şükela:  tümü | bugün
  • 20 senedir hemen ust tarafinda oturdugum ama hic icini gezmedigim yer
  • padişahların* kayıklarıyla, ıhlamur deresine çıktıkları, oradan da boğaza gittikleri kasır.

    ayrıca.. o zamanki ıhlamur deresinin şimdiki ıhlamurdere caddesi olduğunu düşünürsek; o cadde üzerinde inşa edilen binaların ne kadar(!) sağlam yerde olduklarını belirtmek gerekir.
  • 1700'lerin ikinci yarısına ait tapu tahrir defterlerinde adı "hacı hüseyin bağları" olarak geçen ihlamur mesiresi'nin o dönem taşıdığı bu ismi almasına sebep olan hacı hüseyin ağa, iii. ahmet döneminde kasımpaşa tersane eminliği vazifesinde bulunmuş ancak bir müddet sonra yapılan tahkikat ve gelir-gider mukayesesi görevini kötüye kullandığı ortaya çıkmış,
    malları müsadere edilerek o dönemin ifadesi ile başı da cellada teslim edilmiştir.

    buraya bu dönemden sonra sultan abdülmecit'in kullanımına tahsis edilen ve ahşap çiftlik/bağ evi olarak nitelendirilebilecek bir yapı inşaa ediliyor. ancak, 1857'de tamamlanan dolmabahçe sarayından artan malzeme kullanılarak bugün mevcut 2 kasrın inşaasına başlanıyor ve adları padişah emri ile "nüzhetiye kasırları" oluyor. mesiredeki merasim ve harem köşklerinin mimarisi imparatorluğun son dönem meşhur mimar ailesi balyanlar'a mensup nikağos balyan efendi'ye aittir. mabeyn (merasim) köşkü daha çok resmi törnelerde ve padişah tarafından misafirlerini ağırlamakta kullanılmak üzere inşaa edildiği için harem köşkünden daha gösterişlidir. sultan mecit döneminde sadece bu kasırlar inşaa edilmekle kalmamış yildız'a uzanan yamaçlarda yer alan sultan selim ile sultan mahmut'a ait menzil taşlarının çevre düzenlemesi yapılarak bu yamaçlar set haline getirilmiş ve çok estetik bir de havuzla süslenmiştir.

    ihlamur'dan yıldız'a çıkan yokuş üzerinde sol kolda bulunması gereken çeşme ise bugün mevcut değildir. sade som bir mermer sütun görünümünde olan bu çeşme altı beyitlik bir kitabeye sahipti ve suyunu da az ileride yamaçtan çıkan tabii su kaynağından alıyordu. ancak en son, 1943 tarihli ve ibrahim tanışık'ın kaleme aldığı "istanbul çeşmeleri" adlı yapıtında bahsedilen bu çeşmeden eser kalmamıştır. sultan abdülmecit'in ölümünden sonra tahta geçen sultan abdülaziz kasırlara pek gelip gitmemiş ancak tarihe geçen pehlivan güreşleri ile horoz ve koç döğüşlerini bu kasrın bahçesinde yaptırmıştır. sultan abdülhamid ise devlet işleri ile yakın ilgisi dolayısı ile kasra gelmemiş uzun süren saltanatı esnasında da ihmal ettiği kasırlar harap ve bakımsız bir hale gelmiştir. sultan abdülhamit den sonra tahta geçen sultan v. mehmet reşat ise babasının hatırasını sahiplenircesine kasra gelip gitmeye ve bakımını yaptırmaya başlamış, tertiplediği günübirlik gezilerde burada yemek yemiş, ibadetini yapmış, dinlemiş ve dönüşünde bahçede yetiştirttiği güllerden birer tane kopararak saray da harem'e götürüp yakınlarına elleri ile teker teker verirmiş. 1910'da imparatorluğu ziyaret eden sırp kralı petro, sultan aziz'in oğlu veliaht yusuf izzetin efendi tarafından bu kasırda ağırlanmış, i. dünya savaşı'nın başladığı 1914 senesinde harbe girişimizden sonra oluşturulan yeni alaylara sancak teslim merasimi de ihlamur kasrın'da gerçekleştirilmiştir. bu tarihten bir müddet sonra enver paşa'nın emri ile kasırların "şehzade mektebi" olarak kullanılmaya başlandığını biliyoruz. cumhuriyetin ilanından sonra 1951'e kadar aranıp sorulmayan kasır iyice bakımsızlaştığı tarihlerde meclis tarafından istanbul belediyesi'ne tahsis edilmiş, belediye de 1952 yılında kasrı büyük bir törenle "tanzimat müzesi" olarak ziyarete açmıştır. 8 sene süre ile tanzimat müzesi olarak ziyarete açık kalan bina, 1960 da meclis tarafından bakımsızlık sebebi ile boşalttırılmış ve ziyarete kapatılmıştır. ancak 1970'lerin sonunda başlanan restorasyon 1983-1984 'te tamamlanabilmiş ve bu restorasyon esnasında kasırlardan harem kısmı betonarmeye çevrilirken mabeyn kasrı orjinaline sadık kalınarak yenilenip ziyarete "t.b.m. meclisi" kontrolü ve koruması altında tekrar açılmıştır.

    güzel düzenlenmiş bahçesi ve muntazaman bakımı yapılan binaları ile ihlamur kasırları bugünde aynı göz kamaştırıcılığı ve alıcılığı ile karşımızda dimdik ayakta ve halka hizmet vermektedir.

    (mehmet burak çetintaş yazmış.)
  • yıllarca evin salonu, kasrı kavramış bir pozisyonda açardı. gözlerimiz kısık sonra. bir kez olsun uğramadım; bir kere topumuz kaçmıştı kurra çekmiştik; bir kerede ağaçları kesiyorlar diye oradaki işçilere havalı tüfekle ateş etmiştik; mesafe uzak olduğundan böcek ısırdı filan sanıyorlardı, bir, birlerine sormaya başladılar 'sen de hissediyormusun?'. güneşin batması an meselesiydi.
  • evimin önünde bulunan, en eskiden, ben minikken kaplumbağaları bulunan ve böylece lale devri havası estiren güzel yer. şimdi çevresi gayet iğrençtir, gürültü patırtı vardır ama kasrın içine girdiğinizde tüm sesler kesilr güzel olur.
  • sultan abdulmecit'in vefat ettigi kasirdir.
  • 1850lerde abdülmecid'in galata bankerlerinden 5 milyon sterlin alıp, ilk kez borç alıp, yaptırdığı dolmabahçe sarayı dışında yaptırılan üç kasırdan biri. diğerleri göksu ve küçüksu'dadır.
  • etrafinda cok insan oturur, cok da kalabalik ve gurultulu bir semte donusebilir zaman zaman*, sikayet eder insanlar hep, hep, ama kimse bu burnunun dibindeki vahaya siginmayi dusunmez, hep baska yerlerin hayali kurar, daha guzel, daha sicak, daha uzak. burnunun ucunu gormez insanoglu.
  • bir zamanlar icerisinde tiyatro drama kursu vardi. o nedenle cocuklugumun kocaman bir kismini barindirir, yesil ve huzurludur.icerisindeki havuzun cevresinde sevimli kurbagalari vardir.
  • pazar günleri kahvaltıya gidilen, beton yığınlarının arasına sıkışıp kalmış bir cennet