şükela:  tümü | bugün
  • 1967 yılında zonguldak'ta doğdu.
    istanbul üniversitesi basın yayın yüksek okulu'nu kazandı. yüksekokulun ilk senesinde karakol ve cezaevleri ile tanıştı.bayrampaşa cezaevini tettik etti.

    1992 varlık dergisi'nin şiir ödülünü aldı.

    (bir overlokçu kıza ilan-ı aşk, birey yay.'dan)
  • "cek git ve arkanda aglayan kimse kalmasin, öldür gözyaslarini.
    bir kalp eger gercekten 'kalp'se doyurabilir hayati"
  • su siralar 1 nci p. tug. k.ligi adapazari'nda kutuphane gorevi ustlenmis asker arkadasimdir. sesini solugunu ozleyenlere duyurulur.
  • gerçek hayat dergisinde ortaya çıkmıştır. ilk yazısı 4 eylül cuma.

    http://www.8sutun.com/haber?id=51027
  • bi ara kanal 7' de, zapdiye isimli bi program yapmışlığı vardır. medyanın hakkını avcuna vermeye gayret eden bi programdı. iyiydi. islamcıların en bi devrimci, en bi solcu güsel abilerindendir. iyidir.
  • (kopyala-yapıştır)

    "rezil olma hakkımı kullanıyorum, beyaz çorap giyme ve halk otobüslerinde yolculuk etme hakkımı. 'yoz' diye bir köşeye attığınız ne kadar müzik varsa dinleyeceğim hepsini ve müslüm gürses konserlerine cebimde jiletle gireceğim.

    simit yiyeceğim ve lahmacun ve kebap ve isot biberi yiyeceğim ve ayran içeceğim bunların üstüne.

    korktuğunuz partilere oy vereceğim ve sonra o partileri pat diye bırakıp başka partileri deneyecek keyfimin kahyası. günün en civcivli saatlerinde uzanıp uyuyacağım parklarda ve topuğunu ezdiğim ayakkabı cesetleri yattığım bankların ucuna düşecek. terleyeceğim ve hayatının en uzun koşusuna çıkmış bir at gibi kokacak vücudum.

    cicili bicili sözleri, ince iltifatları tutmayacak aklım ve ilk kez gördüğüm birşey gibi bakacağım bana 'beyefendi' diyenlerin suratına.

    adımla çağırın beni, sadece babamın kulağıma okuduğu isimle.

    saçmalama hakkımı kullanıyorum kaldırımlarda bir meczup gibi dolaşma ve otobüslerde arkaya doğru gitmeme hakkımı.

    vitrinlerinizin önünden, cicilerinizin, modalarınızın, ve kokulu sabunlarınızın önünden en kayıtsız halimle geçeceğim. bana hiçbir şey satamayacaksınız ve ben size hiçbir şey satmayacağım.

    sigortasız, pasaportsuz, ehliyetsiz dolaşacağım ve korkacaksınız gözlerime bakmaya.

    (bu yazıyı okurken bile ürperdiniz!)

    gözlerim üzerinize toprak atmaya hazırlanan bir mezarcının kıllı elleridir çünkü. korkacaksınız ve ben fütursuz yürürken yollarınızda siz kenara çekileceksiniz hep. sizin göreviniz, sizin gibi olmayanlardan korkmaktır.

    korkun bizden; biz öcüyüz
    beyzade ve beyaz semtlere kıstırdığımız her seçkin beyaz kafaya 'pöhhh! ' deme hakkımızı kullanıyoruz. pöhhhh! acaip korkuyorsunuz ve fakat bitirdiğiniz okullar tutamıyor elinizden, çalıştığınız temiz işler saçlarınızı okşayamıyor, sakinleştiremiyor sizi yaşadığınız o 'bal dök yala' evleriniz.

    ne aciz kadınlarınız var sizin, ne kadar çıtkırıldım ve ne kadar kompleksli.

