şükela:  tümü | bugün
  • bireyde degil, sistemde olan sorun.

    (bkz: öğrenciye 12 yılda ingilizce öğretemeyen sistem)
  • if clause cok asiri zor degil.
    if bidi bidi bidi, o zaman bidi bidi diye kur cumleni gec...

    neither, nor lar var daha...
  • type 0 ( zero ) ( olduğunda olur )

    bu tip anlatımda if (eğer) manasından ziyade (her ne zaman, her ne vakit) manalarında gibi kullanılmaktadır. bu tür anlatımda kesin ve kurallaşmış durumlar ifade edilir. gerek if clause ve gerekse main clause’daki cümleciklerin zamanı simple present tense’tedir.

    - ıf it rains, the ground gets wet. (yağmur yağdığında yer ıslanır.)

    type 1 ( olursa, olur / olacak )

    bu tür anlatımda if clause, ihtimal halinde olan ( yani gerçekleşeceği veya gerçekleşmeyeceği kesin değil fakat ihtimal halinde olan ) durumları ifade etmede kullanılır. gelecekle ilgili durumlardan bahsedilirken kullanılır.

    ıf clause present tense; main clause ise will / shall future, modals, (may, can, etc.) veya imperative ( emir cümleleridir).

    - ıf it rains, we will stay at home and sleep till noon. (eğer yağmur yağarsa, evde kalır ve öğleye kadar uyuruz / uyuyacağız.)

    type 2 ( olsa, olur )

    bu tür anlatımda if clause, konuşma anındaki hayali durumları izah etmede kullanılır. ihtimal payı yoktur, sadece cümleyi söyleyen kişinin o ana ait hayali ve farazi düşünceleri izah edilmektedir.

    şimdiki zaman ve geniş zamanla ilgili durumlardan bahsedilirken kullanılır. fiilin geçmiş zamanda olması sizi yanıltmamalıdır.

    bahsedilen olayın olma ihtimali ya çok azdır veya hiç yoktur ama zamanı henüz geçmemiştir. ıf clause, past clause main clause ise would / should, could, might, etc. dir.

    - ıf it rained, we would stay at home and sleep till noon. (bir yağmur yağsa, evde kalır ve öğleye kadar uyuruz / uyurduk.)

    type 3 ( olsaydı, olurdu )

    bu tür anlatımda if clause, geçmişte kalmış, tamamlanmış durumlar hakkındaki hayali konuşmaları ifade etmektedir. ıf clause, past perfect tense main clause ise would have, could have, might have etc. dir. main clause da fiil 3. haldedir.

    - ıf it had rained yesterday, we would have stayed at home and slept till noon. (eğer dün yağmur yağsaydı evde kalır ve öğleye kadar uyurduk.)

    - ıf you hadn’t informed him, he couldn’t have gotten out of trouble. (eğer uyarmasaydın başı beladan kurtulmazdı.)

    - we might have finished the work on time if they had helped us last week. (eğer geçen hafta bize yardım etselerdi işi zamanında bitirebilirdik.)
  • mö 2800 yılından beri ingilizce eğitimi içerisinde olan bir abiniz olarak, ingilizce'de zor bölüm yoktur, senin kendini kolaylıkla ifade edemediğin bazı kalıplar vardır, diyor ve huzurlarınızdan ayrılıyorum.
  • dili yeterince duymamış olmak ile direkt alakalıdır. yeterince dinleme yaparsanız, bir şeyler izlerken söylenenlere yeterince kulak kabartırsanız kullanmak istediğiniz kalıbı söylemeden önce kulağınızda işitecek ve doğru kullanacaksınız.
  • bir saatte üçünü da anlattığım konudur. kafayı açınca anlaşılmayacak bir şey yok.

    amme hizmeti:

    type 0: her koşulda geçerli olan durumlar. haliyle hem koşul bildiren if'li cümlecik hem de sonuç cümleciği geniş zaman.

    if you boil water, it evaporates. (eğer suyu kaynatırsan, buharlaşır)

    type 1: verilen şart gerçekleşirse sonucun da (gelecekte) gerçekleşmesinin mümkün olduğu durumlar. bu yüzden şartı geniş zamanda veriyoruz, sonucu will future ile. (istersek can de kullanabiliriz, cümlenin anlamı değişir biraz, başka da bir şey olmaz)

    if you study harder, you will pass the exam. (eğer daha sıkı çalışırsan, sınavı geçeceksin)
    if you study harder, you can pass the exam. (eğer daha sıkı çalışırsan, sınavı geçebilirsin) [kesin geçersin demek istemedim, geçebilirsin anlamı vermek istedim o yüzden can kullandım]

    type 2: hayali/gerçek vaziyetin söylediğimizden farklı olduğu durumlar. aynen türkçede olduğu gibi, durumun hayali olduğunu, işkembeden salladığımızı belirtmek için type 1'ı bir geçmişe alıyoruz.

    geniş zamanın (simple present) bir geçmişi -> geçmiş zaman (simple past)
    will'in bir geçmişi -> would
    can'in bir geçmişi -> could

    şimdi aradaki farka bakalım, önce type 1'la söyleyelim:

    type 1: if i have a lot of money, i'll buy a lamborghini. (eğer çok param olursa lamborghini alacağım.) bu cümlede para kazanırsam lamborghini alma ihtimalim/planım var, çok param olması şartını sağlarsam araba alacağım diyorum.

