şükela:  tümü | bugün
  • jean vigo'nun "zéro de conduite" (bkz: zero de conduite) (bkz: hal ve gidis sifir) filmine feci sekilde benzeyen, ancak ozgun olmayi basarabilen, anarsik lindsay anderson basyapiti. basrolde malcolm mcdowell vardir. daha sonra "o lucky man!"'de (bkz: o lucky man) ve britannia hospital'da da karsimiza cikacak mick travis karakterini canlandirir. olu ozanlar dernegi'nin egitim sistemini ve otoriteyi elestirdigini sananlar bir de bu filmi izlesin derim, baska bir sey demem. zaten anderson'in konformizm karsiti filminin salladigi elestiri oklari cok daha yukarilari hedeflemektedir.
  • andersonun malcolm mcdowell ın oynadığı filminin adı.
  • 11-17 kasım tarihlerinde gerçekleşecek olan gezici festivalde ankara büyülü fener sinemasında gösterilecek film . göçmen gençliğin fransa ayaklanması henüz tazeliğini koruyorken böylesi bir film izlemek dünyanın boktan gidişinden rahatsız olanlara iyi gelebilir
  • ingilizlerin katı eğitim sistemini sorgulayan, 68 ruhu taşıyan bir lindsay anderson filmi.
  • ingiliz özgür sinema akımının başını çeken yönetmenlerinden lindsay anderson'un 1968 tarihli ünlü filmi.

    filmin ana karakteri bir an gelir ve elindeki mermiyi gösterek arkadaşlarına şöyle der: "one man can change the world with a bullet in the right place". dünyayı değiştirmeyi arzulayan bir insan evladı en sertinden bir müdahaleye inanır ve hareket noktası baruttur. bireyin bu aşamaya gelmesinde eğitimin ya da bir cisim olarak okulum rolü nedir? nasıl bir sistemdir ki var olan, lise çağındaki bir genci kendiyle ilgili ideallerinden izole edip daha zorunu seçmeye iter? okul bireyi geleceğe hazırlayan, olgunlaştıran bir kurum olması gerekirken ruhlara zehir enjekte eden bir şırıngaya nasıl dönüşebilir? sistem baskıyla kendi kölelerini yaratırken eğitim bu sürecin neresinde durur? peki ya anarşizm? oluşumu yalnızca bu sürecin bir yan etkisi midir? ya da bireyin kendini gerçekleştirdiği noktada mı durur?

    yemek odasıyla, yatakhanesiyle, spor salonuyla, sınıflarıyla, çalışma odalarıyla çok keskin kurallar üzerine inşa edilmiş ihtişamlı bir binadır karşımızdaki. adına okul dedikleri bir hapishanedir. yemek merasimle yenir, çalışma odalarının kuralları vardır, yatma saati belirlidir. kuralları koruyup gözetme görevleri öğrencilerin içinden seçilen okul sorumlularına verilmiştir. bu sorumlular okulun dayatmalarına başkaldırmayan, sistemi herşeyiyle özümsediğini hareketleriyle yönetime gösteren öğrenciler arasından seçilir. kısaca okul'un bu görev için koyduğu kriter mutlak itaattir. bu göreve getirilen öğrenci en sert yaptırımları uygulayabilir. tabi böyle ayrıcalıklı bir konuma gelmek isteyen öğrenciler de vardır. böylece öğrenciler arasındaki ayrım keskinleşir: sistemi özümseyip içselleştirenler, sisteme çaresizce boyun eğenler ve sisteme baş kaldıranlar.

    kuşkusuz okul binası baskıya ve zulme dayalı eğitim sisteminin icra edildiği tek yer değildir. aslında, o bina okulun tek bir ögesidir. belirli günlerde öğrencilerin ve eğitimcilerin toplandığı kilise binası da okulun eğitim sürecindeki önemli bir ayağını teşkil eder. zira eğitim matematik ve tarihle sınırlı kalamaz elbette. iyi bir yurttaş olmanın yolu iyi bir hristiyan olmaktan geçer. peki bu yeterli midir? elbette değil. iyi bir yurttaş iyi bir de asker olmayı öğrenmelidir. bu nedenle okula ait bir kışla vardır. işte size müdürüyle, yöneticisiyle, papazıyla, öğrencileriyle bir panayır. ve doğal olarak ince fakat acımasız bir mizah.

