şükela:  tümü | bugün
  • her cumartesi olduğu gibi bu cumartesi gecesi de evdeyim tabi ki. madem cumartesi gecesi evde oturan ezik ve yalnız insanlardan biriyim, durun lan bari biraz kendimi tedavi edeyim.

    ***

    en başta safları belirleyelim. bir de not düşelim, savaş resmi kaynaklara göre 1 eylül 1939'da başlamıştır.

    müttefik devletler:

    polonya: hitler'in ilk kurbanıdır. resmi olarak 1 eylül 1939'da danzig' bombalanmıştır. birleşik krallık ve fransa'ya güvenen polonya'nın, almanya'ya direnmesi sadece 1 hafta sürebilmiştir.

    sscb: en başta almanya ile saldırmazlık anlaşma imzalamakla kalmamış; almanya'ya ham madde sağlayacak enayilikleri gösterip, paris sokaklarında drift yapan alman panzerlerini görünce ''tebrikler hitler, almanlık dediğin kadar güzelmiş'' bile demiştir. 1941 yılının eylül aylarında alman bombardımanından nasibini alınca savaşa dahil olmuştur.

    abd: o dönem aldığı gazla kıtasına dar gelen japonya'nın, hiç beklenmedik bir şekilde pearl harbor' hareketını gerçekleştirmesi ile savaşa dahil olduklarında, yıl 1941'di. japonya'nın asıl amacının, abd'nin uçak gemilerini yok etmek olduğu bu eylemde, abd uçak gemilerinin seferde olması hasebi ile, istediği zararı abd'ye verememiştir.

    birleşik krallık: almanya'nın 1939'da polonya'yı işgal etmesinden sonra, hitler, ''fransa ve birleşik krallık savaş filan ilan edemezler bize, rahat olun gençler'' temalı bir konuşma yapmıştır kurmaylarına. ertesi gün birleşik krallık tarafından yapılan ''almanya'ya savaş ilan etmiş bulunuyoruz'' açıklaması ile hitler ağır göt olmuş olsa da, kurmayları bunu yüzüne karşı söylememiş; savaş boyunca, hatta savaştan sonra bile içlerinde ukte olarak kalmıştır.

    çin: zaten hali hazırda japonya ile 1937'den beri savaş halinde olan çin, savaşın dünya geneline yayılması ile kısa süreli diego dur allah'ını seversen zaten ortalık karışık tepkisi vermiş olsa da, 1945'e kadar aktif olarak savaşın taraflarından biri olmuştur.

    fransa: birleşik krallık gibi, polonya'nın işgali ile almanya'ya savaş ilan etmiştir. birleşik krallık almanya'dan uzak olduğu için rahatça artislik yaparken, fransa da malesef bunun gazına gelmiştir. almanya'nın 3 adımlık yoldan gelip ağızlarına diz atmaları fazla uzun sürmemiştir.

    yunanistan: 1940 yılında mussolini ve hitler'in yunanistan'ı işgal yarışında, hitler'in çabuk davranarak işgal etmesi ile savaşa dahil olup, 1945 yılına kadar da yan rollerde görev almışlardır.

    norveç: fransa'nın çıkarma yapmayı düşündüğü sıralarda, almanya'nın işgali ile savaşın içine girmişlerdir. norveç'in bu kadar gözde olmasının sebebi, tamamen stratejiktir. norveç fiyortlarında üs kurmak, isveç yolunun güvende olması gibi sebepler sayılabilir. hatta almanya bu amaçla, ''madem norveç'e girdik, danimarka'ya neden girmeyelim'' düşüncesi ile danimarka'yı da aradan çıkarmıştır.

    çekoslavakya, hollanda, belçika: almanya'nın ''işgal edilmemiş ülke kalmasın, önümze gelene bir katliam'' mottoları çerçevesinde 1940-45 arası savaşın içinde olmuşlardır.

    yugoslavya: 1941'e kadar sscb gibi savaşı ntv'den takip etmiş olsalar da, almanya'nın rotayı doğu'ya çevirmesi ile savaşa dahil olmak zorunda kalmıştır.

    kanada, avusturalya, yeni zelanda, brezilya, güney afrika: ''savaş çok güzel gelsene'' ısrarlarını kıramayıp, çok da alakalı olmamalarına rağmen savaşa girmişlerdir. daha önce yapılan anlaşmalar gereği, misal kanada ve güney afrika, fransa ve birleşik krallığın savaş ilan etmesinden sonra savaş ilan etmiştir. bir nevi sen girersen ben de girerim durumu.

    mihver devletleri:

    almanya: hitler'in 1919 yılında imzalanan versay anlaşmasından dolayı uykularının kaçması, bunu kendine dert etmesi, elinde güçlü bir ordunun bulunması, ilginç bir bıyığının olması, çok afedersiniz biraz da orospu çocuğu olmasından mütevellit, avrupa'da büyük orgy olaylarının dönmesine sebep olmuştur. o dönem hayatı monopoly tadında yaşayan adolf, tabi ki tek başına suçlu olmasa da, teslim olmuş şehirleri dahi bombalayarak, ne büyük bir hayvan oğlu olduğunu da bizlere göstermiştir.

    japonya: çin ile savaş halinde olan japonya, ''japon imparatorluğu dünya'nın yarısına hükmetmelidir. diğer yarısı da hitler'in zaten'' sloganı ile hareket edip, pearl harbor'ı gerçekleştirerek, savaşın tüm dünya'ya sıçramasını sağlayan ülkedir.

    italya: faşistliğin kurucu başkanı mussolini önderliğinde, almanya habire bir yerlere savaş ilan ederken, madem ki ben de hitler ile aynı kafa yapısına sahibim, ben neden sağa sola savaş ilan etmeyeyim diye düşünerek, hitler ile birlikte acayip bir ikili oluşturmuşlardır. zaten yancı olması, 1943'ten sonra savaşta olmamasından da anlaşılan bir şeydir.

    romanya, bulgaristan, macaristan: savaşa sonradan dahil olup, savaş bitmeden sahneden çekilmişlerdir.

    ayrıca;

    - almanya'nın işgal ettiği ülkelerdeki aşırı sağcılar almanya'nın tarafında savaşa girmişlerdir. misal, ukraynalı bazı siviller. kanadalı, fransız, italyan aşırı sağcı siviller, askerler.

    - hırvatistan, slovakya ve ırak, almanya'ya askeri destek sağlamışlarıdır.

    ***

    taraflar belli oldu. kimin ne için savaşta olduğu da az çok belli oldu. gelelim savaş'ın ilerleyişine.

    almanya'nın versay anlaşması kuyruk acısı hiçbir zaman dinmemiştir. başka işleri güçleri yokmuş gibi yıllarca bu anlaşmanın geçersiz sayılması için epey mesai harcamışlardır. hatta hitler bu olayı o kadar çok saplantı haline getirir ki, fransa ile yapılacak olan anlaşma için, versay anlaşmasının imzalandığı vagonu getirtir ve anlaşmayı orada yapar.
    ünlü vagon için:
    http://a1211.hizliresim.com/13/b/ftnfs.jpg

    hitler 1933 yılında iktidara gelince, ülkedeki o yumuşak hava çok keskin bir şekilde tersine dönmüştür. hitler'in acımasızlığı ve sertliği bir yandan kanıksansa da, diğer yandan almanya için bir fırsat olduğu düşünülmektedir. nitekim bu sertlik, avusturya'ya aba altından sopa gösterilerek işgalini sağlamıştır. ardından polonya'ya savrulan tehdit ve küfürler ve polonya'nın da bunlara hassiktir çekmesinden sonra gelen polonya işgali. ki bu arada polonya'nın diğer yarısını da hemen sscb işgal etmiş ve polonya'ya pek şans tanınmamıştır. hatta sscb hızını alamayıp estonya, letonya ve litvanya'yı da işgal ederek ''şşş tamam geçti. tampon bölge oluşturuyoruz burada oğlum, az anlayışlı olun'' demiştir.

    burada finlandiya'ya bir parantez açmak gerekir. finlandiya tarih kitaplarında ''anlaşmaya zorlandı'', ''sscb kafasına vurup toprağını elinden aldı'' gibi argümanlarla anlatılır ama aslında fin kuvvetleri rus kuvvetlerini epey uğraştırmışlardır. finlandiya'nın bu derece önemli olmasının sebebi ilse leningrad'a 32 km.uzakta olmasıdır. orada, özellikle karelya yarımadasında bulunacak rus kuvvetleri, stalin'in gece yatağa huzurla girmesini sağlayacaktır.
    hatta stalin en başta 1.700 km. karelik bu alana karşılık, 3.500 km. karelik bir alanı takas yapmayı teklif eder. teklif kabul edilmeyince, stalin saldırmazlık anlaşmasını bozar ve finlandiya'ya hızlı bir giriş yapar. bu beklenmedik saldırı ile birlikte rus birlikleri epey bir ilerler ve otto ville kuusinen başkanlığında, sözde fin demokratik cumhuriyeti'ni kurduğunu ilan eder.
    fin kuvvetlerinin uyguladıkları vur-kaç taktikleri esasan başarılı olsa da, aradaki güç farkı uçurumlar olduğundan, 1940 kışında, karelya yarımadasını ruslara teslim ederler. bu savaşın sonunda fin kayıpları 25 bin, rus kayıpları ise 50 bin dolaylarındadır. buradan bile finlerin aslında başarılı bir mücadele örneği gösterdiği anlaşılabilir. zaten yapılan yeni anlaşma da çok sürmeyecek, 1 yıl sonra fin hükümeti tarafından bozulacak ve finlandiya almanya'nın yanında savaşmaya devam edecektir.

    aynı yıl, bir diğer stratejik saldırı da almanya tarafından norveç'e yapılır. isveç'ten çıkan ve narvig'e getirilen çelik/demirde gözü olan almanya, norveç'e çıkarma yapar. norveç, finlandiya kadar dişli olmadığı için hemen teslim olur. onu, danimarka izler ve danimarka da tam tarih olarak, 9 nisan 1940'da teslim olduğunu açıklar. sadece 1 ay sonra belçika, hollanda ve lüksemburgçıkarmaları ile bu ülkeler de 14 mayıs ve 27 mayıs tarihlerinde teslim olduklarını açıkladılar.

    asıl büyük adım ise haziranda atılacaktır. haziran 1940'da alman tankları paris sokaklarında drift yapmaya başlarlar. hitler'in kıro generalleri, suratlarında salak bir ifade ile hemen eyfel kulesine tırmanır ve ''buraya kızla gelicen işte'' muhabbeti yaptıktan sonra, hemen kuleden inerler. bu görüntülere ve muhabbetlere dayanamayan fransa, teslim olduğunu açıklar. almanya için tek engel kalmıştır artık; o da amerikanya'nın sırtını sıvazladığı birleşik krallıktır.

    birleşik krallık - almanya çarpışması da biraz farklı zuhur etmiştir. hitler ''gönderirim şöyle 1000 uçak falan; londra'yı bombalasam tüm krallığın aklını alırım'' gibi sikindirik bir plan yapmış ve utanmadan, arlanmadan bunu uygulamıştır. yani arkadaşım şu an bir ülkenin başında olsam ve bir generalim gelip ''koca bir imparatorluğun sadece başkentini bombalasak, o ülkeyi ele geçiririz'' dese, ''oh, fuck!'' der ve 3-5 nöbeti kitlerim. nitekim hitler'in bu sığırca planı işe yaramamış; bombardıman esnasında metrolara ve sığınaklara saklanan ingilizler, tehlike geçtikten sonra sığınaklardan çıkıp işlerine güçlerine devam etmişlerdir. londra epey bombalanmış ve zarar görmüştür evet ama, londra halkının morali asla bozulmamıştır. yani hitler'in asıl istediği olay gerçekleşmemiştir. biraz da rakam verecek olursam, 500 birleşik krallık uçağına karşılık, 1000 küsür alman uçağı patates edilmiştir.
    daha sonra, amerikanya'nın birleşik krallığa gönderdiği sevkiyatlar tek tek tespit edilmeye ve alman denizaltılar tarafından batırılmaya başlanmış; bu esnada 2 ingiliz uçak gemisi de batırılmış ve ingilizlerin deniz gücü ile birlikte, yardımları da kesilmiştir.
    bu, londra bombardımanının intikamını ise ingilizler daha sonra çok feci bir şekilde alacaklardır. dresden kenti, 3 gün boyunca bombalanacak ve kentin %90'ı yok edilecektir.

    (bkz: dresden/#30775928)

    1941 yılına gelindiğinde, savaş çok farklı bir boyut kazanmıştır. batıda istediklerini elde eden almanya, doğuya yönelme kararı almıştır çünkü ihtiyaç duydukları hammadde doğudan elde edilmektedir. doğu da ise demir perde sscb vardır. dahası, iki ülke arasında imzalanmış olan, saldırmazlık anlaşması vardır.

    stalin'e sürekli olarak ''hitler bir gece ansızın gelebilir. 81 kiev, 82 moskova...'' istihbaratları gelse de, stalin bunu ciddiye almaz. çünkü saldırmazlık anlaşmasına ve gücüne güvenir. stalin özünde iyi bir asker olmasına karşın, hitler'in sözüne güvenecek kadar da enayiymiş. bunu, bu hareketinden anlıyoruz zaten. hatta o ara generalleri ile arasında:

    - efendim hitler saldırı hazırlığı yapıyormuş.
    - yok yok, saldırmaz.
    - harbi uçaklar yoldaymış bak.
    - hitler yapmaz öyle şey. tamam faşik maşik ama, sonuçta koskoca ülke yöneten adam. sözünü tutar.
    - şu an sınırı geçmişler.
    - yok yok yapmaz öyle şey o. inanmayın. faşikse faşik. önce insan olsun. o da o görüşü sevmiş, ona baş koymuş. lafına da güvenmeyelim mi yani...