    şimdi paramızın olmadığını ve işkembeden salladığımızı belirtmek istiyor olalım, o zaman type 2 kullanmamız gerekecek ki karşıdaki anlasın:

    type 2: if i had a lot of money, i would buy a lamborghini. (eğer çok param olsaydı, lamborghini alırm.

    aynen türkçedeki mantık dimi, durumun geçmiş zamanla falan alakası yok. tamamen hayali bir durumdan bahsettiğimizi, göbeğimizi kaşıya kaşıya "halamın sakalı olsa emicem olurdu" dediğimizi belirtmek için geçmiş zamanda kuruyoruz cümleyi geçiyoruz.

    ***was-were meselesi: type 2 dediğimiz yapı tamamen hayali durumları anlatırken kullanıldığı için, normalde was ile çekilecek tekil şahısları da were ile çekmemiz tavsiye ediliyor. dinleyen kişi gerçeklerden değil hayallerden bahsettiğinizi hiçbir şüpheye yer vermeden anlasın diye böyle atraksiyonlara girip dikkatini çekmeye çalışıyoruz aslında. olay bundan ibaret.

    örnek: if she was/were my best friend, i would buy her that bracelet. (eğer benim en iyi arkadaşım olsaydı ona o bilekliği alırdım)

    she tekil bir şahıs olduğu için normalde was deriz, ama ingiliz dili uzmanları demişler ki sen boşver, type 2'da to be fiiliyle cümle kuracaksan hepsine were de geç. was derseniz sopayla kovalanmazsınız ama tavsiye edilen, type 2'da if'li cümle kurarken to be fiilini kullanacaksak (olsaydım/olsaydın/ olsaydı/olsaydık/olsaydınız/olsalardı) bütün kişilerde were kullanmak.

    en sık kullanılan örneği cebe atın ordan hatırlarsınız:
    if i were you (senin yerinde olsaydım)
    bu artık kalıplaşmış, kimse if i was you demez. yanılır da i was derseniz de çok büyük felaket olmaz ama işte, demeyin. adamlar kibarca uyarmış were kullan geç diye. not: (konuyla ilgili teorik bilgi için indicative-subjunctive konusuna bakabilirsiniz)

    type 3: geçmişte hakikaten de gerçekleşmiş durumlar/olaylar hakkında varsayımda bulunurken kullanıyoruz. "eğer kemerini bağlamış olsaydı ölmezdi." gibi. gerçekten de bir şey olmuş, biz oturduğumuz yerden şöyle yapmış olsaydı böyle olurdu diyoruz.

    burada koşul belirten cümleciği (if clause) past perfect ile, sonucu ise would have +v3 ile kuruyoruz. sebebi ne derseniz, ingilizcedeki en geçmiş zaman past perfect'tir. e kemerini bağlamak eylemi mi daha önce, kaza yapıp ölmek mi daha önce diye bir düşünüyoruz. önce şart gerçekleşir, sonra sonuç. bu durumda şart cümleciği past perfect, sonuç cümleciği would + have + v3 (would+ present perfect) olmalı.

    if he had fastened his seatbelt, he wouldn't have died. (eğer kemerini bağlamış olsaydı, ölmezdi)

    type 3 ile bir cümle duyduğunuzda bilin ki geçmişte gerçekten bir şey olmuş, biz şimdi oturduğumuz yerden ihtimaller üzerinde konuşuyoruz. (would yerine could da kullanabileceğinizin farkındasınızdır umarım. bunlar modal oldukları için anlamı değiştirirler biraz)

    if he had called me before, i could have picked him from the airport.

    eğer beni önceden aramış olsaydı, onu havaalanından alabilirdim. (demek ki salak aramamış, ben de almamışım. arasaydı alabilirdim. mal gibi havaş otobüsüne binmesi olayı gerçekten de olmuş)

    type 3'de hangisinin önce, hangisinin onun sonucu olarak gerçekleştiğine dikkat ederseniz sorun yaşamazsınız. unutma: beni araması önce, benim gidip onu almam daha sonra. o halde beni aramasıyla ilgili cümlecik past perfect, sonuç olarak benim onu almamla ilgili olan cümlecik ise would/could + present perfect.

