şükela:  tümü | bugün
  • yıllardır hiç bir film festivalini kaçırmayan bir izleyici olarak(ve her defasında en az 7-8 bilet alan bir kişiyim ayrıca da, iki ile çarp 14 bilet eder..) en çarpıcı gözlemim şu: her sene daha da pahalı oluyor biletler.
    daha çok insana ulaşması gereken bu tür organizasyonlar, o kadar sponsora rağmen izledikleri bu para politikalarıyla hep aynı kitleyi içine almakta maalesef ve yine bir 'körler sağırlar birbirini ağırlar' durumu baki kalmakta.
    bir de gece 21:30 ve 22:00 seanslarının diğer seanslara göre fiyatının daha yüksek olması da, çalışan kitleyi sömürmek adına alınmış bir karardan öte olmadığını düşündürüyor bana.

    umarım bunu okuyordur festival yetkilileri ve üzerine düşünme ihtiyacı da hissederler sorasında. çünkü izledikleri bu para ve kazanma politikalarıyla her geçen sene daha az bilet almak zorunda kalıcaz ve sonunda festival yapmaya değmeyecek kadar az bilet satabilecekler dolayısıyla. sonra da alternatif filmlerin gösterildiği her salon 'nasılsa kimse gitmiyor, kapatalım gitsin' cümlerelerine kurban gidicek falan..

    bu arada bu sene rexx, atlas ya da beyoğlu sinemasıyla anlaşmak ve onlara destek vermek yerine neden koccaman bir sinemalar zincirine sahip fitaşla anlaştıklarının da açıklamasını bilmek isterim. çünkü biz alternatif film sevenler biliyoruz ki beyoğlu sineması en çok festivaller dahilinde kalabalık olur ve bu şekilde ayakta kalmaya çalışır, ama bağımsız film festivalinin böyle bir kaygısı olmadığını da görmek üzücü tabii.
    ha, göründüğü gibi değilse de bilmek isterim, boş yere bok atmayalım değil mi..

    öle işte, dertliyim çok sözlük..
  • fiyat politikası ve anlaştığı salonların kimliklerine bakıldığında çok da 'bağımsız' olmayan, tamamen 'elitist' bir yaklaşımla ve 'kapitalist' bir mantıkla hareket eden film festivalidir. 17tl'ye kadar çıkan bilet fiyatlarıyla biz sanatseverleri değil, çok parası olan abilere ablalara hitap eder, onlar da zaten hollywood filmi izler hocam, senin varlığından bile bihaber. fitaş gibi sinema komplekslerin gösterilmesi ise ayakta kalmaya çalışan caanım sinema salonlarına bir tekme daha vurmaktadır.
    hele hafta içi ve hafta sonu seanslarının en çok tercih edilen saatlerinde fiyatı daha çok artırma çakallığını oldukça iğrenç buluyor ve bir 'bağımsız film festivali'ne asla yakıştırmıyorum.
    bu sene tek bir bilet dahi alıp gitmeyeceğim..
  • film festivalinin, hele hele bağımsız film festivalinin, sinema salonu zincirlerine "vakfedilmesi" çok feci. ankara için konuşursak, avm'ye tıkılmaya mahkumuz. herkesin kolayca ulaşabileceği, sokakların içerisinde var olan, kendini döndürmeye çalışan salonlarda izlemek isterdim filmleri.
  • tam olarak nesi bağımsız bir türlü anlamadığım festivaldir. lgbt duyarlılığı desen tırışka... festival merkezi olarak kullandıkları the hall sayesinde bayram sokak'ta yaşayan seks işçileri, bir zamanlar ülker sokak'ta yaşananları hatırlatan cinsten bir şiddet ile karşı karşıya. açılıma da devam ediyorlarmış, politik duyarlılığını sevsinler. kendilerine destek çıkan kültür bakanlığı'nın yasaklamaya çalıştığı "dersim 38" adlı belgeseli göstersinler de görelim...

    edit: imla
  • bu yıl 15-25 şubat tarihleri arasında gerçekle$ecek olan ama halen filmler ve gösterim planı belli olmayan film $enliği?!
  • özellikle bağımsız sinemayı ikaseve'ye göre daha çok desteklediği için ve kadıköy'e gelme zahmetinde bulunan nadir festival olmasından yıllardır desteklediğimiz ve takip ettiğimiz bir festivalken mybilet'ten biletix'e geçme salaklığını gerçekleştirdiği için zaten kalbimizi kırmıştı. 4 kişi saat 10.00'dan itibaren biletix'ten bilet almak için 5 takla attık tabi ki de bilet alamadık. biletix'le çalıştıkları müddetçe festivale katılmayacağım.

    not: alamayanlar üzülmesin, neredeyse tüm biletler karagarga ve diğer torrent mecralarında mevcut. bilmem anlatabiliyor muyum?
  • yıllardır konuştuğumuz, üzerine yazılar yazdığımız, yeni nesil, "nuri bilge ceylan sineması" ya da "zeki demirkubuz sineması" ya da en geniş anlamıyla "sanat sineması" adı altında yapılan fakat kötü, gerçekten kötü işleri seçmeden, ne olursa gösteren festival, organizasyon, yapı.

    bu durum uzun vadede, yeni ve genç sinemacıları yanlış yönlendirdi. hep konuşulan tehlike geldi çattı.

    bu mesele çok uzun ama, şöyle özetleyeyim.

    yumurta filminde, nejat işlerin elinde dolaştırdığı bıldırcın yumurtası, elinden düşüyor ve tam lensin üzerinde, yani ekranda patlıyor. bu ne olaki diye düşündük durduk tabii ve kimse bu sahnenin tam olarak ne olduğunu anlayamadı.

    sonraları bizzat yönetmen tarafından açıklandı bu sahne. bıldırcın yumurtası kırılması uğursuzlukmuş.

    eh be abi. nerden bilcez biz bunu?

    şimdi bu yeni sinemacılar da, bir alt metin eklemek adına, kimsenin bilmediği, yerel kodları, açıklamadan filmlerine yerleştiriyor. anlayabilmemiz için herhangi bir ip ucu yok, göz kırpma yok.

    sıkılıyoruz dediğimiz şey bu. bir angelopoulos izlerken sıkılmıyoruz ama bu filmler bizi mahvediyor kardeşim. anlamıyoruz, anlamamızın imkanı yok. 25 yaşında adam, alt metine ağır anlamlar yüklemek çabasıyla film yapıyor ama sinema bu kadar basit değil.

    azıcık seçici olun da, her isteyen şuralara gelemesin. az kafa yorsunlar, iyi iş yapsınlar. kamerayı kapan film yapmasın.
  • "akşam 21.30-22.00 seanslarında öğrenci indirimi geçerli değildir" ne demek arkadaş? öğrenciliğim dokuzbuçuğa kadar mı sürüyo benim? hiç boşuna sundance kafalarına girmesinler.
    robert redford* çüküyle güler lan böyle bişey duysa...
  • programı iyi, güzel, hoş da o bilet fiyatları ne öyle!*