    şeklinde diyaloglar geçtiği söylenir.

    stalin hitler'e güvense de, 1 mayıs 1941 işçi bayramı'nda gövde gösterisi yapmayı ihmal etmemiştir. alman subaylarının da katıldığı törende; top, tank, tüfek, asker, uçak ne varsa sergilemiş ve ''istemediğimin hayatına sokarım!!!!111'' mesajı vermiştir.

    hitler, kankası stalin'i hayal kırıklığına uğratmış ve 22 haziran 1941'de 3 koldan sscb'ne saldırmıştır. fırsat bu fırsat diyerek finlandiya, bulgaristan, romanya ve macaristan da mal bulmuş mağribi gibi almanya'nın peşinden sscb'ne savaş ilan etmişlerdir.

    http://a1211.hizliresim.com/13/b/ftrud.jpg

    almanya'nın saldırı planı; stratejik olarak leningard, başkent olması hasebi ile moskova ve ekonomik olarak da kiev'dir.
    kış gelmeden moskova'yı ele geçirme planları yapan almanya, sonbahara kadar leningrad'a ulaşmıştır. kievlilerin de alman hayranlığı; daha doğrusu rus nefreti sayesinde, alman askerleri kiev havalimanında çiçekler karşılanmış ve omuzlara alınmıştır. arada baklava da ikram edildiği söylense de, bu tamamen söylentiden ibarettir.

    almanya için her şey yolundadır. leningrad alınmış, kievliler iş birliği içersindedir ve moskova'ya 200 km.lik bir mesafe kalmıştır. hatta stalin, fabrikalarını; makinaları ve işçileri ile birlikte koca koca kamyonlarla ural dağlarına doğru yola çıkarmıştır bile. ülke sikenzi olsa da sanayileşmeye devam etmeli, bu sayede ekonomiyi güçlü tutup, gücümüzü kaybetmemeliyiz diye düşünmektedir. moskova'daki çoğu birliği de geri çekmeye hazırlanırken, hesapta olmayan bir şey olur ve kış gelir.

    aslında ilkokulda bunu ezberletiler ''ilkbahar yaz, sonbahar kış'' diye ama, kendine çok güvenen hitler, birliklerini kış hazırlığı olmadan sscb'ne göndermiştir. alman askerler kış aylarına kadar, oyundan düşmüş uğur boral'ın savunduğu kanattan atak geliştiren rakip sağ bek gibi at koştura koştura ilerlediği yollarda; bastıran yağmurun, çamurun, karın, kışın yüzünden, günde 5-8 km. ancak ilerlemeye başlarlar. aylardır banyo yapamayan askerler savaş ve soğuk yetmezmiş gibi, bir de bitle pireyle uğraşmaya başlarlar. bu arada açlıktan ve soğuktan ölenlerin sayısı da hızla artmaya başlar. hasta olanları ise başka sıkıntılar beklemektedir. ishal olan askerlere gelen tavsiye şu şekildedir:

    ''hava sıcaklığı -30, -40 lara kadar düştüğü için, tuvaletinizi yaparken pantolonunuzu çıkarmanız donmanıza sebep olacaktır. bu yüzden pantolonlarınızın ağlarını kesin ve tuvaletiniz gelince o şekilde yapın''

    stalin'e de enayi dediysek, o kadar da değil tabi. hemen tüm birliklerini toplar ve yeniden moskova'ya yerleşirler.
    bu hamleyle, almanlar sadece askeri olarak değil, psikolojik olarak da gerilemeye başlarlar. moskova'ya bu kadar az bir mesafe kalmışken, yine hedefin bu kadar uzaklaşmış olması, kendini yenilmez zanneden almanların moralini bozmuştur. ayrıca kış şartlarına alışkın olan ve tedarikli olan rus askerleri, karşı saldırıya geçerek, alman askerlerini 200 km. daha geriye itmeyi başarmışlardır.
    daha sonra almanya sscb içinde aktif olarak yer alacak olsa da, eski gücünü ve etkinliğini kaybettiği için, stalin için önlem alınması gereken bir konumda olmayacaklardır.

    aslında tüm bu savaşlar, doğu cephesinde gerçekleşmiştir. nam-ı diğer stalingrad savaşı.
    22 haziran'dan başlayan ve leningrad'a, hatta moskova'ya uzanan yürüyüşü de kapsamaktadır ancak, sanki ayrı bir savaşmış gibi bahsetmek, ayrıca bahsetmek daha doğru olacaktır. zira savaşın bu kısmı, tarihin gördüğü en büyük kara savaşı, en büyük tank muharebesi, en büyük göğüs göğüse çarpışmasıdır. savaşın kırılma noktası, taraflar için savaşın zirvesidir. ortalık yatıştığında, 235 bin alman askerinden, sadece 5'bini evine dönebilmiştir. sovyet gibi inanılmaz güçteki bir ekonomi duraksamış, tarihte eşi benzeri görülmemiş kayıplar verilmiştir. savaşın kendisi zaten kanlıdır ama, savaşın bu kısmı, bir daha eşine rastlanmayacak derecede kanlı ve vahşet doludur.

    ***

    almanlar ve ruslar, insanoğlu ne kadar acımasız olabilir deneyi yaparlarken, japonya da amerikya'yı savaşa davet etmiş ve pearl harbor gerçekleşmişti.
    amerika da aktif olarak savaşa girince dörtlü(japonya, almanya, amerika, sscb) tamamlandı ve yancıların da katılımıyla (italya, finlandiya, çin, yeni zelanda, belçika, bulgaristan, romanya) güzel bir batak partisi başlamış oldu.

    burada en önemli nokta, daha önce de belirttiğim gibi, çekik gözlü arkadaşların bu kadar büyük bir işe kalkışıp, asıl istediklerini yapamamalarıdır. yani amerikan uçak gemilerinin 3'ünün de zarar görmemiş olması, savaşın gidişhatını direk etkileyecektir.

    misal, midway muharebesinde, japonlar 200 parçalık bir filo ile gelirken, amerika sadece 3 uçak gemisi ve etrafında çatal bıçak seti gibi 76 parça filoyla gelmektedir. japonlar yine bir strateji hatası yaparlar ve amerikalıları şaşırtmak ve dikkatlerini kuzeye çekmek için iki uçak gemisini aleut adalarına gönderir. ellerinde şifre çözücü bulunan amerika, japonların tüm bildiklerini bilmenin de avantajı ile, uss yorktown isimli uçak gemisi de batmış olmasına karşın, japonların denizi gücünün büyük kısmını oluşturan 4 uçak gemisinin de batırmayı başarırlar.

    millet bir yandan savaşıp, bir yandan sanayi, teknoloji ve ekonomisi için de çalışırken, bir radar bile bulamayan japonlar, denizlerdeki o eski şaşalı günlerini bir daha görememek üzere yakşamlar demişlerdir. yani stalin diyoruz, enayi diyoruz; hitler diyoruz, mallık varmış diyoruz ama, adamlar hem savaşıp hem gelişiyorlar. japonya da gelişmek için amerika'ya salça oluyor. ondan sonra vay efendim onların radarı var. savaşın denyosu ilan etmeme ramak kaldı japonya'yı ama edemiyorum çünkü adamlar acıların en büyüğünü yaşadı..

    şimdi ''savaşların sonuçları'' diye kırmızı kalemle başlık açıp devam etmenin lüzumu yok sanırım. direnci kırılan almanlar, amerika'nın da müdahil olması ile, ruslara karşı koyamıyorlar. 23 nisan'da rus tankları berlin'e giriyor. 30 nisan'da da hitler intihar ediyor zaten. berlin 2 mayıs'a kadar savunulsa da, özellikle berlin sokaklarında yarış yapan rus tanklarını görünce dayanamayıp intihar eden hitler'den sonra, kimsenin ümidi de kalmıyor. birleşik krallık londra'nın intikamını alıyor -ki bu da bir savaş suçudur. hem de en ağırından.
    mussolini, sefil bir biçimde ölüyor. vs. bunları ortaokuldan beri ezbere dayalı sistemde ezberlettiler zaten.

    değinilmesi gereken konular tabi ki fat man ve little boy.
    6 ağustos 1945'te hiroşima, 9 ağustos 1945'te nagasaki'ye atılan atom bombaları, japonya'nın teslimi ve savaşın bitişi anlamına geliyor.

    bu konuda ''amerika atom bombalarında kullandığı uranyum'u, japonya'ya giden bir denizlatıda bulmuştur. yani amerika japonya'ya atmasa, japonya amerika'ya atom bombası atacaktı'' gibi şeyler söylenmektedir -ki bu tamamen uydurmadır. sonuçta atom bombası ''biraz uranyum koy, azcık da kekik ekle, onu 100 derecede kaynat. biraz da cıva ekle..'' gibi bir formülle olmuyor. sırf uranyum'un bekletilmesi süresi 2 yıl. yani 1943'ten önce bu hazırlıklar başlamış olmalı zaten. kaldı ki, fat man plütonyum çekirdekli bir atom bombasıdır. bu iddialar tamamen asılsızdır.

    ***

    savaşta toplam 70 milyona yakın insan hayatını kaybetmiştir. bunların çoğu tabi ki sivildir. 41 milyon sivil, 25 milyon asker bu kanlı savaşın kurbanı olmuştur. hiroşima, nagasaki, dresden, köln, varşova, londra bombardımanları direkt olarak sivillere yönelik yapılan katliamlardır.

    akabinde, bugünkü avrupa sınırları çizilmiş, dünya yeni bir savaşın içine girmiştir. savaştan galip çıkan iki güç; abd ve sscb artık iki kutuplu dünya'yı oluşturacak süper güç olmuşlardır. inanılmaz sanayileri, askeri ve teknolojik güçleri, onları ve dünya'yı soğuk savaş'a zorlayacaktır. bok varmış gibi habire silahlanacaktır bu iki ülke. bu kansız ama tedirgin edici savaş, bir yandan da kapitalizm ve komünizm savaşı olacaktır.

    ***

    - savaşla iligili çekilmiş olan dizi ve filmlerin listesi: burada.

    - benim tavsiyem, ekran görüntülerini de oradan aldığım apocalypse the second world war. 45'er dakikalık 6 bölümden oluşan bir belgesel. biraz uzun ama, benim sıkıcı anlatışıma 100 kere tercih edilir. (belgeselde eva braun için ''hitler'in metresi'' deniyor ama eva braun hitler'in metresi değil, sevgilisi ve karısıdır)

    - savaş oyunlarının bağımlısı olarak belirtmezsem olmaz, bütün savaş oyunları, doğu cephesinden ilham alınarak yapılmıştır.
  • bugün sizlere uzun zamandır anlatmak istediğim fakat bir türlü vakit bulamadığım, ikinci dünya savaşına dair dair gerçek bir hayat hikayesini aktaracağım. yakın bir ağabeyimin öz dedesi olan kazak asıllı kayırjan muhtaroğlu ikinci dünya savaşının başından sonuna kadar kızılordu’da görev yapmış ve evine sağ salim(tek parça) olarak dönebilmiş nadir sovyet askerlerindendir. aşağıda yazacaklarım kendisinin savaş esnasında tuttuğu ufak günlüğünden tercüme ettiğim bölümlerden oluşuyor. bir yandan ufak bir ikinci dünya savaşı kronolojisi öte yandan savaşın acımasızlığını birinci elden anlatan yalın gerçekliklerden oluşuyor.

    ikinci dünya savaşı başlığı altında, devletleri, ideolojileri, orduları hatta hitler'in psikopatolojisine kadar her türlü konuyu uzun zamandır tartışıyoruz. amma ve lakin savaşa bizzat katılmış bir insanın hele ki bizimle aynı kandan aynı candan bir insanın gözünden hiç okumadık. bu anıların, savaşın tarifsiz tahribatını bizim gibi hiç savaş görmemiş nesillere aktarmak açısından çok önemli olduğu kanaatindeyim. o yüzden konuyla ilgilenenler için buraya aktarmaya karar verdim.

    kayırjan, 1916 yılında kazakistan’ın aktobe (aktepe) şehrinde, fakir ve göçebe kazak bir ailenin çocuğu olarak doğmuş, çocukluk yıllarını ataları gibi hayvancılık yaparak geçirmiştir. her göçebe türk çocuğu gibi büyüklerinden ilk evvela hayatta kalmanın niceliklerini öğremiş, bu bilgiler ona savaş meydanında hayatta kalma şansı vermiştir. çocukluğundan beri matematiğe büyük ilgisi olan olan kayırjan beklendiği gibi matematik enstitüsü mezunu olmuştur. mezuniyet sonrası 1939 yılında askerlik görevine gidip terhisine çok az bir süre kala patlak veren ikinci dünya savaşı ilanıyla birlikte evine dönemeden tekrar cepheye gönderilmiştir.

    savaş sonrası fotoğrafı

    matematik yeteneğinden ötürü topçu birliğinde ateş idare subayı olarak görev almıştır. savaş boyunca bir çok alman uçağının düşürülmesinde rol aldığı için savaş sonunda çeşitli madalyalar ile evine dönmüştür. savaş sonrasında kendi köyünde matematik öğretmeni olarak sscb altında hizmetine devam etmiş daha sonra bu okula müdür olmuştur. beş kızı ve bir oğlu ile hayatının sonuna kadar mutlu bir hayat sürmesine rağmen savaşın travmasını hayatı boyunca atlatamamış, çocuklarına ve torunlarına savaşla ilgili hiç bir anısını anlatmamış, hatta savaşla ilgili filmleri dahi evinde izletmemiştir. günlüğü de kazakistan bağımsızlığını kazanana kadar saklı kalmış, kimseyle paylaşmamıştır.

    rahmetli cengiz dağcı’nın hatıratlarından derleyerek yazdığı korkunç yıllar ve yurdunu kaybeden adam gibi eserlerin ne kadar gerçek olduğunu yine türk soylu bir subay olan kayırjan atamızın günlükleri birebir doğruluyor. kayırjan ata, kendisiyle hiç bir ilgisi olmayan bir savaşta sovyet zulmünden ötürü yer almış, günlüğünü dahi parti korkusundan gizli tutarak dönemin kazakçasıyla yazmıştır.

    günlüğü savaşın hiddetli anlarından vakit bulabildiği nadir anlarda tuttuğu için çok uzun değil fakat detaylarıyla insanı savaşın acı gerçekleriyle yüzleştirecek kadar keskin. yine de sözlük formatında çok uzun olacağı için bu başlık altında ve üç parça halinde yayınlayacağım.

    kendisinin gerçek bir kişilik olduğunu ıspatı olan kayıtlar şurada belirtilmektedir.