    amme hizmeti

    burdan çıkaracağımız en birinci sonuç ne peki? konuşmadan, sırf sınava hazırlanarak dil mil öğrenilmez. koşul/şart cümleleri tamamen anlamla ilgilidir. sende iletişim çabası yoksa, yani karşıdakine bişey anlatmak gibi bir dert taşımıyorsan zor öğrenirsin. matematik formülü gibi gelir. ama karşında arkadaşın/dostun varsa, ona planlarından (type 1), olmadık hayallerinden (type 2), geçmişteki pişmanlıklarından (type 3) bahsetmek istiyorsan bol bol kullanır öğrenirsin. yds ve benzeri sınavlar sıklıkla test tekniğiyle alakalı maalesef. dil öyle bir şey değil.

    ---- devam ediyor eheh istek üzerine mixed conditionals ----

    mixed dediğimiz ortaya karışık olanlar vermek istediğimiz anlama göre bize ekstra seçenek sağlayanlar. geçmişteki bir durumun/olayın şu anda bizi etkileyen sonucundan bahsedebiliriz, ya da tam tersi şu anki bir vaziyetin geçmişteki sonuçlarından bahsedebiliriz. e nasıl olacak bu iş? şart cümlesini (if clause) type 2'dan, sonuç cümlesini type 3'ten kullanabiliriz.

    dilin var oluş sebebi dert anlatmak olduğu için gayet doğaldır. dilimizde de vardır. "eğer arkadaşım yalancı olmasaydı ona 2 yıl önce o parayı verirdim" cümlesindeki gibi. eğer'le başladığım şart cümlesi type 2 oluyor. neden? çünkü hayali bir durumdan bahsediyoruz. adam pisliğin teki ama biz hayal kuruyoruz, "yalancı olmasaydı" diyoruz. sonuç cümlesini ise type 3'den kullanıyoruz. neden? çünkü geçmişte 2 yıl önce gerçekleşmiş bir durumdan bahsediyoruz. adam gerçekten de para istemiş, biz vermemişiz.

    mixed örnek: if my friend weren't a liar, i would have given him the money 2 years ago.
    (type 2 -> hayali durum) , (type 3 -> geçmişte böyle bir hadise gerçekten de yaşanmış, yalancı olmasaydı sonuç bu olurdu diyorum)

    mixed örnek: if i wasn't afraid of spiders, i would have picked it up. (eğer örümceklerden korkmasaydım, yerden alırdım)
    (type 2 -> hayali durum, örümceklerden korkmasaydım diye hayal kuruyorum oturduğum yerden) (type 3 -> geçmişte gerçekten de örümceği görmüşüm, korkmasaydım gerçekten de alırdım yerden diyorum)

    dümdüz type 2 yapsaydık anlam değişecekti, sebep de sonuç da hayali olacaktı: "
    type 2 örnek: if i wasn't afraid of spiders, i would touch them" (örümceklerden korkmasaydım onlara dokunurdum (bkz: yav he he)

    mixed örnek: if we didn't trust him, we would have sacked him months ago. (eğer ona güvenmeseydik, onu aylar önce kovardık)
    yine if'li kısım hayali/gerçekten farklı bir durumu anlatıyor o zaman type 2 (çünkü biz ona gerçekte güveniyoruz, farz edelim ki güvenmeseydik diyoruz. sonuç cümlesi ise geçmişte gerçekten de olma ihtimali olan bir şey. o zaman type 3. (eğer güven şartı sağlanmasaydı ciddi ciddi kovardık diyoruz.)

    type 2 örnek: if we didn't trust him, we would sack him. (eğer ona güvenmeseydik onu kovardık)
    dümdüz type 2, hayali konuşuyoruz, işkembeden sallıyoruz tabiri caizse. eğer güvenmeseydik, kovardık. geçmişte gerçek bir kovulma ihtimali, tehlikesi vardı demiyoruz. kafamızdan" hayali bir durumda şunu yapardım" diyoruz.

    mixed örnek: if i wasn't in the middle of another meeting, i would have been happy to help you. (eğer başka bir toplantının ortasında olmasaydım, size yardımcı olmaktan memnuniyet duyardım) yine şart cümlemiz type 2, neden? çünkü gerçek vaziyetle söylediğimiz arasında fark var. hayali konuşuyoruz. gerçek durum: toplantının ortasında olmam. biz burda gerçek olmayan bir durumdan bahsediyoruz, eğer toplantıda olmasaydım diyoruz. peki sonuç cümlesini type 3 seçerek bu vatandaş ne yapmak, nereye varmak istemektedir? diyor ki: gerçekten de yardım edemedim size. yardım edememe olayı geçmişte olmuş bitmiş, biz artık üzerine konuşuyoruz. gerçekte bu talihsizlik yaşanmasaydı ne yapacaktık? dümdüz type 2 yapacaktık.