    (zayıflama seanslarından, güzellik salonlarında bulursunuz hep onları)

    avutamıyorlar sizi ve ağlayamıyorsunuz yanlarında.

    oysa erkekler ağlar beyzade, erkekler ağladikça yiğitleşir ve daha iyi savaşir gözünde yaş olanlar.

    serserilik hakkımı kullanıyorum, çatalla kaşığı birbirine karıştırma ve yemeğe parmaklarımla uzanma hakkımı. tanımadığım ve kapısından içeri alınmadığım ve gidip bir bardak çayını içemediğim yerlerden gelen faturaları ödemeyeceğim. ayakkabılarımı boyatmayacağım ve tükürerek bakacağım afişlere, lüks lokantalara, ve insansız otellere. neon ışıkları kaldırımlardaki su birikintilerine vuracak ve bıçaklanan bir kadının kanı karışacak aynı anda aynı suya. ve işte beyazların medeniyeti ve ben asla girmeyeceğim bu oyuna ve ben asla cafcaflı görüntülerine aldanmayacağım bu uygarlığın.

    bizi kandıramayacaksınız, bizi pazarınıza indirip suyu çekilmiş ıspanaklar gibi satamayacaksınız.

    adam olmayacağız, hizaya gelmeyeceğiz, ve uzatmayacağız boyunlarımızı uysal koyunlar gibi sizin imansız bıçaklarınıza. gidin burdan, cellatlarınızı ve katillerinizi de alıp gidin, kapılarınızda bekleyen köpekleri ve boynuna kurdele bağladığınız sümsük kedilerinizi de alarak gidin.

    adam olmama hakkımı kullanıyorum, harfleri eciş bücüş yazma ve meclisin tavanına çiğ köfte atma hakkımı.

    dilime doğru iteklediğiniz bütün yabancı sözcükleri yanlış ve yersiz kullanacağım. karşınızda bacak bacak üstüne atarak konuşacak ve manasız şeylerden bahsedeceğim. cahil kalacağım ve ısrarla eğitmeyeceğim kendimi, inceltmeyeceğim ve ısrarla yanlış yapacağım bana ezberletmeye çalıştığınız herşeyi. israrla başka şekilde giyinip, başka şekilde büyüteceğim çocuklarımı. başka bir müzik dinleyip, başka düğünlerle evleneceğim.

    kulağınızın dibinde naralar atıp, evinizin önünde şarjör boşaltarak göndereceğim oğlumu askere. demokrasiyi yanlış anlayacağım ve ısrarla ve dilinize plesenk ettiğiniz her açıklama benim kapılarımdan içeri yanlış içeriklerle girecek.

    plastik çiçekleri ve kabe resimli duvar halılarını seveceğim ısrarla.

    ben adam olmayacağım ve unutacağım rakamlarınızı. her yanından kan damlayan kavramlarınız için, demeçleriniz ve istatistikleriniz için kılımı bile kıpırdatmayacağım.

    ben öcüyüm, ben tehditim ve sizden nefret ediyorum.

    israrla ve her gün yeniden ve usanmadan ve gülümseyerek ve içimdeki bıçakları okşayarak nefret ediyorum sizden"
  • fî tarihinde yenisafak'ta i.ö. diye yazardi.
    mezkur mahlasin gencler arasinda "ismet özel olm bu.. yok lan sacmalama degil.." türünden tartismalara sebebiyet verdigi vakidir.
  • kelimelere slogan attırandır.
    soylu kelimelerdir kalemini her daim uyanık kılan...
  • -copy paste

    ''üstümüze yıkılıyor herşey ve biz herşeyin üstüne yıkılıyoruz. yollar senin olsun diyorum, ben kenardan yürürüm. üstümüze yıkılıyor dediklerimiz ve biz dediklerimizin üzerine yıkılıyoruz. yaralı bir hayvan gibi, arkamızda bir kan ırmağını sürükleyerek, yıkılıyoruz ettiğimiz her lafın üstüne. “gece gündüz tenhalarda bekleyenim var demedin” diyorum bakarak gözlerine ve baktığım herşey üzerime yıkılıyor.

    bütün suçlar, bütün aşklar, bütün kaçaklar, bütün ihanetler, bütün kırıklıklar üstümüze boca ediliyor ansızın ve kör ve yaralı ve sadık ve kalbimizi avuçlarımıza alarak yıkılıyoruz.

    bizi yıkıyorlar, eski bir binayı yıkar gibi, kadim bir bilmeceyi çözemeyip kenara atar gibi, bir çiçeği kopartıp koklamadan ezer gibi yıkıyorlar bizi. ve dilsiz ve bütün kelimeleri elinden alınmış ve yenik bir şehir gibi duruyoruz “onların tarihi”nin önünde.

    daha fazla ölmemizi istiyorlar, daha fazla yenilmemizi, daha fazla unutmamızı. ölmeye ve yenilmeye eyvallah belki, ama unutmak asla. unutamıyoruz. zihnimizden kovduğumuz şeyler, bir bakıyorsun çocuklarımızda yeşeriyor. biz bıraksak onlar alıyor savaş meydanının kenarına yığılmış mızrakları. mızraklı ilmihal gibi yaşıyoruz ve mızraklar üstümüze yıkılıyor. bir ilmihal kalıyor geriye, ama ‘hal’imizi ‘ilim’ yapamıyoruz.

