şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: metrobüs)
  • abdli yazar cormac mccarthy i kitabı. filmi o kadar ünlü ki kitap hakkında kimse bir şey söylememiş. oysa çoğu zaman olduğu gibi kitap da filminden kat be kat güzel. edebiyatın farklı bir tadı var ve bunu sinema dilinde aramak da gereksiz, yersiz de üstelik.

    cormac mccarthy, kendisinin de çok değer verdiği bir efsane olan william faulkner gibi insan ait suç. cinsellik, yaşamdaki kaos, ölüm... gibi doğrudan temel varoluş meseleleriyle uğraşıyor.
    benim anladığım mccarthy seçim konusuyla kafayı bozmuş bir adam. ihtiyarlara yer yok romanında da en çok bunu sorguluyor, seçimlerimiz hayatımızı belirler. tersi de olabilir. fazlasıyla kierkegaard kokan bir durum. fuları bir yana bırakırsak, roman çok güzel. akıcı, sinematografik ( böyle bir kelime vardı bir zamanlar ) ve derin ancak bazı şeyleri de yazmadan geçemeyeceğim:

    cormac mccarthy objelerin, makinelerin teknik tarafına acayip derecede takıntılı, lütfen okuyun şu paragrafı:

    ' moss tepede, çizmelerin topukları volkanik çakıllara gömülü halde çömelmiş, on ikilik alman dürbünüyle aşağıda uzanan çöle bakıyordu. ... kösele askı kayışıyla omzuna aslıı tüfek, kundağı lamine akçaağaç ve cevizden, '98 mavzer mekanizmalı, ağır namlulu, 270 kalibrelik bir tüfekti. dürbünle aynı büyütme gücünde unertl dürbünlü nişangahı vardı...''

    anlatabiliyor muyum? bir tabancayı, bir cipin motorunu, mekanik herhangi bir aksamı uzun uzun yazabilir. tuhaf bir durum bu. roman şiddeti, suçu, değişen hayat koşullarının 'eskilerde' yarattığı travmayı, dünyanın hızla değiştiği bir zamanda, sevginin, ilişki biçimlerinin de...değiştiği motiflerinde yürüyor. herkesin az çok kabul ettiği üzere diyaloglar çok doğal ve güçlüdür.

    özet geç piç diyenler için finacial times ın , ''efsanevi batı'nın ahlaki çöküşü hakkında derin bir kederle yüklü güçlü bir roman,' diye yorumunu sunuyorum.

    roza hakmen tercüme değil türkçede yeniden yazmış. elleri öpülesi kadın...
  • içinde şöyle de cümleler bulunan kitaptır:

    ‘buraya georgıa’dan geldik.yani ailem gelmiş.at arabasıyla. bunun doğru olduğundan eminim diyebilirim. biliyorum, aile tarihlerinde doğru olmayan bir yığın şey vardır. her ailede. hikâyeler aktarılır, gerçek atlanır. . öyle derler. herhalde bazı insanlar gerçeğin hikâyeyle yarışmayacağı şeklimde yorumlar bunu. ama ben öyle düşünmüyorum. bence bütün yalanlar söylenip unutulduktan sonra gerçek hala var olacaktır. gerçek bir yerden bir yere gitmez, bir zamandan diğerine değişmez. tuzu nasıl tuzlayamazsan, gerçeği de gerçekten koparamazsın. koparamazsın çünkü zaten o gerçektir. bahsettiğin şeydir. gerçeğin kayaya benzediğini söylerler- belki incil’de yazıyordur- buna bir diyeceğim yok. ama kayalar yok olduktan sonra bile gerçek var olacak. eminim buna itiraz edenler olur. hatta birçok kişi itiraz eder. ama ben bu insanların neye inandığını hiç anlayamamışımdır.’

    ve talihsiz moss'un talihsiz karısından minik bir hikaye:

    ‘... liseyi bitirdiğimde on altı yaşındaydım. wal- mart’ta işe girdim. başka yapacak bir şey bulamadım. paraya ihtiyacım vardı. az bir para olduğu halde. her neyse, işe başlamadan önceki gece bir rüya gördüm. daha doğrusu rüya gibi bir şey. yarı uyanıktım galiba. bu rüyada, ya da her neyse onda, oraya gidersem onun beni orada bulacağını gördüm. wal- mart’ta. onun kim olduğunu, adını, tipini filan bilmiyordum. ama onu gördüğümde tanıyacağımı biliyordum. takvimde günleri işaretliyordum. hapiste yapılır ya. hapse girdiğimden değil ama herhalde öyle yapılır. doksan dokuzuncu gün kapıdan içeri girdi, spor malzemeleri nerde, diye sordu. oydu. yerini söyledim, bana baktı, yoluna gitti. sonra doğru yanıma döndü, plaketimden ismimi okudu, adımı söyledi, yüzüme baktı, işin kaçta bitiyor? dedi. işte o kadar. kafamda hiç soru işareti yoktu. o zaman da yoktu, şimdi de yok, hiçbir zaman olmadı...’
  • son derece gerçekçi detaylar. ağır ilerleyen sahne canlandırmaları. gerçekçilik. gerçekçilik. gerçekçilik. adamın sırtında silahı, başında şapkası, kavurucu güneş, toprakta ayakkabısının çıkarttığı sesler... hepsi canlı gibi. müthiş.

    not. 55'inci saydadayım ama şimdiden mest etti.