    `bir sovyet askerinin ikinci dünya savaşı günlükleri`

    birinci bölüm

    ikinci dünya savaşı dönemi, meşhur mannerheim hattını kırmayı başaran sovyetler birliğinin 100. lenin tüfek bölüğüne bağlı 183 ozad uçaksavar topçu birliğinde bir yıl kadar görev yaptım. 29.08.1940 - 21.06.1941 tarihleri arasında uçaksavar topçuluğu üzerine 4 üniteden oluşan yoğun bir eğitim aldık. amacımız en kısa sürede düşman uçaklarını havada imha etmekti.

    --- bilgi notu ---

    görsel

    mannerheim hattı leningrad'ın karşısına kurulmuş fin askeri savunma hattıdır. stalin, almanya tarafından gelebilecek taaruzlara karşı buraya çok önem vermiştir. buraya bir üs kurarak leningrad’ın kuşatılmasını engellemek istemiştir.

    --- bilgi notu ---

    kullandığımız teçhizat 76-mm uçaksavar topu m1938 ve puzao-2 ateş idare sistemiydi. benim görevim ateş idare subaylığıydı.

    --- bilgi notu ---

    görsel

    kısaca açıklamak gerekirse; bir uçaksavar topçu biriminde gözetleyici hedefin konumunu belirler, ateş idare subayı koordinatları ve atışın düşmesi gerektiği yeri matematiksel olarak hesaplar ve havancılara veya topçulara bildirir, havancılar da havanı ateşler.

    --- bilgi notu ---

    21.06.1941, askerliğimin son günleriydi. büyük savaşın başlayacağına dair haberler vardı fakat savaş başlamadan önce terhis olup ailemi görmek istiyordum. akşam yemeğinden sonra 15 kişi patates soymak için mutfağa gönderildik. onlardan birisi de bendim. ertesi sabah 5’e kadar patates soyduk. haliyle sabaha kadar uyanıktık. saat altıda kahvaltı yaptıktan sonra kıdemli subay bisikletiyle bahçeye girdi ve sıkıntılı bir halde bizi kışlaya götürdü. vardığımızda insanların koşarak parka gittiğini ve savaşın başladığı haberini haykırdıklarını duyduk.

    bizler de hızlıca teçhizatlarımızı toparlayarak parka yöneldik. o esnada uçaksavarımız bir traktörün arkasında depodan dışarı çıkarılıyordu. bir yandan savaş uçaklarımız da gökyüzünde belirmeye başlamıştı. saat 7’de kombine silah tatbikatı uyguladık. sonrasında uçaksavar için yer kazdık ve kamuflaj hazırladık. konumumuz minsk şehrine 5 km mesafedeydi. öğle saat 1 civarında 3 grup alman karakuşu (uçağı) minsk’i bombalamaya başladı.

    şehiri koruyan uçaksavarlar birlikleri bir kaç alman uçağını düşürmeyi başardı. bu sadece başlangıçtı. alman uçakları akın akın gelmeye devam ettiler. hepimiz ateşle vaftiz edildik. üç havalimanını birden ağır bombardıman altına aldılar. biz bir tane bile uçak düşüremedik. orman içerisinde silah ve çatışma sesleri gün boyu durmadı. hem halk hem de asker arasında korkunç bir panik başladı. hepimiz ateşle vaftiz edildik.

    --- bilgi notu ---

    ateş vaftizi: incilde geçen fakat manası tartışmalı bir konudur. isa’nın insanları kutsal ruh ve ateş aracılığı ile vaftiz edeceğine dair olan matthew 3:1 ve luke 3:16 bölümlerine göre isa inanları ateşle vaftiz edecektir. bu tabir ruslarda önceleri savaşla özdeşleştirilmiş. ilk kez savaşa giren, bi nevi milli olan* askerler için kullanılırmış. günümüzde ilk kez tecrübe edilen her hangi bir konu için kullanılabiliyor. atıyorum ilk kez votka içen bir gence de ateşle vaftiz edildin diyebiliyorlar.

    --- bilgi notu ---

    ertesi gün şehrin sakinleri kaçışmaya başladı. toz duman arasında küçük çocuklarını kucaklamış ana-babalar ve her yaştan insanlar yanlarına hiç bir yük almadan hızlıca şehiri terk ediyordu. üçüncü gün milis güçleri bile şehiri bırakıp kaçmak zorunda kaldılar. bu esnada minsk cayır cayır yanıyordu.

    birliklerimiz üçüncü gün lısıçansk’da (ukrayna’nın en doğusunda lugansk eyaletine bağlı ufak bir şehir) alman tankları ve piyadeleriyle karşılaştı. burada çok şiddetli çatışmalar yaşandı, iki tarafta çok büyük kayıp verdi.

    ertesi gün öğe saatlerinde bölük komutanımıza, chernyshev adında ve teğmen üniformalı bir kişi geldi ve bu yakınlarda aracımın altına gizlenmiş bir düşman askeri var, elinde otomatik tüfek olduğu için yaklaşamıyorum. lütfen aracı almak için bana bir kaç kızılordu askeri temin eder misiniz dedi. kumandan yanına iki asker verdi fakat onlara dikkatli olmalarını söyledi. gidip baktıklarında adamın söylediği gibi aracın altında birisi olduğunu gördüler fakat bunun bir aldatmaca olabileceğini hisseden askerler araca çok yaklaşmadan geri döndüler. çünkü çevrede ölü yatan sovyet askerlerinin pozisyonlarına göre aracın altından vurulmuş olmaları zor görünüyordu. bu bir tuzak olmalıydı.

    dördüncü gün çekilme emri aldık. bir gün önce büyük panik yaşandı. yol boyunca uçaklar tarafından bombalanmış bir sürü araç gördük. alman istihbaratı ve casusları çok efektif çalışıyordu. en büyük hasarı onlardan aldık. zorluk içerisinde çatışmalardan geçerek bereza nehrine ulaştık fakat almanlar köprüyü çoktan ele geçirmişti. köprü için yarım günden fazla süre savaştık. bazı birimler karşıya geçmeyi başardı. yanımda tıpkı benim gibi kazak olan bakıtjan karasayev adlı başka bir genç vardı. gün boyu patlayan top ve mayın seslerinden korktuğu için yemek dahi yiyemedi. hepimiz orada öleceğimizi düşündük. sonra öncü birlikler biraz daha ilerde bir köprü daha buldular ve oradan nehiri geçtik. günlerce savaşarak geri çekilmeye başladık.

    1941 senesi temmuz ayının 10. günü dnipropetrovsk’dan (bkz: dnipro) geçtik. ertesi gün sabah 6’da 27 adet stuka (bkz: junkers ju 87) bombardıman uçağı bizim birliğe saldırdı. mitralyoz ve topçu saldırısı da aynı anda başladı. yanımdaki askerlerden birisi öldü altı kişi ise yaralandı.

    aynı gün öğle saatlerinde şehir merkezine girdik. şehirde posta hizmeti çalışıyordu. herkes hemen kağıt kaleme sarılarak sevdiklerine yazabildikleri kadar mektup yazdı. bütün zarfları toplayıp içeride çalışan kızlara teslim eder etmez günlerdir kir pas içinde olduğumuzun farkına vararak yıkanmaya gittik. bu arada halkın endişe dolu sorularına cevap vermeye çalışıyorduk. iki saatlik bir aradan sonra yerlerimizi almamızı bildiren emir geldi. biz daha şehirden çıkmadan önce halk ve askerler arasında panik başladı. alman uçakları yolları bombalayarak kullanılamaz hale getirmişti. yol üzerinde bombalanmış araçlar hala yanıyordu.

    aralarından geçerken ölü ve yaralı onlarca insan gördüm. emire göre elets şehrinde durmadan ormanın derinliklerine kadar ilerledik. şehirden 20-30 km kadar uzaklıktaydık. iki haftadan uzun süre ormanın içerisinde pozisyon aldık ve düşmanı bekledik. sonra tekrar sıcak çatışmaya girdik. almanlar bu güzergahta bizi sürekli taciz ateşiyle yönlendirmeye ve korkutmaya çalıştı. gece gündüz günlerce top ateşi durmadı. bizde iki kez top atışı altında kaldık.

    10.08.1941 günü 15 alman uçağı bizim bölüğe saldırdı. karşı ateşe geçtik ve bir uçağı düşürmeyi başardık. iki kişi ağır üç kişi yaralandı. alman uçakları gece gündüz gruplar halinde geldi. bizim karşılık verecek çok az uçağımız vardı ama biz bir günde üç uçak birden düşürdük. general bunun üzerine her gün en az üç uçak düşüreceksiniz buyurdu. elets şehrindeki 20 günlük ağır savaştan sonra alman direncini kırmayı başardık. almanlar ilk defa kızıllara yenilmişti. şehir merkezinden batıya doğru 20 km geri çekildiklerinde biz başka bir bölgeye sevk edildik.

    pavlovo adında bir istasyonda yükleme yapıldı. biz oradan bir kaç gün boyunca yürüyerek lebeden şehrine vardık. sum adında bir eyalete bağlı olan bu şehirde bir gün dinlendikten sonra 60 km uzaklıkta devam eden savaşın ön saflarına doğru yürüdük. lebeden şehrinde stalin’in bizim bölüğe ilk kez “sovyet muhafızı” unvanı verdiği kararını açıkladığını öğrendik. 100. lenin tüfek bölüğü artık 1. muhafızlar piyade tümeniydi.

    birliğin görseli

    bir gece yürüyerek ön saflara ulaştık ama iki gün yoğun savaştan sonra geri çekilmek zorunda kaldık. çünkü almanlar çok güçlü ve istikrarlı şekilde saldırıyordu. 50 km geri çekildikten sonra geldiğimiz şehrin dışında defans hattı kurduk. alman uçakları bu sırada çok fazla saldıramadı. uçaksavarlarımız çoğu saldırıyı kolaylıkla savuşturdu ve rahat bombalamalarına izin vermedi. o yüzden alman uçakları rastgele bomba atarak hızlıca geri dönüyordu. bir hafta kadar hattı koruduktan sonra kontrollü şekilde çekilmeye devam ettik.

    bizim bölüğün çevresinin sarıldığı hakkında dedikoduları ilk başta ciddiye almamıştık fakat vakit geçtikçe acı içinde gerçeği görmek zorunda kaldık. almanlar dört bir yanımızı sarmışlardı. üstüne üstlük hava iyice bozmuş ve sürekli yağmur yağıyordu. araçlar uçaksavarı taşıyamaz hale gelmişti. ukrayna’nın bolca sazlık ve ince topraktan oluşan bir bölgesindeydik. araçlar balçığa saplanıp kalıyordu. günlerce araçlara ip bağlayıp çamurdan çıkarmaya çalıştık. bir yerden kurtarsak başka bir yerde tekrar batıyorlardı. soğuk rüzgar yüzünden de çok büyük zorluklar çektik. elbiselerimizi veya botlarımızı kurutmaya bile fırsatımız olmadı. midemize sıcak yemek girmeyeli bir kaç günden fazla olmuştu. karnımız aç. önümüzde karanlık bir orman. ötesinde bizim halklarımız berisinde ise almanlar vardı. ormanın her yerinde çatışmalar oluyordu.

    biraz dinlenmek ve güç toplamak için durakladık. yağmur hala yağıyordu. bir ateş yakarak botlarımızı kurutmaya ve ısınmaya çalıştık. şöförümüz, asker tasına biraz su ve et koyarak ateşin üzerinde pişmesi için tutmaya başladı. tam bu sırada; sanırım ben vuruldum diyerek kolunu tuttu. mermi kolunun üst kısmını sıyırıp geçmişti. hemen savunma pozisyonu aldık. aracı ve silahları alıp çıkış yönü ararken havan topları düşmeye başladı. bir tanesi topları çektiğimiz aracı vurdu ve bizi yoldan çıkardı. iki gün kadar ormanda saklandık. kumandan bütün topları kullanılamaz hale getirip gece karanlığında çıkış yolu arayacağımızı söyledi. akşam üzeri çocuğumuz gibi sevdiğimiz uçaksavarımızı üzülerek parçalara ayırdık ve gece karanlığında oradan ayrıldık.

