem. öyle ki; batı dediğimiz, haklılığını kimi zaman imkanlarına (örneğin; hiristiyan birliğine, haçlı ordularına, uygun coğrafi koşullarına) ve bazen de sistemli, düzgün, hedefinden yüzyıllarca hiç şaşmamış sabırlı yolculuğuna borçlu, isyanların, devrimlerin ve o başkaldırıların sonucu olarak, yeni insani kazanımların, değeri bilinen erdemlerin, 'humanizma adına geri dönüşü olmaz' yolların kesiştiği nokta ve o noktanın insanları, yani batılıları için 'roma' tüm yolların çıktığı kent ve (ideal olan) 'romalı' da o kentin, yani bir nevi avrupa'nın başkentinden tüm kıtaya -hatta amerika 'ya, sanayi hamlelerinin ve yeni sınırlara açılmanın yani emperyalist kaygıların doğal sonucu olarak 19.yy'da asia'ya, afrika'ya gözü para bürümüş şekilde- yayılan kısaca 'batılı' diyebileceğimiz 'yararcı, hatta bir o kadar da -platon 'un devlet 'inde geçtiğince- güçlendikçe işine gelen durum gereğince 'doğrulukçu' ve 'adaletçi' olabilmiş ama özünde ilk söylediğim özelliği yani yararcılığı hep baskın karakteri olmuş vatandaşıdır. yapıp ettiklerinde, bazen yıkarak yeniden kurmaya çalıştıklarında hep bir 'pragmaticus' yani; işlevsellik ve işinin kendisine ait vazgeçilemez amaç/sonuç bulunmaktadır."

    (bkz: aeneis/@jimi the kewl)