şükela:  tümü | bugün
  • acı verıcıdır koyar ınsana
    meger hayvanlara daha cok koyuyormuss
    (bkz: http://ilef.ankara.edu.tr/reklam/yazi.php?yad=1924)
  • (bkz: aldatılmak)
    (bkz: aldatmak)
  • ihanete ugramadan once mutlaka save etmelisiniz yoksa buyuk ihtimalle ilk denemede gecemeyeceginiz bolum sonu canavari'yla tekrar kapisana kadar oyunu bastan oynamak zorunda kalirsiniz.
  • ihanete ugrayinca ilk is healer'a gidin. yok abi bu kadar can bana pasalar gibi yeter demeyin. bok yeter.
  • en güvendiğinin bile sıkıştığında dürüstlükten vazgeçebileceğini görmektir
    en inandığının bile günü geldiğinde sırtını dönebileceği gerçeği ile karşılaşmaktır
    ellerine maddi manevi herşeyini teslim ettiğin kişinin emaneti gönlünce harcadığını görmektir
    insana kendini depreme uğramış gibi hissettirir
    gümbür gümbür bir yanardağ olmuşsun sen şimdi
    tepenin tası atı-atıverir arada
    diline daha önce hiç değmeyen sözcükler ağzından fırlar onun beynine doğru oklar gibi
    büyük bir diken olursun sen şimdi
    en çok kendine batan
    incinen, incinmesinin acısını karşısındakini bin beter kırarak çıkarmak isteyen
    duramayan 10 parmak olmuşsun sen şimdi
    içine batan kelimeleri klavyeye kusan :/
  • hainliğe uğramaktır . zarar vermekten, üzmekten veya kötülük yapmaktan hoşlanan ya da karşısındakini nasıl etkileyeceğini hiç mi hiç düşünmeyen ,umursamayan kimseye hain denir . maruz kalan da ihanete uğrayandır . illa bir kişi olması gerekmez ihanete uğrayanın . doğa sürekli insanlar tarafından ihanete uğrar. kendi vücudu bile insana hainlik eder. kolay ve olasıdır. evlilikte yada herhangi bir sevgi ilişkisinde aldatılma, sadakatsizlikğe uğramaktır. kalbiniz ve gururunuz kırılır , atlatılması zordur. gerektiğinde yardım bulamamaktır. güvenin yok olmasıdır . sonuçsuz kalacak bir sorgulama evresinin başlangıcıdır. ertesinde hayat ve bütün bileşenleri sorgulanır, sebep aranır. ihanetin hiçbir türünün mantıklı bir sebebi yok ,bundan sonra diye bağlayabileceğiniz , bizi kurtaracak bir önlemi yok.
  • umursanmamakla başlar , umursamamakla biter.
  • karımın dayısının oğlu birkaç gün sonra askere gidecekti ve gitmeden önce hayatındaki herkesin bir pazarını mahvetmek için eğlence düzenlemeye karar vermişti. gitmek zorundaydım bu eğlenceye, çünkü bilmem kaçıncı “işim var”, “çalışmam gerekiyor” mazeretini kullanma kotamı doldurmuştum.

    her şeye rağmen iyimser olmaya çalışıyordum: iki saat kadar orada kalır, ailenin büyüklerine şöyle bir görünür ve sessiz bir şekilde bu anlamsız toplantıyı terk ederdik. üstelik karımın kız kardeşi de bizimle gelecekti ve bana umut veren bir isteksizlik içindeydi.

    sülalesi söz konusu olduğunda bir tür transa geçip form değiştiren öz karım bu konuda güvenebileceğim son kişi olduğu için baldızıma tutunmaya karar verdim ben de. iki saat kalıp dönmemiz konusunda ablasına benimle birlikte baskı yapmaya söz verdi.

    bir şeylerin ters gittiği hissine ilk kapıldığım an, hazırlık aşamasında gösterdikleri titizlikti. gereksiz bulunan bir toplantıya gitmek için fazla özenli davranıyorlar, ayna karşısında farklı elbiseler deniyorlar, saçlarını ve makyajlarını tekrar tekrar yeniliyorlardı.