    kumandanımız önde gece karanlığında önümüze ne çıkacağını bilmeden yürüdük. almanların olduğu bazı bölgelerin dışından dolanarak yol aradık. ikinci gün bizim gibi dağılmış bir bölükten askerlerle karşılaştık. onlarla birlikte yürümeye devam ettik. 7-8 km ötede çatışmalar olduğunu anladık. öncü bir birlik oluşturup geride kaldık. öncüler ileride ufak bir alman birliği olduğunu söyledi. bölük komutanı bizi iki gruba ayırarak saldırı emri verdi çünkü etrafından dolaşma imkanımız yoktu.

    diğer gruptan ayrılıp ufak bir tepeye doğru çıkarken ileride almanların bizi fark ederek topçu ateşine hazırlandıklarını gördük. hemen karşılık vererek savaşmaya başladık. yakın arkadaşım erkebay bu savaşta yaralandı. kurşun omuzunu delip geçmişti. almanlar yine çevremizi sarmaya başlamıştı. elimizde sadece bir havan topu vardı. almanlar bir kaç otomatik tüfekli asker göndererek bizi dağıtmayı planlamışlardı ama bizler panik yapmadık. düzeni bozmadan istikrarlı şekilde ilerleyerek hattı yarmayı başardık. yol üzerinde yine bir kaç ufak grupla çatıştık. sonra yine ormana çekilerek kamufle olduk ve geceyi bekledik. gece karanlıkla birlikte yola çıktık. karşımıza gece boyu bir kaç nöbetçi alman askeri çıktı. onları öldürüp yanlarında taşıdıkları yiyecekleri kendi aramızda pay ederek yola devam ettik. yemek için dahi durmaya vakit yoktu. bir yandan kurumuş ağzımızda daha kuru olan alman ekmeğini çiğnerken bir yandan yürümeye çalışıyorduk. ayaklarımız her adımda daha çok sızlıyor ileri gitmek istemiyordu.

    gün ağarırken uzaktaki bir tepeden üstümüze obüs atışları başladı. bir çok arkadaşım burada öldü veya yaralandı. herkes sağa sola kaçışmaya başladı. birlik komutanı “za mnoy” diye haykırarak aklımızı toplamamıza yardımcı oldu. topçularımız bir kaç karşı atış yaptıktan sonra topu orada bırakarak kaçtı. bize çok yakın bir yerden otomatik tüfek ateşi açıldığını farkedince karasayev ikimiz ağaçlar arkasında ufak bir çukurda siper aldık. çok geçmeden 6-7 alman askeri yanımızdan geçip bizim birliğe arkadan ateşe başladı. bizi farketmemişlerdi. savaş daha uzağa taşınıyordu fakat çatışma sesleri dinmemişti. öğleden sonra yağmur yağmaya başladı. geceye kadar burada yerimizden kıpırdamadan saklandık.

    çukurda artık kafası yerinde olmayan ölü bir alman askeri vardı. üzerinde işimize yarayacak ne varsa aldık. almanların askerlerine verdikleri techizat ve tayını her gördüğümüzde şaşırıyorduk. ufacık çantalarından çeşit çeşit konserve gıda, tür tür mühimmat ve kaliteli sigaralar çıkıyordu. sessizce çantadan bulduklarımızı yerken korkudan tuvaletimizi bile yattığımız yerden kalkmadan buraya yaptık.

    26.10.1941 günü gece karanlığında saklandığımız yerden kalktık. nereye gideceğimizi planladık ve yola çıktık. yağmur durmaksızın yağmaya devam ediyordu. bakıtjan’ın yanında pusula vardı. ona bakarak doğuya doğru yöneldik. gece gece gözümüze çarpan her gölgeden ürkerek bataklıklardan geçtik. sabaha karşı biraz kendimizi toparladık. yağmurun ıslattığı ağaçlarla nasıl ateş yakacağımı bilmem burada çok işimize yaradı. ufak bir ateş yakıp biraz ısındık. biz tam ateşi söndürdüğümüzde kendimiz gibi sovyet askerleriyle karşılaştık. onlar da bizimle aynı durumdaydı. artık dört kişiydik.

    bizim birliklerden birisine ulaşma ümidiyle doğuya doğru devam ettik. çok geçmeden uzakta bir köy olduğunu fark ettik. çevrede alman araçları olduğunu gördük. ne olursa olsun diye gözümüzü karartarak bir eve dördümüz birden girdik. ev boştu. sonra karasayev’i karşıda ışık olan bir eve gönderdik. bize camdan işaret ettiğinde bizde o eve doğru hızlıca hareket ettik. almanlar çevremizde başka evlerdeydi. evin sahibi sovyet askerleri olduğumuzu görür görmez kıyafetlerimizi çıkartıp bize kendi kolhoz elbiselerinden verdi ve bizim elbiselerimizi kuruması için başka bir odaya astı. bu arada bize sıcak yemek verdi. bu günlerdir midemize giren ilk sıcak yemekti. büyük bir iştahla yemeğe dalmıştık ki ev sahibinin karısı telaşla odaya girdi. iki alman geliyor diyerek evden çıkmamızı isterken göz yaşlarına boğuldu. siz gitmezseniz bizi öldürürler diyerek usul usul ağlamaya devam etti.

    bizim yorgun ve yılgın halimize tanrı acımış olmalı ki almanlar eve girmeden sadece ev sahibinden süt istediler. ev sahibi bizi acı bir ölümden kurtarmıştı. sonra onun düzenlemesiyle diğer komşu evlere bir bir dağıldık. burası sonradan öğrendiğim kadarıyla burası kursk eyaletinde tamarov bölgesine bağlı voznesenskiy köyüydü. iki gün sonra yani 28.10.1941 günü köyden bir araç alarak yola çıktık. dikkat çekmemek için üniformalarımız yerine giydiğimiz kolhoz kıyafetleriyle yolculuk ettik.

    hutor, alhovka, yakovlevo gibi köylerden geçerken hiç bir almana rastlamadık. yemek ve dinlenmek için alhovka köyünde bir eve girdik. ev sahibi bize üç öğün yemek verdi. tam akşam yemeğini bitirmiştik ki eve iki alman askeri daldı. birisi ev sahibinin adını haykırırken diğeri bizi göstererek rus askerleri mi bunlar diye sordu. ev sahibi sakince bunlar benim kardeşlerim diyerek yanıt verince ses etmediler. sonra kolhozda hangi evin baldan sorumlu olduğunu öğrenerek o eve doğru gittiler. talihimize teşekkür ederek onların arkasından bizde hızlıca toparlanarak yola çıktık. yolda bir kaç atlı alman askerine denk geldik fakat üzerimizdeki yırtık pırtık kıyafetlerle bizim asker olduğumuzu anlamadılar.

    biraz daha ilerledikten sonra pakrovka köyüne geldiğimizde köylüler buraya henüz hiç bir almanın gelmediğini söylediler. daha sonrasında da hiç bir almana denk gelmedik.

    sonrasında sırayla;
    mayaki, graznoe, miçilovskiy ve terevenskiy çiftliklerini geçtik. 30 ekim - 10 kasım aralığında 16 farklı vilayetten geçerek atamanskaya kasabasına ulaştık. sonra 15 kasım günü oskol şehrinde erkenbayev hodan adlı dostumla karşılaştım. o hastaneye sevk edilmişti. ayın 10’u günü işlemler için kumanda ofisine gittim. sonra yablanova köyünde hizmet edeceğim birliğe gönderildim.

    bir kaç gün her tarafı yırtık içindeki kolhoz kıyafetlerimle çukur kazma işlerine verildim. çatışmadan çıkmış, henüz savaşın başında onlarca uçak düşürmüş rütbeli bir subay olarak çukur kazmak kanıma dokunmamıştı fakat kuzey sonbaharının soğuk rüzgarları kemiklerimi sızlattı. gerçi, çukura verilenlerin hepsinin türki halklardan olmasına da içerlemiştim lakin o an bunlara kafa yoracak durumda değildim. bir kaç hafta daha bu köyde kaldıktan sonra bizi savaşın ön saflarına sürdüler. aylardan aralık olmuştu.

    birinci bölümün sonu

    --- edit ---

    ikinci bölüm tamamlandı. şuradan okuyabilirsiniz: (bkz: #134864232)

    birinci bölüme ait rota: görsel 1, görsel 2

    --- edit ---
  • üzerinden yıllar geçmiş olmasına rağmen rudolf franz ferdinand höss'ün anılarına bakınca özellikle çocuklar için hala üzülüyor insan. zira auschwitz, majdanek, treblinka gibi, çalışma kampları olarak da kullanılmış toplama kamplarına ait hikayeler gerçekten çok trajik ve yıpratıcı.

    tren vagonlarına doldurularak balık istifi gibi toplama kamplarına götürülen insanlardan yetişkin olanları neyse de, yolculuğun ne kadar süreceği hesaba katılmadan her vagona sadece üç varil su konulmuş olması bir çocuk için zaten başlı başına bir işkence mesela. üç varil ilk bakışta yeterli gibi görünebilir. ancak susuzluğun tam olarak giderilmesini önlemek için su dolu varillerin içine tuz da atmış almanlar. susuzluğa dayanamayıp içtikçe daha çok susuyor ve acı çekiyorsun, akıl alır şey değil.

    yaşça büyük olanlar henüz yolculuğun başında başlayan bu işkenceye dayanmışlar ama bebekler ve ilkokul çağındaki çocukların çoğu yolcuğun henüz başında ölmüş zaten. işin trajik yanı; koku, hastalık ve büyük oranda çaresizlik yüzünden de cesetleri kendi aileleri tarafından vagondan atılmış, atılmak zorunda bırakılmış. aratıp bulamadığım bir detay var ki, tren vagonlarının üstüne banditen yazılması.

    banditen ''haydutlar'' anlamına geliyor. yani tren, yolculuğu boyunca uğradığı her yerde dışarıdan saldırıya uğruyor, taşlanıyor, hatta bazı yerlerde vagonlara ateş ediliyor. durulan ilk birkaç istasyonda yardım çığlığı atan insanların umutlarını taşlarla kırmışlar senin anlayacağın. bir müddet sonra da tren durduğunda bağıra çağıra yardım istemek yerine sessiz kalarak dikkat çekmemeye çalışmışlar zaten.

    yardım çığlıkları ile ilgili rudolf franz ferdinan höss'ün notlarında ilginç bir detay daha var.
    ''önce bir kadının sağır edici bağırışı ve sonra tüm kadınların çığlıkları ağlayan çocukların hıçkırıklarıyla karışıyordu. çığlıklar kabus gibiydi. birden, kadınların çığlıklarına birçok kazın bağırtısı karışıyordu. sonrasında yaklaşık üç yüz kazın bahçede çığlık ve ağlama seslerini baskılasın diye tutulduğunu öğrendim.''

    yazdıklarına göre özellikle auschwitz'te çocukların kampta çok uzun süre yaşamasının imkanı yoktu. hatta çalışamayacak kadar küçük kampa gelir gelmez öldürülüyordu. çalışabilecek olan çocuklar için de kriter boylarıydı. auschwitz'te barakaların içindeki duvarlarda yerden bir metre yirmi santim yükseğe çakışmış çiviler vardı. bir komutan barakaya girer, çocukları barakanın duvarına dizer, saçları çiviye temas etmeyenleri oracıkta öldürürdü.

    konuyla alakalı yine aynı kamptan sağ kurtulmuş birinin yazdığı not var.
    ''durumun ciddiyetini kavrayan küçük çocuklar, boylarını ölçemeye yarayacak duvardaki çivilere yaklaştıklarında boyları alt sınıra karşılık gelebilsin diye parmak uçlarında duruyorlardı.''

