şükela:  tümü | bugün
  • ikizler burcu insanının çocuk tarafıdır. heveslidir. heves ettiği şey her ne ise geçerli bir sebepten dahi ertelenecek olsa kendi içinde küser önce bi.. kendi içindeki samanlıkta iğne arar durur neden bööle oldu ki diye, pofffladıkça pofflar, azcık caz yapar, biraz sessizleşir.. sonra kendi gönlünü almasını kendi bilir. az bi durulur, ipin ucunu bulup da çekebilirse zaten ortadaki sebebi anca anlar; "haaaa" der, hevesi kaldığı yerden yeniden canlanır... taşikardik dengesizliği samimi olduğundandır.

    kendini rahat hissettiği an neşesinin vücudunda bulduğu hiperaktivite ile şımarır sonra.. kendinden menkul heyecanıyla, bazen alakasız tellerden çalıp, bir o uca bir bu uca giden ve habire değişen fikirlerle okur, izler, yazar, çizer, yapar, eder, gider, gelir ve iş bitti mi yokoluverir…o hallerini bilen, gönüllü deliliğini paylaşabildiği çok az insan vardır. bir elin parmakları mı? yok beea o kadar bile değil. kendisini tanımayan, geçmişini bilmeyen birilerinin yanında şımarmaz zati.. ondan sebep" inanmak", "güvenmek" "olduğu hali ile kabul edilmek" fiiline benzer onun için şımarmak..

    yetenekli ve becerikli olmakla birlikte* üşengeçliği dillere destandır. niyeti yoksa, canı istemiyorsa, hiiiiç havasında değilse çişini bile yapmaz. dolunayı bahane eder de şurdan şuraya kıpırdamamak için günü miskinlik zamanı ilan eder. ola ki kendisini bulaşık yıkamış görürseniz bilin ki kesin ya tabak çanak ile ya su ile ya da lavabo ile oynamıştır. bunlardan hiç biri değilse canı istediği için yıkamıştır. fazla bulaşmayın kendi haline bırakın; samimiyetle el attıysa yapmak ister, zati istemiyorsa dokunmaz bile hiç bir şeye.

    hayat le işte.. şımarabilmek, buna zemin hazırlayabilmek ile.. başka türlü tadı gerçekten olmuyor. ve her daim ikizler burcu çocuğu bunları yaşadıkça "iyi ki.." der, kendi kendine gülümser.
  • ikizler burcu insanının çocuk tarafıdır; kendisini ve sizi kabul ederek büyüyebilmesi sevgi, tolerans, otorite, sabır ve inanma işidir..

    salyangoz misali; sert bir kabuğu var gibi görünür ama dokunsan kırılacak....son derece dışa dönük görünmelerine karşın, iç dünyaları onların kaleleridir. aslında yeterince dikkatli izlerseniz, hep kendi dünyalarında yaşar gibi bir halleri vardır. bir yandan fırıl fırıl hareket halinde yaşarken, öte yandan da kendilerine yakın buldukları kişilerce sevilip,sarmalanmaya ihtiyaç duyarlar. aidiyet onlar için ‘’karman çorman’’ sistemlerini ayakta tutan bir çerçeve gibidir. akılları, gözleri, elleri habire dışarda olsa da, merkez kabul ettikleri alanı korumaya çalışırlar. bu nedenle, yakın çevrelerine takıntılı derecede düşkün, yakın ilişkilerinin detayları konusunda pek hassas olan bu insan evlatlarının inanmayacaksınız ama, en büyük korkuları kaybetmektir! kaybetmekten çok korktukları için, sahiplenecekleri ilişkilere girmeyi ertelemek gibi bir paradoksları vardır.

    bir şey değişecekse, ben değiştiririm ama siz beni değiştiremezsiniz’’ gibi bir masala inanırlar. kontrol edemedikleri değişimler, onları çok ürkütür. herşeyi bilmek, anlamak, takip etmek ve değişimin üstünde kalmak isterler...farkındalığı yüksektir; ondan sebep bilindışısı, bilinçdışkılamada başarılıdır..duygu durumu o kadar değişiktir ki...sanki tavla oynuyormuş gibidir gün boyu; bi an pencüse atar kapı aldırır, peşine gele atar kafa yardırır.. dikkati sürekli başka yere kaydığından sebep hiçbir yere takılmayıp devamlı yeni bir konuya odaklanarak oradan buraya fiziksel ve düşünsel hareket halindedir; zira durdu mu dengesi bozulur. taşikardik varoluş biçimini çözebilen nadir insanlara yakın dururlar.