    üstümüze yıkılıyor herşey ve biz herşeyin üstüne yıkılıyoruz. “gördüklerini unut diyorsun” bana ve herşeye rağmen bir cümle düşüyor ağzımdan: “zet öldü bebeğim, zet öldü”. zet niye ölüyor bilmiyorum ve niye böyle bir diyalog geçiyor aramızda ve niye geçiyor bizim adamlar karşı orduya ve niye mızraklarına musaf bağlıyorlar, bilmiyorum. hiçbirşey bilmiyorum ve bilmediğim şeyler üzerime yıkılıyor. suç üzerime yıkılıyor ve detaylarını bilmediğim, belki de hiç yeralmadığım şeylerden dolayı yargılanıyorum “suyun önünde”. su akıyor ve ben yargılanıyorum. su akıyor ve biryerlerimiz kanıyor durmadan.

    su akıyor ve yeniliyoruz hep. niye yeniliyoruz bilmiyorum. niye yanımda yürüyen adam, sokağın köşesine geldiğimizde lüks bir ‘mercedes’e biniyor, bilmiyorum. bunları bana sorma oğlum, bunları bana sorma. ben olmadım hiç, biz de olmadık. tahta kılıçlılar ve cüzamlılar ordusuyduk yeldeğirmenlerinin önünde. yeldeğirmenleri dönmeye devam ediyor ve kırıldı kılıçlarımız. niye ordaydık ve niye savaştık, bilmiyorum. git ve aramızda sıyrılıp yüksek masalara kurulanlara sor herşeyi. onların bir cevabı vardır mutlak. çünkü biz sorulardan, onlarsa cevaplardan yontuldu. biz sorularımızla kaldık ortada, onlarsa cevapların nimetiyle palazlandı. belki bütün hikaye bu, belki de hikaye mikaye yok ortalıkta.

    üstümüze yıkılıyor herşey ve biz herşeyin üstüne yıkılıyoruz. çocuklarımızı öldürüp önümüze atıyorlar. avuçlarımızdaki kana benziyoruz ve giderek bir avuç kan oluyoruz kendi avuçlarımıza kilitlenen. bizi kilitliyorlar oğlum.

    sorularımızın, yenilgilerimizin ve suçlarımızın içine kilitliyorlar. demirin, ihanetin ve yıkılan gecekonduların içine. kavuşamadığımız ‘leyla’ların ve ihanet ettiğimiz ‘mecnun’ların içine. bizi kilitliyorlar oğlum ve tarih en büyük kilididir insanlığın. bizi tarihin içine kilitliyorlar. sana birşey sorduklarında asla konuşma oğlum, ağzını açıp birşey söyleme. çünkü her cevap ihanetin kapılarını aralıyor. her cevap biraz daha öldürüyor bizi ve yadellerin oluyoruz konuştukça. yadeller, hepsi bu ve yıkılıyor üstümüze sıla, yıkılıyor üstümüze memleket, yıkılıyor üstümüze bir türkü. geriye bir leyla kalıyor hiç görülmemiş, bir de ‘mecnun’ yüreğim. ve belki de son yıkım onların güllesiyle geliyor. bekliyorum. sen bekleme ama!

    bizi kilitliyorlar oğlum. sorularımızın, yenilgilerimizin ve suçlarımızın içine kilitliyorlar. demirin, ihanetin ve yıkılan gecekonduların içine. kavuşamadığımız ‘leyla’ların ve ihanet ettiğimiz ‘mecnun’ların içine.''
  • antalya körfez gazetesinde yazan idris özyol yenişafaktaki i.ö. mudur bilmiyorum, öyle gibi yazıları. yüzlerce gazete, dergi, internet gazetesinin olduğu bir ortamda böyle bir yazarın yerel bir gazetede yerel olaylarla ilgili yazması da ilginç.
    antlya körfez gazetesi idris özyol yazıları