    çaresizliğe bak ya. insan nasıl bu kadar kötü olabiliyor inanılır gibi değil.
  • hakkında yığınla yalan yanlış bilgi dolanan savaş.

    sözlükteki en popüler yanlış bilgi de şöyle: "almanlar berlin'e rus tankları girene dek sovyetleri işgal ettiklerini sanıyordu çünkü gazeteler böyle yazıyordu."

    işin doğrusu ise elbette bu değil.

    almanlar savaşın gidişatı konusunda iki ana bilgi kaynağına sahiptir. birinci kaynak resmi açıklamalardır. yani nazi iktidarı güdümünde olan gazeteler, resmi devlet yayınları (signal dergisi gibi) ve devlet radyosu bu kaynağı oluşturur. ikinci kaynak ise doğrudan cepheden gelen asker mektupları veya değişim/nekahat/dinlenme vb. nedenlerle ülkeye geri dönen askerlerin kendilerinin aktardığı bilgilerdir. kısmen üçüncü bir kaynak olarak da da yabancı radyolar sayılabilir ama hem alman halkında bu radyo yayınlarını alabilecek cihazların fazla sayıda olmaması hem elektronik karıştırmalar neticesi bu yayınları alamama hem de bu yayınların dinlenmesi ve bahsedilmesinin cezası ölüm olan bozgunculuk veya casusluk suçu sayılması nedeniyle bu kaynağa çok kısıtlı sayıda insan ulaşabilir.

    bu durumda savaşın gidişatı konusunda öncelikli "en güvenilir" bilgi kaynağı cepheden gelen askerler ve cephede olanların yolladıkları mektuplardır. cepheden gelen ve ailelerini ziyaret eden askerler zaten durumun boktanlığını bir şekilde insanlara aktarıyordu. burada tek dikkat edilmesi gereken şey aileniz harici kişilere çok fazla bundan bahsetmemekti çünkü gestapo'nun kurduğu muhbir şebekesi neredeyse her alman sokağında birkaç adet muhbir vatandaş barındırıyordu ve bu muhbirler kulaklarına çalınan her türlü bilgiyi veya uygunsuz gördükleri durumu gestapo'ya rapor ediyordu. muhbir raporları nazi iktidarında dikkate alınan bir bilgi kaynağı olduğundan ailesini ziyarete gelen bir askerin gidip de savaşın berbatlığını ailesi dışındaki birine olanca çıplaklığı ile anlatması zaten büyük bir risk alması demekti.

    cepheden gelen veya oraya giden mektuplara herşey yazılabiliyor muydu peki ? veya şöyle soralım cepheden gelen mektuplara ve cepheye gönderilen mektuplara ne tür sansür geliyordu? bu önemli çünkü hem diktatörlük yönetiminde bu önemli iletişim kanalının denetlenmesi gayet normaldi hem de mektupların incelenmesiyle ortaya çıkarılacak potansiyel "bozgunculuk" suçları ve bu suçun cezalandırılması ile toplumun savaşma azmi güdülenebilirdi.

    bu konuda dikkat edilmesi gereken en önemli nokta mektuplarda açıkça şikayet etmemekti çünkü açıkça şikayet etmenin hayırlı sonuçları olmazdı. mesela stalingrad'da savaşırken yaralanıp bir şekilde uzaktaki bir sahra hastanesine kapağı atmış bir er iseniz tutup da evdeki annenize: "anne merhaba ben yaralandım. taburum tamamen imha oldu. rusların ucu bucağı belli değil, sürekli takviye alıyorlar. stalingrad'da mahvolduk." şeklinde bir mektup yazamazdınız çünkü tüm asker mektupları askeri sansürden geçiyordu ve bu tip bir mektup yazmak kolayca casuslukla suçlanmanıza neden olabilirdi. aynı şekilde almanya'daki aileniz size: "buradaki durumlar fena, en son çikolatayı 5 ay önce aldık. bizler taş kemirirken nazi partisinden olanlara fazla fazla yiyecek veriliyor" yazamıyordu çünkü gestapo postaya verilen mektuplardan random seçilen örnekleri okuyor, böylece hem halkın ne düşündüğünü net olarak öğrenebiliyor hem de arada fazlaca şikayet edenleri kıstırıp ibreti alem olsun diye cezalandırıyordu. bunun yerine daha hafif ifadelerle ya da ailelerin kendilerince oluşturduğu ufak tefek şifreli laflarla çekilen zorluklar anlatılıyor, işlerin iyi gitmediği vurgulanıyordu. önemli olan nokta şuydu; çizgiyi çok aşmadan, hafif sesle söylenmeniz serbestti. ufak tefek şikayetler olabilirdi ama işlerin toptan mahvolduğunu açıkça yazamazdınız. ayrıca açık açık hitler'i sevmediğinizi, tüm bunların sorumlusunun o olduğunu da yazamazdınız. ilginç olan şu ki bazı durumlarda mektuplarda çok sert ifadelerle yazılan şikayetlerin olması gözardı edilirken özellikle hitler'den olumsuz bir şekilde sözetmek, ne kadar hafifçe yazılırsa yazılsın, kesinlikle affedilir bir durum olmamıştır. bununla birlikte enteresan bir şekilde çoğu mektup açılıp okunmasına rağmen nispeten çok az şikayet eden cezalandırılıyordu çünkü bu mektupların halkın gerçekten ne düşündüğü konusunda gerçek zamanlı bir haber kaynağı olduğu varsayılmaktaydı ve naziler bu değerli kaynağa çok fazla müdahale edip kesilmesini istemiyordu.

    netice olarak almanlar cephede işlerin yolunda gitmediğini resmi bildiriler ve nazi güdümündeki gazete ve radyodan hariç olarak kolayca öğrenebiliyordu. fakat bunu alenen yaymak mümkün değildi. ayrıca günlük iaşelerin giderek azalması, hemen her büyük savaştan sonra erkeklerin olduğu fabrika, işyerleri, okullar vb yerlerin taranarak burada olan erkeklerden uygun olanların askere alınması gibi durumlar işlerin kötü gittiğinin diğer bir belirtisi idi.

    fakat alman propagandasının dönüm noktası stalingrad yenilgisidir. stalingrad yenilgisi öyle büyük ve alman halkında o denli deprem yaratan bir olaydır ki nazi sansür mekanizması ve propaganda makinesi bu olayı halktan gizlemenin kesinlikle mümkün olmadığının farkına hemen varmıştır. o nedenle alman propagandacıları hemen taktik değiştirip topyekün savaş kavramını ortaya attılar ve eğer toplum tümüyle bu savaşa kendini vermezse ulusun tamamen yokolacağı tezi papağan gibi tekrarlanmaya başlandı. tüm nazi propagandası da bir ölüm-kalım savaşı verildiği yönünde halkı iknaya girişti.

    sonuç olarak şunu söyleyeyim almanlar aslında neyin ne olduğunu savaşın sonuna dek bildiler ama konuşamadılar. herhangi bir şekilde nazi partisi harici bir örgütlenme kesinlikle mümkün olmadığından savaşın gidişatı konusunda kimsenin yapacak fazla bir şeyi de yoktu. almanlar cephelerin bir bir çöktüğünü ve ulusça korkunç bir felakete sürüklendiklerini farkediyordu ama nazi iktidarının korkunç uygulamaları bu duruma karşı herhangi bir girişim yapılmasını engelledi.
  • tarihin her zaman galip devletler tarafından yazıldığını ispatlayan en büyük örnek. hava baskınlarında, londra'da, polonya'da, fransa'da, toplama kamplarında (ki son örnek aşikar bir menfaat için savaştan sonra ortaya çıkarılmış gibi davranılmıştır) ölenler insan da; berlin'de, hiroshima'da, nagasaki'de ölenler insan değildir zihniyetinin insanlara empoze edildiği ve bunda başarılı olunduğu; "hitler, mussolini, hirohito faşisttir, katildir, insanlık düşmanıdır, soykırımcıdır, kasaptır; roosvelt-truman, churchil, stalin topraklarını korumuştur ve nefs-i müdafaa yasasından faydalanmıştır." diye bize anlatılmak istenen fakat kimsenin suçsuz olmadığı, insanlık tarihinin en büyük topyekün insanlık suçu...
  • bir sovyet askerinin ikinci dünya savaşı günlükleri

    ilk bölümünü tercüme ettiğim günlüklerin ikinci kısmına ancak vakit ayırabildim. konuyu bilmeyenler şuradan başlayabilirler. (bkz: #117031916) o arada dünyada neler oldu. çin virüsü patladı, kazakistan'da kan gövdeyi götürdü, ruslar ukrayna'ya girdi ve yine milyonlarca insan sebepsiz yere can verdi, vermeye devam ediyor. savaşın çetin günlerinin anlatıldığı bu bölümde son günlerde kulaklarınızın aşina olduğu donbas, harkov gibi bir çok bölgede yaşananlar tarihin bir tekerrürden ibaret olduğunu ıspatlar nitelikte.

    geçen süreçte mesaj atan onlarca yazara sabırları ve gösterdikleri ilgi için teşekkür ederim. kayırjan dedenin torunları da gösterilen ilgiye minnettar, ata yurttan hepinize selamları var. üçüncü bölümü de çok kısa sürede ekleyerek seriyi tamamlayacağım.

    bu bölüme bir de harita ekledim. son bölüme de çizdiği rotanın tam halini ekleyeceğim. böylece güzergahı rahatça görebileceksiniz. savaşın yayıldığı alanın büyüklüğünü idrak etmek için de açıklayıcı olacağını düşündüm.

    birinci bölüm haritası: görsel 1, görsel 2

    ikinci bölüm haritası: görsel 1, görsel 2

    şuraya da günlükten bir kaç sayfanın fotoğrafını koyayım.
    görsel
    görsel
    görsel
    görsel

    günlükte bazı bölümlerde çok kısa notlar, anlık karalamalar mevcut. tahmin edersiniz ki roman şeklinde değil bizzat nefes alabildiği kısa aralarda yazdığı için kopuk gelebilecek paragraflar var. ben olabildiğince bazılarını diğerlerine eklemleyerek ve açıklamalar yazarak toparlamaya çalıştım. anlayamadığınız kısımlar olursa mesaj atmaktan çekinmeyin.

    ikinci bölüm - savaşın göbeğinde

    1942 yılbaşı günü almanlar üzerimize gelerek birliklerimizi yarmayı başardılar. biz bir çiftlikteydik. askerler arasında birden panik başladı. bazıları kaçmaya çalıştı. bizim için pek hayırlı bir yılbaşı olmamıştı.

    nisan ayında voronej üretimi 4 adet zenit uçaksavarı teslim aldık. bizim hiç kullanmadığımız bir silah olduğu için çok zorlandık. her şeyi tekrar baştan tatbik ve test ederek kullanmayı öğrendik. sonrasında bizi trenle harkov şehrine yakın bir yere getirdiler. herkes bir araya geldikten sonra bizi ön cepheye gönderdiler. kuzeyde donetsk nehrinin bir yakasında almanlar diğer tarafında ise biz vardık. yanımızda köy milisleri vardı. bize ise tecrübeliler birliği diyorlardı. bir miktar ilerlemeyi başarmıştık. almanlar kontrollü şekilde geri çekildi fakat bir hafta olmadan mühimmatımız azaldı ve ilerlemeyi durdurmak zorunda kaldık. sonrasında eldeki bütün mühimmat ile defansa çekildik. uçak vurmamız gerekirken tank karşısına dahi çıktık. kış ortası olduğu için soğuktan çok etkilendik. alman uçakları ise sığırcık sürüleri gibi sürekli üzerimizde uçuyordu.

    26.04.1942 günü bizi harkov’dan geri çektiler. tren ile voronezh’e gönderileceğimiz söylendi fakat yol ortasında başka bir emir geldi ve stalingrad’a yönlendirildik. trenden iner inmez ön cepheye sürüldük. elets şehrine doğru ilerlerdik ve bize doğru gelen almanları durdurmayı başardık. devamındaki üç ay boyunca burada savunma hattı kurarak savaştık. bu süreçte uçaksavar birliğimiz bir alman gözcü uçağını kuyruktan vurarak düşürdü. kumandan bir ateş subayını madalya ile ödüllendirdi.

    ekim ayının başında hepimiz muhafız (gvardeyiskiy) birliği nişanı aldık. ayın ortasına doğru bizi saratov oblastının (eyaletinin) atkhar şehirine gönderdiler. gelir gelmez bizim 100 kişiden oluşan birliğimizi tugaya dahil ederek 1. lenin mekanize kolordusuna dahil edileceğimizi bildirdiler. tugayımız; 3 mekanize birlik, 4 kara alayı, 16 topçu alayı, 5 tank alayı, 1 zenit uçaksavar topçu birliğinden oluşuyordu. özellikle bir araya getirildiğimiz bu şehirde tugaya eklemeler yola çıkana kadar devam etti.

    7 kasımdan sonra trenle rubinsk şehrine geldik. burada yüzlerce askeri techizat vardı. bizimle birlikte gelen tankçılar burada tanklarına kavuştular. herkes donatıldıktan sonra don nehri üzerinden geçerek astakhov çiftliğinin yakınlarında diğer birlikleri bekledik. 16 aralık günü tümgeneral ivan russiyanov taaruz emri verdi. alman savunmasını yıkıp onlar kaçana kadar taaruzun durmayacağını belirtti. üç gün sonra 19 aralıkta almanların direnişini kırdık ve geri çekilmeye zorladık.

    astakhov köyünde kolorduyu alman uçaklarından korurken, sabahın erken saatlerinde 17 alman uçağı belirdi ve bataryayı bombaladılar. saldırıda 2 kişi öldü, 3 kişi yaralandı. topçu arkadaşım, kinash'a cesaretinden dolayı 2. derece vatanseverlik savaşı nişanı verildi.

    --- kısa açıklama notu ---

    vatanseverlik savaşı olarak kısalttığım tanım aslında rusça "velikaya oteçestvennaya voyna" yani büyük vatanseverlik savaşıdır. rusya ve diğer eski sscb ülkelerinde hala böyle kullanılır. 2. dünya savaşı sırasında anavatan topraklarını savundukları savaşı sovyetler böyle adlandırmıştır lakin bu isim doğu cephesi dışındaki alanları kapsamaz.

    --- kısa açıklama notu ---

    kış tahmin ettiğimizin ötesinde soğuk geçiyordu. bozkırlarda ilerlerken sığınacak bir yer bulamadığımız için bir çok gece açık alanlarda uyuduk. soğuktan ölenler, ayak parmakları düşenler oldu. her yanımızı ısıran soğuk ve kıt kaynaklar yüzünden çok zor günler geçirdik.

