şükela:  tümü | bugün
  • ilahiyat doktoru, yazar.
    dolu bir insan olduğu her halinden belli.
    ümmet sevdası ile hareket ediyor.
    şu günlerde yeni çıkan hüküm dergisinin yayın yönetmeni.

    http://ihsansenocak.com/default.aspx
  • konusu teravih var mı, yok mu olan ilmi münazarayı, tvnet ekranlarında, abdulaziz bayındır hoca ile gerçekleştiren hocaefendidir aynı zamanda.
  • abdülaziz bayındır ile çıktıkları bir televizyon programında izledim az önce. kendisi konuşurken abdülaziz bayındır tek kelime etmeden dinledi. söz abdülaziz hocaya geçtiğinde ise dinleyebilmenin ne kadar önemli ve gerekli bir yetenek olduğunu fark ettim. 10 saniyede bir sözü kesildi adamın, kendisi için üzüldüm; keşke konuşmasına fırsat tanınsaydı.
  • abdülaziz bayındır ile çıktıkları bir televizyon programında son derece itici bulduğum bir tarzda ve kendi görüşünün kesin ve en doğru olduğunu düşünerek konuşan tipik bir bağnaz. kibri ve şovmenliği ile ancak kendi gibi cahillerin yol göstericisi olur ve bu yolun sonu iyi yerlere çıkmaz.
  • allah'ın vahyettiği din yerine insanların zaman içinde ürettikleri dini savunan, doğal ve samimi konuşma yeteneğini kaybetmiş, kibirli kişi.
  • fethullah gülen'e yapma hocam! demiş ilahityatçı.
  • beddua ile ahitleşmenin farkını anlayamayacak derecede kapasitesiz, çakma ve nevzuhur, yeni yetme akp hocası. bunların ekseriyetle kökü iran'a uzanır, kendileri dünyada her şeyi halletmişlerdir, cennet garantidir. sürekli başkasını hizaya getirmeye çalışırlar. burada birazcık temas edilmiş.
  • ''müslüman, müslümana lanet edebilir mi?'' demiş kişidir. zaten hocaefendi'de müslüman olmayana lanet etmiştir.
  • ülkemizdeki dinde reformcu, modernist, şia kırması ve bilumum mezhepsiz ve ehli sünnet düşmanı taifeye ciddi reddiyelerde bulunmuş, tesirlerinin azaltılması noktasında ciddi bir boşluğu doldurmuştur kendisi. lise yıllarımda bir dizi seminerlerine katılmıştım samsunda. o zaman ilahiyat son sınıflarda mıydı ya da yüksek lisans mı ne yapıyordu, sakalı falan da yoktu yanlış hatırlamıyorsam. yetkinliği, heyecanı ve azmi ile de takdir toplamıştır. necip fazıl ve büyük doğu üzerine de hacimli çalışmaları olmasına rağmen yaşayan necip fazıl mesabesindeki salih mirzabeyoğlu'na dair pek bir kalem oynattığını göremedik henüz. oysa birinde derinleşip diğerinden bihaber olmak çok muhal. nasıl başarıyor anlamak mümkün değil yani. hadi bihaber demeyelim, elbette biliyordur, zira ilgilendiği alanlardan biri olmasa diğerinde bi yerlerde mutlaka mirzabeyoğlu'na atıflar söz konusu olmuştur. o halde bu sükût ne anlama geliyor? izahı yok doğrusu..
  • türkiye'deki müslüman camianın çoğunluğunun muzdarip olduğunu gözlemlediğim bir sorunu camiadaki kimliğiyle örneklendiren şahıs.

    eleştirel yöntemlerden yoksun bir anaakım anlayış, belirli yöntemleri kullanan insanları çabucak yüceltme eğiliminde. kuran, hadis veya buna benzer kaynak telakki edilen metinleri, bu metinlere dair şerhleri hıfzedip tartışmanın ilgili yerlerinde serdedebilmeyi 'hocaefendi' unvanını almak için yeterli görüyor bu çoğunluk.

    'islami ilim' telakki edilen sahalarda bir çalışma ortaya koymanın metodu, insanları hali hazırda sınırları net bir şekilde belli olan bir etik çemberin içine davet etmek ve böylelikle insanları 'yola getirmeye çalışmak' için vaizlik yapmak mıdır? yoksa tıpkı o ezberlenen yorumları yapan insanların yaptığı gibi orijinal çalışmalar ortaya koymak için hakiki ilmi metotlar mı kullanılmalıdır? günümüz ilahiyat fakültelerinde, müslüman camiaların çoğunlukla olumsuz baktığı birkaç okul dışında, doktora çalışmaları bile vaaz kitaplarını andıran, bilimsel metotlardan yoksun pek çok 'akademisyen' var. ilahiyatların dışında ise durum daha da vahim. bu durum için muhtemel sebepler arasında öyle saniyorum ki laik devlet politikalarına tepki olarak iyice güçlenen korumacı refleksler de var.

    toparlamak gerekirse, değil seküler insanlarla bir arada yasayabilecekleri bir sosyokültürel ortamı oluşturacak tahammüle sahip olmak, abdülaziz bayındır gibi kimliğini 'islami bir anlayışla' ortaya koymaya çalışan bir insanı bile, kendine has bakış açısına ve yorumlarına tahammül edemedikleri için tekfir edenler var. hazret de güya 'yerin dibine geçirmiş'. oysa benim izlediğim peogramda bayındır, zekası, tartışma üslubu ve argumanlarıyla bariz bir ağırlığa sahipti.

    son söz, hazret üniversitelerden sokrates'i, kant'ı, heidegger'i kaldırmamızı ve yerine kendi peygamberinin okutulmasını salık vermiş. sebep? toplumun ihsan şenocak gibi arınmış hocaefendilerin tüm çabalarına rağmen etik olarak istenilen düzeyde olmaması sanırım.

    oldu canım. başka bir arzunuz?