    “kadınlar!” dedim içimden, “o gün geldiğinde, öldürdüğünüz bu zamanların hesabını nasıl vereceksiniz?”

    sonunda çıkabildik evden. uzun bir yolculuk bizi bekliyordu. şehrin iki farklı ucundaydı evlerimiz. dolmuşla şehir merkezine indik önce, oradan da gideceğimiz semtin durağına yürümeye başladık. telefonum çaldı yürürken. karımın iki numaralı kız kardeşiydi arayan. sesindeki panik korkuttu beni: “neredesiniz siz” diye öyle bir soruşu vardı ki, bir an kendimi kendi düğününe geç kalmış bir damat gibi hissettim. nerede olduğumuzu söyleyince iyice çıktı kontrolden.

    “herkes burada, çoktan başladı eğlence. bir an önce gelin!”

    telefonu kapattı.

    otobüste yol boyunca karımı ve üç numaralı kız kardeşini süzdüm. baldızımdaki isteksizlik sürüyordu ve elimdeki tek avuntu buydu. sekiz yaşındaki kızıma bu konuda güvenmenin hata olduğunu bildiğim için onunla ilgilenmiyordum. muhtemelen düğün kalabalığını ve kendi yaşındaki akrabalarını görünce kendinden geçecek, eğlenceye dalacaktı.

    karıma bakıyordum dikkatle, süratle başka bir organizmaya dönüşüyordu. konuşması, gülmesi tavırları giderek yabancılaşıyordu sanki.

    otobüsten inip eğlence evine doğru yürümeye başladık. çok soğuktu hava. baldızım, koluma girmiş soğuktan titreyerek yanımda yürüyor, kızım uzaklardan gelen saz ve ritim sesine doğru -ışığa uçan böcekler gibi- koşar adımlarla gidiyor, karım hemen yanımda yüzünde kendinden memnun bir ifadeyle yürüyordu.

    kalabalık göründü sonunda. sokağın ortasına neredeyse bir düğün alayı kurulmuştu. kulakları tırmalayan müzik eşliğinde gençler, ortada oyun havaları oynuyorlar; yaşlılar, kenardaki sandalyelerde oturmuş, "hoş görülmesi gereken bu cahil kalabalığı" bilgece süzüyorlardı.

    ilk "ihanet" kızımdan geldi. bir anda önümden fırlayıp bu mutlu kalabalığa neşeli bir çığlık atarak karışıverdi.

    ikinci "ihanet" ilk temasta sağlandı. karım… yıllardır aynı yastığa baş koyduğum, birlikte zor ve çetin yollardan geçtiğimiz, birçok şeyi göğüsleyerek bugünlere geldiğimiz biricik karım, bizi karşılayan akrabalardan biriyle birlikte sarmaş dolaş yürüyerek ortadan kayboldu bir anda.

    zararı yoktu, öngöremeyeceğim şeyler değildi bunlar.

    derken yanımda bir hareketlenme hissettim. koluma girmiş yürüyen baldızıma dönüp baktığımda yanımda anlamsız hareketler yapmaya başladığını gördüm. "soğuktan mı böyle yapıyor acaba" diye düşünürken müziğin ritmine uygun figürler yaptığını dehşetle fark ettim. sonunda artık dayanamayıp kollarımdan sıyrıldı ve kendini oyun oynayan kalabalığın içine atıp kızgın kumlardan serin sulara atlar gibi, zincirlerinden boşalmış gibi, hayatı boyunca bu anı bekliyormuş gibi, iştahla, kendinden geçerek ve her şeyi unutarak oynamaya başladı.

    uğradığım ihanetin acısıyla bir başıma kalmış, salak salak etrafıma bakıyordum. prosedüre uymak için gözüme birkaç yaşlı kestirip ellerini öpmeye başladım. çoğunu tanımıyordum, onlar da beni tanımıyorlardı. ama zararı yoktu. yeterince el öptüğüme karar verdikten sonra arka tarafa, gözlerden uzak bir yere geçip "kendime acımaya" başladım. üstelik epey sürdürebilecektim kendime acıma törenimi, eğlenceyi son terk eden aile biz olacaktık çünkü.
  • sevdiğiniz kişinin (dost/ sevgili bildiğiniz) size yanlış yapmasıdır. asla affedemezsiniz. acısı zamanla azalsa bile hiç geçmez, sızım sızım kanarsınız hep.
  • illaki kadın erkek ilişkisi içinde olmayan şey. hem de karşılık beklemeden emek verdiğiniz bir durumun sonucu ise, daha da katlanılmaz oluyor.