    26 aralık günü almanları geri çekilmeye zorlamaya devam ederken morozov şehrine 30 km kala çok sayıda alman uçağı birliklerimize bomba yağdırmaya başladı. bugün 17 asker, 3 top ve 3 askeri araç kaybettik. ağır bombardımana rağmen biz karşılık vermeye devam ederek bir kaç uçak düşürmeyi başardık. yanı başımızda patlayan bombalar, savaş çığlıkları ve feryatlar artık kulağımızı tırmalamıyordu fakat ölüm korkusu hepsinden baskın çıkıyordu. fiziksel olmasa bile psikolojik olarak çok zorlanıyorduk. bir çoğumuz çıldırmanın eşiğine gelmiştik.

    üç gün sonra tekrar savaşa devam ettik. benim uçaksavar ekibim bir uçak düşürdü. komutan bizi madalya ile ödüllendirdi. 1943 yılının ocak ayında bizi voroshilov kasabası yakınlarındaki cepheye gönderdiler. gün boyu ilerleyerek tam başka bir birliğe yaklaştığımızda alman keşif uçakları yolumuzu kesti. bizim batarya hızlıca kurularak iki uçağı vurmayı başardı. bu yüzden beni “za otvagu” yani cesaret madalyası ile ödüllendirdiler.

    1943 yılı şubat ayının sonlarına doğru bizim birliğin kumandanı olarak atandım. mart sonuna doğru bazı birlikleri cepheden alıp, svatovo bölgesindeki preobrazhenskaya’da dinlenmeye çektiler. bizim taburu ise yeni kurulan tümene katılmamız için 1. tugaya dahil ederek chuguevka’da cepheye tekrar sürdüler. burada almanları durdurduk ve kuzey donetsk’i geçmelerine izin vermedik.

    27 nisan'da emir üzerine preobrazhenskaya köyüne geri döndük ve chuguevka'da 2 uçak düşürdük. yaz başında almanlar (5 haziran) kursk'a saldırdı. ardından 14 haziran'da kolordumuz cepheye yürüdü. 17 haziran günü kuzey donetsk’de almanları iki saat boyunca topçu ateşine tuttuktan sonra almanların takviye hattını kesmeyi başardık. 6-7 saat içinde geçici bir köprü kurarak araçlar ve tankların geçebileceği bir köprü kurduk. bugün bir bataryayı kaybettik. uçaklar teker teker fakat nizami şekilde geliyordu. gün boyu ardı arkası kesilmeden beşer dakika arayla gelerek bombalamaya devam ettiler. yemek için dahi vakit bulamadık.

    atağa kalkan tanklarımızı alman uçaklarından korumamız için emir verildi. iki gün içinde benim birliğim dört uçak düşürmeyi başardı. bugün bir topumuzu ve dört askerimizi kaybettik. beş arkadaşımız ise yaralandı. bataryamız 4 uçağı düşürdüğü için “ı. derece vatanseverlik savaşı nişanı” ile ödüllendirildim. sonra donbas'a geçtik. kolordumuz stalin'den şükran mektubu aldı.

    hızlıca almanların arkasına geçerek birliklerini bölmeyi başardık (arada böyle tarihsiz ve detaysız hızlıca alınmış notlar var. muhtemelen savaşın şiddetinden ötürü her zaman uzun notlar almaya vakti olmamış)

    rossoshi köyünde kaçan birçok alman tankı ve piyadesiyle karşılaştık. bizi görür görmez ateş etmeye başladılar. ateşle birlikte alay düzeni bozarak çevreye dağıldı. benim birliğimden iki asker öldü iki tanesi ise ağır yaralandı. aracımıza ağır makineli tüfek mermileri isabet etti. bazı kurşunlar benzin deposunu vurduğunda yanmaya başladık. şoför ve ben araçtan atlayarak kurtulduk. kurşunların bize nasıl isabet etmediğini, neden ölmediğimizi, hatta nasıl kurtulduğumuzu hatırlamıyorum. belki de biraz geride kaldığımız için şanslıydık.

    sağ kalan bataryaları bir araya toplayarak tekrar cepheye sürdüler. ön cephede bir kaç gün kaldıktan sonra almanlardan kurtarmamız için birliklerimizi zaporozhye şehrine gönderdiler. burada da şiddetli muharebeler devam ediyordu.

    21 eylül 1943 günü almanlar yaklaşık 200 tankın eşlik ettiği bir orduyu üzerimize sürdüler. bugün bizim batarya da piyade desteği ile ön cephede yer alıyordu. henüz savaş yeni başlamıştı ki piyadeler yoğun ateş altında dayanamayıp geri çekilmeye başladılar. emir erim topları alandan çekmek için araca bindiğinde iki tank tarafından arka arkaya vuruldu. oracıkta can verdi. savaş meydanı kan gölüne dönmüştü. bastığımız her yer askerlerin cesetleri veya kopan parçalarıyla doluydu. topları o an kurtaramadık. aklımızı başımıza toplayıp tekrar taaruza geçtiğimiz kısa anlarda ise sırayla 4 topu ve 1 aracı kurtarmayı başardım. bu sebeple “askeri liyakat” madalyası ile ödüllendirildim. çok zor bir gün oldu, çok fazla kayıp verdik fakat savaşı kazandık.

    çok sürmeden zaporozhye şehrini almanlardan temizledik. sonrasında kolordumuz pavlograd şehrini kurtarmak için görevlendirildi. birkaç gün sonra cepheye ulaştık. dinlenmemize izin vermeden ön cepheye sürüldük. almanlar çok sayıda tank ve uçak desteğiyle bizi sıkıştırdılar. petrovo ve soldatskaya adlı iki köye konuşlanarak savunmaya geçtik. zorlu fakat başarılı bir savunma ile almanları geri püskürtmeyi başardık. sonrasında bizi poltava’ya transfer ettiler. 20 kasım günü poltava’ya vardık. sonraki süreçte dinlenme şansımız oldu. kışın ağır günlerini burada yenilenmiş savaş eğitimleri alarak geçirdik. yaz başlarken kolorduya yeni teçhizatlar gelmeye başladı. çok ilginçtir ki hepsi amerikan yapımıydı.

    ikinci bölüm - savaşın göbeğinde

    ilk bölüme çok uzun eleştirileri geldiği için ikinci kısmı biraz kısa tuttum. finalde tabi ki biraz daha uzun olacak fakat bir solukta okuyacağınızdan eminim zira savaşın değişen seyri ile günlükte çok farklı konulara değiniliyor. yakında final bölümü ile görüşmek üzere.

    not: slava ukraini
  • fıkra gibidir.

    bir gün bir faşist* demokratik seçim ile başa geçer ve her yeri işgal etmeye başlar. ardından siksen bir araya gelemeyecek bir kapitalist*, bir emperyalist* ve bir komunist* onu durdurmak için biraraya gelir. ve milyonlarca yaşam son bulur.
  • ikinci dünya savaşı'nda taraflar gün gün gelişen etkenler ile şekillenirken, savaşın mihver ve müttefik tarafları kimi zaman birbirlerine resmi bir savaş ilanı ederek, kimi zaman da herhangi bir bildiri sunmadan savaşa dahil olmuşlardır. savaşın tarafları ve savaşa giriş şekilleri;

    1 eylül 1939'da almanya, daha öncesinde verdiği ultimatomun ardından polonya'ya savaş ilan eder ve sabaha karşı 04:45'te polonya'yı işgal işgal eder.*

    almanya'nın polonya'yı işgale girişip ikinci dünya savaşı'nın açılışını yaptığı bu saldırının hemen sonrasında, yine 1 eylül 1939'da, slovak cumhuriyeti de polonya'ya savaş ilan etmeden işgale katılır.

    polonya işgalinden 2 gün sonra, 3 eylül 1939'da birleşik krallık, londra saatiyle 23:15'te başbakan neville chamberlain'in yaptığı ultimatom konuşmasının ardından almanya'ya savaş ilan eder ve dominyonları avustralya ile yeni zelanda da savaş ilanına dahil olur. aynı gün içerisinde fransa ile himayesi altındaki tunus da almanya'ya savaş ilan eder.

    4 eylül 1939'da kuveyt ve nepal, almanya'ya savaş ilan eder.

    5 eylül 1939'da, tunus'a göre otonomi yönünden daha serbest olan bir diğer fransız mandası fas ile commonwealth mensubu güney afrika da almanya'ya savaş ilan eder.

    10 eylül 1939'da kanada, umman ve bahreyn, almanya'ya savaş ilan eder.

    17 eylül 1939'da sovyetler birliği, polonya'ya savaş ilan etmeden ülkeyi doğudan işgal eder.

    10 kasım 1939'da mavera-i ürdün*, almanya'ya savaş ilan eder.

    28 kasım 1939'da, 1932 yılında imzalanmış olan saldırmazlık antlaşmasının tek taraflı olarak kaldırıldığı sovyetler birliği tarafından fin hükümeti'ne bildirilir ve 2 gün sonra 30 kasım 1939'da sovyet orduları savaş ilan etmeksizin finlandiya’'yı işgal eder.*

    9 nisan 1940'ta, almanya savaş ilan etmeden danimarka ve norveç'i* işgal eder.

    12 nisan 1940'ta, birleşik krallık savaş ilan etmeden konumunun stratejik önemi sebebiyle faroe adaları'nı işgal eder.

    10 mayıs 1940'ta almanya, lüksemburg, belçika ve hollanda'yı işgal eder. saldırı başlamadan bir gün evvel belçika'nın berlin'deki askeri ateşesi, almanların bir gün sonra saldırmayı planladığını kurmaylara bildirmiştir. işgalin başladığı gün alman elçi dr julius graf von zech-burkersroda, hollanda dışışleri bakanı eelco nicolaas van kleffens'e bir mesaj iletir ama bu mesaj açık bir savaş ilanından çok bir tehdittir. mesaj ile, tıpkı bir ay önce danimarka'nın içine düştüğü durum gibi askeri bir himaye altına gireceğini gören hollanda'nın direnişten vazgeçip teslim olması beklenir. mesaj iletildiğinde alman orduları hollanda sınırını geçmek üzeredir. lüksemburg da herhangi bir savaş ilanı olmadan işgal edilir. yalnızca 425 askeri ve 246 kolluk kuvveti olan lüksemburg, fransa ve ingiltere desteği ile almanya'ya karşı durmaya çalışır.

    almanya'nın benelüks ülkelerini işgal ettiği tarih olan 10 mayıs 1940'ta, birleşik krallık da izlanda'yı savaş ilan etmeden işgal eder.

    10 haziran 1940'ta italya, fransa ve birleşik krallık'a savaş ilan eder. bu ilan ile aynı gün, kanada da italya'ya savaş ilan eder.

    11 haziran 1940'ta güney afrika, avustralya ve yeni zelanda da italya'ya resmen savaş ilan ederler.

    25 haziran 1940'ta birleşik krallık, vichy fransası'na savaş ilan etmeden direkt saldırır*. 8 temmuz 1940'ta birleşik krallık, vichy hükümeti ile arasındaki bütün diplomatik ilişkileri sonlandırır ve alman kuklası olan bu hükümeti artık tanımaz.

    9 eylül 1940'ta italya, mısır'ı savaş ilan etmeden işgal eder.

    22 eylül 1940'ta japonya, kuzey endonezya'daki fransız bölgelerini savaş ilan etmeden işgal eder.

    23 eylül 1940'ta birleşik krallık, avustralya ve charles de gaulle'ün liderliğindeki özgür fransa, vichy fransası'nın batı afrika'daki topraklarini savaş ilan etmeden işgal eder.

    ekim 1940'ta karışıklıkları fırsat bilen tayland, savaş ilan etmeden vichy fransası'nın endonezya topraklarını işgal eder.

    28 ekim 1940'ta italya, önceden verdiği bir ultimatomun ardından yunanistan'ı işgal eder.

    5 şubat 1941'de özgür fransa, italya'ya savaş ilan etmeden saldırır. doğu afrika'daki italya toprakları, özgür fransa, sudan ve birleşik krallık tarafından işgal edilir.

    6 nisan 1941'de almanya, yunanistan'da işgali eline yüzüne bulaştıran italyanlar yüzünden yunanistan'a savaş ilan eder ve aynı gün işgal başlar (bkz: #104285371). aynı gün almanya ile italya, yugoslavya'yı da herhangi bir savaş ilanı olmadan işgale girişir.

    7 nisan 1941'de, bir gün önce mihver devletlerince işgal edilen yugoslavya, macaristan'ı işgal eder.

    14 nisan 1941'de almanya, mısır'ı savaş ilanı olmadan işgal eder. kuzey afrika cephesi için afrikakorps'u ve erwin rommel'i bu cepheye süren almanlar, kanal bölgesine doğru harekata başlar.*

    2 mayıs 1941'de birleşik krallık, ırak'ı işgal eder.

    8 haziran 1941'de özgür fransa ve birleşik krallık, vichy fransası'nın kontrolündeki suriye ve lübnan'ı işgal ederler.

    22 haziran 1941'de almanya, italya ve romanya, sovyetler birliği'ni işgal ederler**. aynı gün tuva cumhuriyeti, almanya'ya savaş ilan eder.

    25 haziran 1941'de finlandiya, sovyetler birliği'ne savaş ilan edip barbarossa harekatı'na kuzeyden dahil olur.

    27 haziran 1941'de macaristan da sovyetler birliği'ne savaş ilan eder ve barbarossa harekatı'nın küçük bir parçası haline gelir.