    bireyi kutsal ingiliz çıkarları doğrultusunda her açıdan yetiştirmeyi amaçlayan bu eğitim sistemi hizmet ettiği kutsal değerlerin kölelerini yaratmayı başarır. bunu özellikle vurgulamak istedim çünkü if genellikle anarşizmin doğuş sebepleri üzerinde duran ve bunu baskı ve şiddete bağlayan bir film olarak görülür. sistemin başarıya ulaştığı konusundaki vurgu pek dikkate alınmaz. kendine ve o çok sevdiği değerlerine saldırıya geçen yeni yetme gençlere eline verilen makinalı tüfekle "bastards" diye bağırarak karşılık veren altmışlık kadını yaratabilmesi sistemin ne kadar da iyi işlediğini gösterir aslında.

    film bireyin algılarına her koldan saldırıya geçen eğitim kurumuna eleştirel yaklaşırken kendine has bir mizah anlayışı ortaya koyar. ciddi bir küçümseme ve dalga geçme duygusu kendini hissettirir. okulun bahçesinde bir kışla olması ve tatbikat yapılması alaycılığın tavan yaptığı andır. okulun bir silah deposu ve başında da nöbet tutan öğrenciler vardır. ceza olarak bodrumu temizlemekle görevlendirilen öğrencilerin makinalı tüfek, el bombası, havan topu buldukları sahne hem çok komik durur hem de dış dünyaya karşı varolan paranoyanın eğitime yol gösterdiğini yansıtması açısından çok anlamlıdır.

    lindsay anderson dramatik yapıyı kurarken filmini başlıklar halinde epizodlara bölmüştür. bu, anarşiye giden yolu aşama aşama takip etmemize yardımcı olur. filmin anlatımında en göze çarpan noktalardan biri bazı sahnelerde varolan gerçekliğin dışına çıkılmasıdır. yönetmen bir an için seyirciyi hayatın rutininden kurtarmak ister gibidir. sürrealizm onun filminde bir şiire dönüşür. kafede travis'in henüz tanıştığı kızla girdikleri kapışma bunun en güzel örneğidir. saf sinemadır.

    if yirminci yüzyılın sinema olaylarından biridir. ve aslında if'i sevmek sinemayı sevmekle ilgilidir. çünkü bu film sinemanın yalnızca eğlence aracı olmadığının ve iyi bir filmin kaliteli bir kitap gibi direkt beyne seslenebileceğinin en güzel örneğidir.
  • başrollerinde malcolm mcdowell (mick travis), david wood (johnny), richard warwick (wallace) ve christine noonan'ın (the girl) oynadığı, yönetmenliğini lindsay anderson'ın yaptığı eğitim karşıtı film.

    iki ayrı sahnede geçen şu cümleler filmin kritik cümlelerindendir:

    those who are given most also have most to give. (kendilerine en fazla verilenler en fazlasını vermelidirler.) bu bakımdan film alınan eğitimin sonuçlarını gösteriyor.

    there's only one thing you can do with a girl like this. walk naked into the sea together as the sun sets. make love once... then die. (bunun gibi bir kızla yapabileceğin tek şey vardır. günbatımında birlikte denize çıplak girmek. bir defa sevişmek... sonra ölmek.) burada mick bir kadın resmine bakmaktadır sonra resmi öper, her ergenin yaşamının bir anında sarfettiği sözcüklerdir bunlar, bu ergen sohbetinin evrenselliğine işaret etmektedir. ölme kısmı biraz daha dramatize ediyor sanki.

    bazı yerlerde simgeler sıradan, bazı oyunculuklar vasat olsa da 5 yıl aradan sonra tekrar izlenebilecek bir filmdir. son olarak, kameramanı görmek isteyenler olursa ayakkabı dükkanının önünden geçen otobüsün camına baksın.
  • bu filmde bir çocuk var. bir teneffüs daha yaşayıp tabiattan tahtaya kalkan bir çocuk. peki o kurşunlar nereye atılıyor? en arka sırada bir parmağın tek ve doğru karşılığı: solgun bir halk çocukları ayaklanmasının kalbine. çünkü bu film olanları değil, eğerleri anlatıyor; dört nokta eşliğinde.
  • bırakıldın sen travis
    savaşa
    dedin ki en son gerekli eylem.
    mustafa sandal'ın dediği gibi de;
    sonuna kadar geldin aşkın.
  • (bkz: if)
    if(....) { .....} else {....};
  • ingiliz eğitim sistemini yargılayan bi film. 1968 mayıs olayları nedeniyle yapılamayan cannes film festivali 1969 da altın palmiyeyi if.... e vermiştir.