şükela:  tümü | bugün
  • 1974 yılında sander yayınları tarafından türkçede yayınlanan james baldwin kitabı.
    (bkz: sokağın dili olsa)
  • tesadüf tam da bir gece önce amerikan yargı sisteminin nasıl bozuk işlediğini ve amerikan hapishanelerinin nasıl haksız yere tutuklanmış siyahi gençlerle doldurulduğunu anlatan 13th adlı bir belgesel izlemiştim. barry jenkins'in oscar ödüllü moonlight'tan sonra çektiği filmi if beale street could talk, o belgeselde anlatılanların drama hali gibi. james baldwin'in romanından uyarlanan senaryo, harlem'de yaşayan genç bir kadının, haksız yere tecavüzle suçlanan nişanlısını hapisten kurtarma çabalarını anlatıyor. jenkins filmin merkezindeki tish ve fonny arasındaki sevgi dolu romantizmi anlattığı sahnelerde çok başarılı. özellikle yakın çekim portrelerdeki ustalık filmi daha kişisel bir derinliğe taşıyor. nicholas britell'in filmi bir tül gibi örten harika müziği de bu duygusal anların etkisini arttırıyor. ancak zenci hakları üzerine vaazlar vermeye başladığı sahnelerde film tempo kaybediyor. aynı noktaları tekrar tekrar yineleme eğilimi, aslında iyi hazırlanmış ve çok iyi oynanmış bir hikayeye zarar veriyor. yine de toplamına baktığımda, iki genç ruhun birbirine duyduğu aşkın özünü, en temel ve insani haliyle anlatmayı beceren barry jenkins'in filmini sevdim. moonlight'tan da daha çok beğendim.
  • yky'den çıkmış bir james baldwin kitabı. yazarın okuduğum ikinci kitabı. kitabın an itibariyle etiket fiyatı 14 lira.*

    geçen sene giovanni's room'u okuduğumda kitabı gerçekten çok beğenmiştim. yazarın diğer kitaplarını da okuyacağım diye kendime söz vermiştim ama bir şekilde arada kaynadı herhalde. yazarın diğer kitaplarına başlamam bir senemi almış bakıldığında. ayıp. neyse bu kitabı da okumaya başladığımda fark ettim ki ben giovanni's room'u değil yazarı beğenmişim. bu kitap da çok iyiydi.

    kitap iki genç sevgilinin hikayesini anlatıyor. biri hamile, diğeri hapiste. aileler problemli, ortam problemli, her şey bıçak sırtı... aslında böyle bir hikaye ucuz bir şekilde ajite edilebilir, ırkçılık konusunu da anlattığı için özellikle şu günlerde amerika'da bu kitap tekrar gündeme gelebilirdi. ama yazar öyle bir şey yapmamış. iyi ki yapmamış. bu tarz hikayelerde problem olabilecek durum bazen gerçekçilikten uzak kalması. bazen bu tarz konular hakkında öyle hikayeler yazılıyor ki dünyanın herhangi bir yerinde böyle bir şey yaşanamaz ki denilebilecek kadar abartılmış oluyor. bu romanda yazar hikayeyi öyle güzel, öyle güzel anlatmış ki oturup tish ile sanki sabaha kadar sohbet etmişim, kendi hikayesini anlatmış, sabah da ben uyanmadan gitmiş gibi hissediyorum.

    --- spoiler ---

    kitabın son iki sayfasını okumaz olaydım.

    --- spoiler ---
  • zaman kaybı. baldwin'in güzelim eseri ancak bu kadar sığ uyarlanabilirdi. yazık olmuş.

    ortada neredeyse bir hikaye bile yok. karakterler yüzeysel, hiçbir derinlik yok, oyunculukların çoğu teatral, ırkçılıkla ilgili bölümler kör göze parmak. polisin alfonzo'ya baktığı sahne gibi gereksiz holivud klişeleriyle bezenmiş, gerçekten çok ama çok kötü bir film. festival programına alınması bile üzücü.

    bir yerde mutlaka bir şey olacak film yükselecek diyorsunuz ama 117 dakika boyunca hiçbir şey olmuyor maalesef. hayatınızdan boşa akıtacak 2 saatiniz ve çöpe atacak sinema bileti paranız varsa izleyebilirsiniz, yoksa başka bir film tercih etmenizi öneririm hiçbir şey kaçırmamış olursunuz.

    2/10 (2'yi de anne ve tish'in yer yer güçlü oyunculuklarının hatrına veriyorum)
  • 2018'in beklenen uyarlamalarından. senenin siyahi ödül avcısı olabilir. birçok açıdan akademi ödüllerinde de ismi bolca duyulacaktır.

    imdb

    (bkz: barry jenkins)
  • 3/10

    (bkz: garbage)
  • "2/10"

    mağdur edebiyatı, arabesk mastürbasyonu, karikatürize siyah - beyaz adam / kadın profilleri takdimi. "eh işte." dediğim moonlight bile bunun yanında film kalır. sanki bu moonlight'tan sonra değil de önce çekilmiş gibi zaten. eksik, çalakalem, tek tip.

    üç seansta ancak görebildim finalini. o üç seansa da bu satırlara da yazık. bazı takıntılar ömre zarar.
  • jenkins nedense tarzına bir türlü ısınamadığım bir yönetmen. moonlight'tan çok daha fazla beğendiğim yeni filminde dış ses olmasa ve sürekli yaşananları anlatmayı tercih etmese bu defa anlaşabilirdik bile sanki. yine de izlenesi, yaşanan haksızlıklara sinir olunası. şuraya bırakıyorum detaylı blog yazısını incelemek isteyen olursa.
  • --- spoiler ---

    "beale sokağı babamın, louis armstrong'un ve caz müziğin doğduğu new orleans'taki bir sokaktır. amerika'da doğan her siyahi insan; herhangi bir amerikan şehrinin siyahi mahallesinde de doğsa, jackson'da, mississipi'de veya harlem'de, new york'da doğsa da beale sokağı'nda doğmuştur. beale sokağı bizim mirasımızdır. bu roman imkânsızlık ve imkâna bu mirası ifade etmenin mutlak zaruretine değiniyor. beale sokağı gürültülü bir sokaktır. çalan davulların anlamını çözmek okuyucuya bırakılmıştır."

    - james baldwin

    --- spoiler ---
  • ismini beale street blues isimli şarkının sözlerinden almış kitap