    25 ağustos 1941'de birleşik krallık, avustralya ve sovyetler birliği, iran'ı işgal eder.

    5 aralık 1941'de birleşik krallık, finlandiya'ya, romanya'ya ve macaristan'a savaş ilan eder.

    7 aralık 1941'de japonya, pearl harbor baskını ile amerika birleşik devletleri'ne saldırır ve bu saldırıdan 1 saat sonra abd'ye savaş ilan eder. bir gün sonrasında da malaya ve hong kong'u işgal edip singapur'u bombalayan japonya, birleşik krallık'ın da karşısında cephe alır.

    7 aralık tarihinde japonya'nın müttefiklere saldırmasının ardından avustralya, kanada, panama ve yeni zelanda, hem japonya'ya hem de macaristan, finlandiya ve romanya'ya savaş ilan ederler.

    8 aralık 1941'de, amerika birleşik devletleri, birleşik krallık, kosta rika, güney afrika, dominik cumhuriyeti, el salvador, guatemala, haiti, honduras, hollanda, nikaragua ve filipinler, japonya'ya savaş ilan ederler. aynı gün moğolistan da almanya'ya savaş ilan eder.

    9 aralık 1941'de çin, jjaponya'ya, almanya'ya ve italya'ya savaş ilan eder. çin ile japonya, 1937'den beri savaş halindedir.*

    11 aralık 1941'de almanya ve italya, amerika birleşik devletleri'ne savaş ilan eder. aynı gün içerisinde abd de bu iki mihver devletine savaş ilan eder. yine 11 aralık 1941'de sürgündeki polonya hükümeti, japonya'ya savaş ilan eder ancak japonya başbakanı hideki tojo, polonyalıların özgürlük için savaştıklarını belirterek bu savaş ilanını ingiliz baskıları sonucunda verdiklerini beyan ederek kabul etmez.

    12 aralık 1941'de romanya ile bulgaristan, abd ile birleşik krallık'a savaş ilan ederler. aynı gün hollanda ve avustralya, portekiz'in doğu endonezya'daki kolonisi timor'u işgal ederler. portekiz ise savaş boyunca tarafsız kalacak ancak bölgenin japon işgali sırasında müdafaası için müttefiklerle birlik olacaktır.

    13 aralık 1941, birleşik krallık, güney afrika ve yeni zelanda, bulgaristan'a savaş ilan eder.

    14 aralık 1941'de bağımsız hırvatistan, birleşik krallık ve abd'ye savaş ilan eder.

    15 aralık 1941'de bulgaristan başbakanı, parlementonun ve naibin onayı olmadan, abd büyükelçisine sözlü olarak abd'ye savaş ilan ettiklerini bildirir. büyükelçi, bu ilanı yazılı olmadan yetkililere bildiremeyeceğini belirtir ve bulgaristan 2 gün sonra abd'ye yazılı olarak savaş ilanını bildirir.

    16 aralık 1941'de sürgündeki çekoslavakya hükümeti, almanya, italya, finlandiya, romanya, macaristan, japonya, bulgaristan ve bağımsız hırvatistan'a savaş ilan eder.

    17 aralık 1941'de arnavutluk, abd'ye savaş ilan eder.

    20 aralık 1941'de belçika, japonya'ya savaş ilan eder.

    1 ocak 1942'de arkadya konferansı'nda toplanan milletler cemiyeti, mihver devletleri'ne savaş ilan eder.

    6 ocak 1942'de avustralya, bulgaristan'a savaş ilan eder.

    16 ocak 1942'de ırak, almanya'ya, japonya'ya ve italya'ya savaş ilan eder.

    25 ocak 1942'de tayland, birleşik krallık ve abd'nin pasifikteki kuvvetlerine karşı japonya ile birleşerek saldırır. aynı gün birleşik krallık, güney afrika ve yeni zelanda, tayland'a savaş ilan ederler.

    12 şubat 1942'de peru, almanya'ya ve japonya'ya savaş ilan eder.

    19 şubat 1942'de japonya, portekiz'in doğu endonezya timor'daki topraklarını işgal eder ve oradaki portekiz, avustralya ile hollanda askerlerine saldırır.

    5 mayıs 1942'de güney afrika, hollanda, belçika kongosu ve sürgündeki polonya hükümeti'nin deniz kuvveti desteği ile birleşik krallık, vichy fransası'nın kontrol ettiği madagaskar'ı işgal eder.

    22 mayıs 1942'de meksika, almanya'ya, italya'ya ve japonya'ya savaş ilan eder.

    5 haziran 1942'de abd, macaristan'a, romanya'ya ve bulgaristan'a savaş ilan eder.

    13 haziran 1942'de, birleşik devletler içerisindeki yerliler konfederasyonu olan irokualar birliği, almanya, japonya ve italya'ya savaş ilan eder.

    22 ağustos 1942'de brezilya, italya'ya ve japonya'ya savaş ilan eder.

    8 kasım 1942'de abd ve kanada kuvvetleri, vichy fransası kontrolündeki kuzey afrika topraklarına meşale harekatı ile girerler ve ingilizlere destek olurlar.*

    10 kasım 1942'de almanya ve italya, vichy fransası'nın yönettiği güney fransa bölgesini işgal ederler. toluon ve korsika'daki fransız limanları, lojistik açısından önemli konumları sebebiyle ana hedeftir.

    12 kasım 1942'de, meşale harekatı ile kuzey afrika'ya gelen abd kuvvetlerinin hamlesine karşı almanlar, tunus'u işgal ederler. tunus'ta abd yardımı gelene dek direnen müttefikler, bu bölgedeki kilit çatışmalar sonunda mihver kuvvetlerini yenecek ve almanları kuzey afrika'dan çıkaracaklardır.

    14 aralık 1942'de etiyopya, italya'ya, japonya'ya ve almanya'ya savaş ilan eder. yıllardır italyan işgalinde olan etiyopya, birçok bölgesi işgal edilmiş olmasına rağmen vatansever etiyopya hareketi ile birleşen gerilla direnişi sayesinde 1936'da italya'nın ele geçirdiği başkent addis ababa'yı kurtarmış ve resmi bir hükümet kurmuştur.

    20 ocak 1943'de şili, mihver devletleri ile ticari ve diplomatik ilişikleri yoğun olsa da, abd'nin baskısı ile almanya ve italya'ya savaş ilan eder.

    2 nisan 1943'te mihver devletleri'ne savaş ilan eden bolivya, müttefiklere resmi olarak 7 nisan 1943'te katılır. coğrafi konumu ile savaştan kısmen izole olan bolivya, savaşa asker göndermese de zengin kalay madenleri müttefiklerin birçok ihtiyacını karşılamıştır.

    1 eylül 1943'te, wang jingwei liderliğinde 1940 yılında kurulmuş olan çin cumhuriyeti yeniden düzenlenmiş ulusal hükümeti, mihver devletleri'ne savaş ilan eder.

    9 eylül 1943'te iran, almanya'ya savaş ilan eder.

    taraf değiştirmesi ile ünlü olan italya, 13 ekim 1943'te almanya'ya savaş ilan eder. mussolini'nin iktidardan düşmesi üzerine kral tarafından hükümetin başına atanan pietro badoglio, almanya'nın ispanya büyükelçisi aracılığı ile savaş ilanını almanlara iletir.

    26 kasım 1943'te, mihver devletleri ile ticaret halinde olan kolombiya, alman u-bootlarının gemilerini batırması sebebiyle almanya'ya savaş ilan eder.

    17 ocak 1944'te özgür fransa, polonya, kanada, hindistan, yeni zelanda, avustralya, güney afrika, italya, birleşik krallık ve abd, kuzey italya'da kurulan italyan sosyal cumhuriyeti'ni işgal ederler*. mussolini'nin iktidardan düşüp tutuklanması üzerine, adolf hitler kendisini kurtarmak için en iyi komandosu otto skorzeny'yi gönderir. il duce, meşe harekatı (bkz: #102596182) ile kurtarılmış ve kuzey italya'daki albert kesselring komutasındaki almanların kontrol ettiği bölgede bu devleti kurmuştur.

    27 ocak 1944'te liberya, almanya'ya ve japonya'ya savaş ilan eder.

    6 haziran 1944'te müttefikler, kıta avrupası'na batıdan bir çıkarma yaparak almanya'nın yönettiği fransa bölgesini işgal ederler* ve avrupa'nın içlerine doğru sarkarlar. paris'in kurtuluşu ile tekrar resmi bir fransız hükümeti kurulur ve almanya'ya savaş ilan eder.

    28 haziran 1944'te romanya taraf değiştirir ve almanya ile macaristan'a savaş ilan eder.

    5 eylül 1944'te sovyetler birliği, bulgaristan'a savaş ilan eder.

    8 eylül 1944'te sovyetlerin savaş ilanından 3 gün sonra bulgaristan da taraf değiştirir ve almanya'ya savaş ilan eder.

    15 eylül 1944'te almanya, finlandiya'nın lapland bölgesini işgal eder. barbarossa harekatı'nı karşılayan ve karşı taarruza kalkan sovyetler birliği*, finlandiya'nın direncini kırmış ve iki devlet ateşkes antlaşmasına doğru ilişkiler kurmuştur. bunu gören almanya, savaş ilan etmeden derhal fin topraklarını işgal etmiştir.

    23 eylül 1944'te, japon işgali sonrasında kurulan ikinci filipinler cumhuriyeti, amerika birleşik devletleri'ne ve birleşik krallık'a savaş ilan eder.

    2 şubat 1945'de ekvador, almanya'ya ve japonya'ya savaş ilan eder.

    7 şubat 1945'te arjantin ve paraguay, almanya ile japonya'ya savaş ilan ederler. 15 şubat'ta venezuela ve uruguay da bu iki mihver devletine savaş ilan ederler.

    21 şubat 1945 ise savaşın dönüm noktasıdır çünkü san marino, almanya'ya savaş ilan etmiştir*.

    23 şubat 1945'te türkiye cumhuriyeti, japonya'ya ve almanya'ya savaş ilan eder.

    24 şubat 1945'te mısır, 26 şubat'ta da lübnan ve suriye, almanya ile japonya'ya savaş ilan ederler.

    28 şubat'ta suudi arabistan önce almanya'ya, sonra 1 nisan'da da japonya'ya savaş ilan eder.

    3 mart 1945'te taraf değiştiren finlandiya, almanya'ya savaş ilan eder.

    11 nisan 1945'te şili, japonya'ya savaş ilan eder.

    6 temmuz 1945'te brezilya, japonya'ya savaş ilan eder. 9 temmuz'da norveç de japonya'ya savaş ilan eder.

    14 temmuz 1945 tarihinde italya, japonya'ya savaş ilan eder.

    8 ağustos 1945 tarihinde sovyetler birliği de japonya'ya savaş ilan eder. sovyetlerin japonlara savaş ilanı, ikinci dünya savaşı'nın son resmi savaş ilanıdır. sovyetlerin mançurya'yı işgal etmesi üzerine moğolistan da bu işgale katılır ve bu bölgedeki japon topraklarına sovyetler ile birlikte saldırır.
  • savaşın başlarında varşova'da çekilmiş bir görüntünün renklendirilmiş hali;
    https://www.youtube.com/watch?v=65nzii7trc0

    savaşın sonlarında bir alman kızın* renklendirilmiş videosu;
    https://www.youtube.com/watch?v=28fsxhdwyv8 (belli ki başına çok kötü şeyler gelmiş)

    savaş günlerinde almanya'dan renklendirilmiş bir video;
    https://www.youtube.com/watch?v=mdqjhwhv47w

    normandiya çıkarması ve sonrasından renklendirilmiş görüntüler;
    https://www.youtube.com/watch?v=svxhosbkvco

    berlin kuşatmasından renklendirilmiş görüntüler;
    https://www.youtube.com/watch?v=sghwsjblnas

    savaşın sonlarında çekilmiş bir propaganda videosunun renklendirilmiş hali;
    https://www.youtube.com/watch?v=jyv7fxiu8f4

    ve ikinci dünya savaşı günlerinden garip fotoğraflar;
    https://www.youtube.com/watch?v=kgtmsyu6poy
    3:28'te ne olduğunu anlayamadım, meme kontrolü yapılıyor galiba.
  • ikinci dünya savaşı gibi geniş kapsamlı ve yıkıcı bir savaş, doğal olarak bir takım şehir efsaneleri ve ortak görüş olan mitleri beraberinde getirdi. birçoğu defalarca çürütüldü ve bazıları sadece birkaç kişi tarafından ısrarla dile getirilen söylentiler veya efsaneler olarak kaldı. savaş hakkındaki efsaneler ve gerçekler;

    efsane
    hitler'in korku saçan ss birlikleri, aryan erkekliğinin ve alman gururunun ideallerine adanmış eşsiz bir alman örgütüydü.

    gerçek
    bir süreliğine ss'lerin sarışın ve uzun boylu özel seçilmiş alman erkeklerinden oluştuğu doğrudur. ancak ikinci dünya savaşı'nın sonlarına doğru ss, bünyesine, dahil edebileceği hemen hemen herkesi katmıştır.