    type 2: if i wasn't in the middle of another meeting, i would be happy to help you. (eğer başka bir toplantının ortasında olmasaydım size yardımcı olmaktan memnuniyet duyardım.) burdaki anlam tamamen hayali, tamamen ponçik. düşünün toplantıdasınız telefon geldi, yardımcı olamayacaksınız karşıdakine. o zaman böyle dersiniz. "eğer toplantım olmasaydı yardımcı olurdum" dersiniz. geçmişte kalmış falan değil, şu anda "ah şöyle olaydı böyle olurdu" demiş oluyorsunuz.

    görüldüğü üzere conditionals (koşul/şart cümleleri) tamamen anlamla ilgili. aynı cümle type 2 ile de kurulabilir, type 3 ile de kurulabilir, mixed de yapılabilir fakat hepsinde anlam farklı çıkar. önce ne demek istediğimize karar verip sonra cümleyi kuruyoruz. tersini yapmak yani önümüzdeki cümlenin anlamını çıkarmak analize giriyor. karşınıza gelen cümlenin anlamını doğru tespit için iyi dinlemeniz/okumanız lazım olacak. özellikle mixed type'ta. yarısını dinledim e gerisi de şöyle gelecek heralde diye kolaycılık yapamıyoruz.

    ipucu: if'li cümlecik type 2' ise hayali (atmasyon) bir durumdan bahsediyor diye kafaya not alın. sonra cümlenin gerisine bakın type 2 mu devam etmiş 3 mi? type 2 ise tamamen hayali bir vaziyettir. type 3 ise geçmişte gerçekten de bir olaylar dönmüş demektir.

    -ekleme-

    istek üzerine v+ing'li bir örnek de veriyorum. -ing, türkçedeki -yor ekine karşılık geliyor bildiğiniz gibi. yapardım yerine yapıyor olurdum demek isteyebiliriz bazen. type 3 , would be + ving gibi bir örnek sizi yıkamaz, yıkmamalı. şöyle ki:

    type 2'dan hatırlarsanız durumun hayali olduğunu belirtmek için would kullanıyorduk. neden? will'in bir geçmiş formu would da ondan. yaparım yerine, hayal kurarken ah ah şöyle yapardım demek için would'la cümle kuruyoruz burada. e canımız isterse yapardım yerine yapıyor olurdum da diyebiliriz. i would do yerine i would be doing. deyip geçiyoruz.

    hepimizin ortak derdi olan vize meselesinden bir örnek vereyim o zaman.

    örnek: if i had gotten the visa, i would be lying on a beach in miami now.
    eğer vizeyi almış olsaydım (type 3- demek ki geçmişte gerçekten almak istemiş ama alamamışım), şu anda miami'de bir sahilde uzanıyor olurdum. (type 2 çünkü hayali bir durum bu. çünkü gerçekte ankara'da kaloriferin yanında büzüşük haldeyiz)

    gördüğünüz gibi sonuç cümleciği would'la başlıyorsa ve sonra have + v3 yoksa o yine type 2'ya girer. sadece "uzanırdım" yerine "uzanıyor olurdum" demiş olduk -ing eklemekle. yine hayali bir durumu belirtmiş oluyoruz. eğer koşul gerçekleşseydi sonuçta ortaya çıkacak olan durumu gözde canlandırılmasını kolaylaştırmak için uzanırdım yerine uzanıyor olurdum diyoruz.

    uzanıyor olurdum diyeceğimize uzanırdım da diyebiliriz dümdüz. tamamen keyfimize kalmış. "if i had gotten the visa, i would lie on a beach in miami" (eğer vizeyi almış olsaydım, miami'de bir sahilde uzanırdım.)

    umarım faydası olmuştur. gözünüzde hiçbir şeyi büyütmeyin, adım adım her şey öğrenilir.

    editler: sözlük formatından ötürü büyük i'ler ı'ya falan dönüyor atladıklarımı düzeltiyorum gördükçe.
  • dil zekası diye birşey var, nasıl fiziğe bazı insanların kafası daha iyi basar, if clause gibi 2 cümleyi birleştiren yapıları da bazı insanların anlaması daha kolay oluyor. korkmayın, sadece daha fazla zaman alacak, tek yapmanız gereken deli gibi kullanmak, gidin arkadaşlarınıza sen bunu alırsan ben de bunu alcam falan diyin, kafayı yiyin konuşa konuşa, en sonunda basar kafanız.
  • tip ezberleyecekseniz ingilizce öğrenmekten vazgeçin.