    terör estiren ss, 1923'te hitler’in kişisel koruma kuvveti olarak hizmete başladı; bir grup acımasız paramiliter, hitler'in münih'teki toplantılarının aksamaması için insanları dövüyordu, 1925'te de resmi olarak kuruldu. bir süre sonra heinrich himmler, ss'in yönetimini devraldı ve bu kuvveti; cermen ideolojisi, ırksal teori ve führer'e sadakatle bağlı seçkin bir askeri kuvvete dönüştürdü. himmler'in oluşturduğu fanatik askerler ve aryanlığı saf tutmak için cinayetler işleyen katillerle donatılan ss birimleri, üstün ırk kabul ettikleri aryan'ın amaçlarını, soykırım da dahil olmak üzere, yerine getirmek için kendilerinden yapmaları istenen her şeyi yaptılar.

    ancak 1940 gibi erken bir tarihte bile ss, sayısını arttırmak için yabancı askerleri kullanmaya başlamıştı. ilk olarak iskandinavya, felemenk ülkeleri ve estonya’nın komünist karşıtı fanatiklerinden oluşan özel viking tümeni kuruldu ve ss'e dahil edildi. daha sonra 1942'de, hırvatlar, ukraynalılar, estonyalılar ve letonyalılardan oluşan ayrı ss tümenleri oluşturuldu. ss'de ayrıca ispanyol, fransız, doğu hint, romen ve rus tümenleri de mevcuttu. hatta ve hatta ingiliz gönüllülerden oluşan ingiliz tümeni dahi ss'in bünyesine katılmıştı. sonuçta, ss üniforması giyen askerlerin% 60'ı alman değildi. ilginçtir ki fransız ss askerleri, berlin’in son savunucuları arasındaydı ve şehrin ruslar tarafından ele geçirilmesini önlemek için ölümüne savaşmışlardı.

    efsane
    fransızlar korkak olduğu için, fransa 1940’ta direnmeden almanya’ya teslim oldu.

    gerçek
    almanya, birinci dünya savaşı'nda dört yılda yapamadığını, ikinci dünya savaşı sırasında altı haftada yapmıştı. fransa’nın almanya’ya çabuk teslim olduğu doğru olsa da, fransız askerleri fransa savaşı’nda sert bir şekilde savaştı, 150.000’den fazla insanı öldürdü veya yaraladı ve 800 alman tankını imha etti. fransız ordusu, her ne kadar wehrmacht'a ve subaylarına yenildiyse de; kararsız liderlik, saçma taktikler, kötü lojistik, savunmacı bir anlayışla savaşmaları ve birinci dünya savaşı'nın yüksek kayıplarının tekrarlanmasından kaçınmaya çalışan komutanlar nedeniyle bu yenilgi hızla gelmişti ama sonuna kadar direnmişlerdi.

    efsane
    adolf hitler 1940'ta, dunkirk sahillerindeki kıyımdan, beyaz oldukları için 330.000 ingiliz askerinin kaçmasına sportmence izin verdi.

    gerçek
    dunkirk'teki dur emri, çatışmanın en tartışmalı askeri kararlarından biri olduğunu kanıtlayacaktı. ingiliz askerlerinin fransa'dan tahliye edildikleri sırada, alman tanklarına iki gün boyunca durmaları ve yeniden toplanmaları emredildi. bazıları hitler'in bunu bilerek yaptığını iddia eder ve hitler'in bizzat kendisi, hayatının sonlarına doğru churchill'e, yaptığının bir jest olduğunu söylemiştir.

    ancak kayıtlarda durum farklıdır. hitler'in, britanya ordusunun dağılmadan kaçmasını istemesinin askeri bir nedeni yoktu ve alman zırhlı birliklerinin, ilerlemeden evvel bir mola vermeleri gerekiyordu. bu tür bir mola, fransa'daki alman panzer komutanları tarafından talep edilmişti ve kauçuk tedariği gerekiyordu. hitler ayrıca, hava kuvvetlerinin sahildeki ingiliz askerlerini yok edebileceğine, göring'in emin tavrından ötürü ikna olmuştu ama yanılıyordu ve bu askerler, daha sonra onu yenmek için fransa'ya dönecekti.

    efsane
    işgal altındaki ukrayna'da, ukraynalı oyunculardan oluşan bir futbol takımının tüm futbolcuları, nazileri yendikleri için kurşuna dizildi.

    gerçek
    acele ile kurulmuş bir ukrayna takımı olan start fc ile işgalci alman takımı flakelf arasında sözde bir ölüm maçı gerçekleşmişti ve almanlar yenilince bu kez biz de yenilmiş sayılmadık ama kazanan ukraynalı futbolcular kurşuna dizilmişti. gelin görün ki oyuncular, efsaneleşen şekilde toplu olarak idam edilmemişti ve hiçbir araştırma, herhangi bir almanın, ukraynalılara kaybetmelerini veya ölmelerini söylediğini kanıtlayamamıştır. kadronun tamamı sırf almanları yendikleri için değil, kadroda yer alan birkaç oyuncu, direniş eylemlerine katıldıkları için vurulmuştu. bu oyuncular, ukrayna'nın futbol takımı dinamo kiev'in stadyumunun dışındaki bir heykel ile ölümsüzleştirilmiştir.

    efsane
    almanya, sovyetler birliği'ni 22 haziran 1941'de işgal etti. çünkü eğer almanlar sovyetleri işgal etmeseydi, sovyetler almanya'yı ve bütün avrupa'yı işgal edecekti.

    gerçek
    bu mit, doğu cephesi'ndeki durumla ilgili bir efsaneden çok, bir komplo teorisidir ve 80'lerin sonlarında ingiltere'ye iltica eden sovyet istihbarat subayı viktor suvorov ile ortaya çıkmıştır. çoğu tarihçi, suvorov'un teorilerini reddeder. stalin'in, en sonunda almanya'yı işgal emri vereceği konusunda hemfikir olsalar da, büyük temizlik sonrasında, kızıl ordu'nun modernizasyonu ve yeniden örgütlenmesi gibi zor koşullar sebebiyle birkaç yıl içinde olmayacağını düşünüyorlardı. bu durum, hitler'in barbarossa harekatı'nı meşru ve kabul edilebilir kılmak adına sunulmuştur ancak stalin'in böyle bir planı olduğuna dair herhangi bir kanıt yoktur.

    efsane
    adolf hitler, bir oy farkla nasyonal sosyalist alman işçi partisi* lideri olmuştu.

    gerçek
    gerçeğe yakın bile olmayan bir efsanedir. hitler 1923'te, 553'e 1 gibi büyük bir farkla parti lideri seçilmişti. 1933'teki son seçimde çoğunluğu kazanamadığı doğrudur ama tek farkla değil, yaklaşık 130 oy farkla kazanmıştır.

    efsane
    fransa, altı hafta süren ağır çatışmaların ardından teslim olduğunda, adolf hitler hoplayıp zıplayarak dans etti.

    gerçek
    hitler'e olan öfkeyi körüklemek için yapılan bir müttefik propagandasıdır.
    fransa'nın teslimiyetinin haberi hitler'e ulaştığında, birinci dünya savaşı'nda da bulunmuş eski bir askerin hitler'in yanında, haberin şoku ile verdiği tepkiyi, hitler'in taklit etmesidir. dans etmemiştir ama müttefikler, nazi kamerası ile çekilen bu görüntüyü, hitler fransa'nın düşüşünü çocuklar gibi dans ederek kutluyor mesajı ile yayımlamıştır.

    efsane
    almanya'nın britanya adası'nı işgal etmesini engellemek için son bir çaba olarak kraliyet donanması, ingiliz kanalını ateşe vermenin bir yolunu geliştirdi.

    gerçek
    ingiliz petrol harp dairesi, gerçekten de ingiliz kanalı'nı örtüp ateşe verebilecek bir yağ üzerinde çalışırken, bu yağın çoktan hazırlandığını ileri süren bir dedikodu dillendi. ingiliz istihbaratı söylentiye çok güldü ve dillenmesinde mahsur görmedi. hatta bu söylentiyi o kadar ileri götürdü ki, birçok kişi almanya'nın ingiltere'yi istila etmekten bu yüzden vazgeçtiğine inaniyordu. aslında böyle bir yağ ve plan hiç uygulamamıştı ve almanların ingiltere'yi istila etme planı, büyük lojistik problemleri ile gerekli olan orduyu adaya çıkarabilecek amfibi harekatına uygun gemilerin yeterli sayıda bulunmaması nedeniyle gerçekleşmemişti.

    efsane
    havuç, a vitamini yönünden zengindir ve bol tüketildiğinde geceleri daha iyi görmenize yardımcı olur.

    gerçek
    bu mit, ingiltere bilgi bakanlığı tarafından, savaştan bıkmış vatandaşların moralini yükseltmek için dillendirilmişti. almanlarla savaşan kraliyet hava kuvvetleri pilotlarına yardımı dokunabilecek bir yiyeceği yetiştirme çabası içine girerek yardım edebileceklerini ingiliz halkına hissettirmenin bir yolu olarak yaratılmıştır. bakanlık ayrıca, çocukların sebze yemek için motive edilmesini de amaçlıyordu. bu dedikodu nasıl olduysa büyüdü ve havuç yemenin gece görüş kabiliyetine yardımcı olduğu yaygın bir bilgi haline geldi, ancak iddianın arkasında bilimsel bir kanıt yoktur.

    efsane
    polonya süvarileri, aptalca bir cesaret örneği göstererek, alman tanklarına mızrakla hucüm etti ve telef oldu.

    gerçek
    bu, savaşın en ünlü şehir efsanelerinden biridir ve tamamen yanlıştır. krojanty'deki polonya taarruzu, polonyalı süvarilerin mızraklarıyla kalktığı bir hücumuydu, ancak alman tanklarına karşı değil açıktaki piyadelere doğru yapılmıştı ve işe yaramıştı. polonyalı süvariler, bir alman birliğini bozguna uğratıp alman cephe hattına doğru sürdüler. bu süvari hücumuna karşı alman panzerlerinin yaptığı bir karşı saldırıdan sonra, almanlar gazetecilere polonyalı askerlerin ve atların cesetleri gösterilmişti ve tanklara, süvarilerin aptalca hucüm ettiklerini beyan etmişlerdi. gelin görün ki tanklara karşı süvari hücumu, müttefikler tarafından yutulan bir alman propagandasıydı ve yalandı.

    efsane
    birleşik devletler başkanı roosevelt, japonya’nın pearl harbor’a baskın yapacağını biliyordu ve olayın, abd'yi savaşa sokmak için bir bahane olacağı sebebiyle vuku bulmasına izin verdi.

    gerçek
    kör talih, yetersiz eğitim, abd ordusunun birimleri arasındaki iletişim aksaklığı ve japonların açık denizden uçak dolu savaş gemileriyle gelerek bir baskına yeltenmeyeceğine olan inancın birleşimi, bu baskının uygulanışa kusursuzca konmasının hazırlayıcılarıdır. amerikan radarları, yaklaşan japon uçaklarını tespit etmişti etmesine ama bu radar sistemleri yepyeniydi ve denetiminde bulunan askerler, bu radarları kullanmayı hala tam olaram bilmiyorlardı ve bir sinyal aldıklarını bildirseler de üstleri tarafından görmezden gelindiler. olay sırasında abd'nin üç önemli uçak gemisinin başka bir yerde olduğu doğru olsa da, üçünün birden değil, yalnızca birinin limanda olması planlanıyordu. roosevelt haberi aldığında en az limandaki askerler kadar şaşırmıştı. kaldı ki amerika'nın savaşa girmesine halihazırda ramak kalmıştı ve bu kadar büyük bir olay değil, ufak bir kıvılcım dahi yeterli olacaktı. bu teori ayrıca, uçak gemilerinin değil, savaş gemilerinin zamanın baskın deniz savaşı gücü olduğu gerçeğini de görmezden geliyor. uçak gemileri çok önemliydi lakin japonların asıl hedefi; muhripler, uçaklar, fırkateynler ve zırhlılardı.

    efsane
    japon birlikleri, oldukça yetenekli orman* savaşçılarıydı ve bu nedenle müttefik kuvvetlerinin onlara karşı hiç şansı yoktu. özellikle de japon birliklerinin, malay yarımadası'nın işgalinde kale şehir singapur'u kolaylıkla ele geçirmesi, bunun kanıtıydı.

    gerçek
    japonya'nın batı ülkelerinden daha fazla ormana sahip olmadığı bilinen bir gerçektir. ormana olan bir bağışıklık söz konusu ise, batılı askerler bunda japonlardan daha şanslı denebilir. bunu görmezden gelirsek; japon birlikleri, şehrin savunucusu olan ingilizleri hazırlıksız yakaladıkları için singapur kalesi'ni ele geçirmeyi başarmıştı. japonlar, 1940 aralık ayına kadar orman savaşları için eğitime başlamamışlardı ve malay yarımadası'nı koruyan 88.600 ingiliz askeri tarafından fazlasıyla hırpalanmış olsalar da, general tomoyuki yamashita'nın, ingilizlerin beklemedikleri konumdan ani taarruz emri ile şehri ele geçirmişlerdi. müttefik askerleri için bu yenilgi, ingiliz beceriksizliği yerine, yetenekli orman savaşçılarına karşı olduklarını varsaymakla açıklanmıştı. zamanla japonlar da müttefikler de muson ormanlarında savaşmakta uzmanlaşacaktı ve malay'dan hindistan hudutlarına kadar olan bölgedeki ormanlarda iki taraf da çetin çatışmalara girecekti ama japonlara jungle efendileri demek bir efsaneden ibaret olarak kalacaktı.

hesabın var mı? giriş yap