    çocuk hali ile bile hayatın çizdiği çizgide düz yürümez... bile isteye illa ki o düz çizgiyle oynayacak, eğip bükecek, aklındaki deli sorular için soru işareti yapacaktır o çizgiyi kendine... çevresini çok iyi gözlemler; duyguyu ve aklı, sezgiyi ve sağduyuyu bütünleyebilen, zihin-beden ilişkisini kurabildiği taktirde son derece hızlı reflekslerle davranabilen, kendinden menkul bir dünyada yaşar..sizi severse o dünyanın kapılarını da size açar. bu çocuğun kıvrak zekasına aynı kıvraklık ile meydan okuyarak, kaçış alanlarını bulup da onu oralarda yakalayabilen insanlara hayranlık ve saygı duyarlar.

    küçücük fıçıcık içi dolu sürpizcik...dünyaya gösterdikleri görüntüyü yalanlayan bir yalıtılmışlık içinde yaşar kendi içinde. yüzünün güldüğüne aldanmamak için iç'inin gülüp gülmediğini bilmek gerekir.. bunun için de bir çocuğu anlayabilecek şefkatle dokunmanız gerekir sırtına usulca..ağlayınca bir omuz, gülünce bir çift gülen göz... düşünsene bunlardan bir tane daha senin oluyor ona sarıldığında..

    bu çocuğa baktığında, içindeki çocuğa da bakmış olur insan
  • öyle bir karmaşa görüyorum ki bu çocuğun yazdıklarında... bir şey yapmak
    isteyen, içinde bir şey yapacak gücü hisseden ama ne yapacağını bilmeyen birinin karmaşası. gitsem mi kalsam mı? böyle esaslı bir sorunun bile cevabının olmadığı bir karmaşa. çok iyi biliyorum. ben de böyleydim

    bir tek kalp denilen organın kanser olmadığını keşfeden ilk çocuktur.. bundan sebep kalbin dört odasından illa ki birine kendisini koyar sonra o kalbe yakın duran kişileri yerleştirir kalan odacıklara... kalbinin her atışında yalnız olmadığını ona hissettirecek, ihtiyacı olan şefkatin yerini kendisine gösterecek aha da burada bak kalbin var senin de sen de insan'sın diyebilecek insanları...gelin görün ki bu çocuk kalbi sol yanına düştüğünden ve evvel zaman içinde de o tarafını korumaya aldığından ne vakit bu oda sakinleri temas etse kendisine ilk refleksi kendini güvende hissedene kadar bu temasa direnmek olur. bu direnci ancak ve ancak onun direncine meydan okuyarak kırabilir, buz dağını ancak öyle çözebilirsiniz.

    ikizler burcu çocuğu her şeyi tersten okumayı da sevdiğinden kalp denen organı tersten okur ve duyguların ritminin dinlenebildiği "plak" haline getirir bir an'da. her bir odasına sefkati, öfkeyi, güveni ve korkuyu yerleştiren bu çocuğun kendisine izin verme şekli sadece bu kadar ile sınırlıdır. bu duyguların varlıklarını biliyor olmakla yetinmeyi esas alır ve fakat bunları ifade etmeyi kendisine öğretememiştir. kulağı plağın cızırtısını duyar da o duygunun ritmi ile dans etmek, o duyguya kendisini teslim etmek yerine onu kontrol altında tutmaya çalışır. kalbindeki plakta süregelen iç savaşına denk geldiğiniz bir ikizler burcu çocuğunun duygularına karşı giriştiği manevra savaşında kendisini ifade edebilmesinin yolu ancak ve ancak odalarına sakladığı mevzilerdeki duygularının üzerine gitmekle, o duygular üzerine plak iğnesinin baskısını arttırmak ile mümkündür.

    beyninin kıvrımlarında kaydırak misali böyle oynayan ikizler burcu çocuğuna ameliyat masasında yaklaşmak ancak ve ancak o uyanıkken mümkündür. kendisi kıvrımlardaki labirentlerde kaybolduğunu hisseder, kendi kendisine o kör karanlıkta zarar verdiğini farketmezse yapabileceğiniz şey ameliyathanenin ışıklarını açmak, kendinizi tanıtmak ve o labirentlerde kendisinden nasıl kaçtığını ona göstermektir. kendisinin kaçış noktalarını bildiğinizi farkeden ikizler burcu çocuğu sizi de fark edecek ve size güvenecektir. çünkü fizyolojik olarak beyin kalbin sesini duyar.
  • ikizler burcu insanının çocuk tarafıdır;

    fikir dünyaları pek zengin, pek renklidir. her olasılığı bilip kavramak isteyip ve ihtimaller üzerine fikir yürütmeyi pek sevdiklerinden dur durak bilmez, aksiyon içeren ve sürprizli birşeyleri severler..

    ağırlaşmış ve kalıplaşmış ilişkilerin ardından biraz hava değişikliği arayan bünyelerine kendileri ilaç gibi gelirler. kadrajına giren, gözünü alan, aklını çelen hiçbir şeye karşı koyamadıklarından sırf şenlik olsun diye bile olsa bir yerlere kaçarlar.

    mesela bahar geleyazmış ilk resmî tatil şeysine gitmeden paaaat diye ikinci resmî tatil için alakasız tellerden çalıp, bir o uca bir bu uca giden ve habire değişen fikirlerle bir rota çizerler kendilerine.. hani kendisi bile şaşırır bu haline, inanamaz gibi olur. bırakın kendi haline inanmasın ki yola çıkıldığı vakit keyfi ekmeğin üzerine sürdüğü çiko tadında olsun.

    hayreti mucip işler peşindedirler.
  • osur osur ipe diz, ser güneşte kurusun

    istisnasız hayatına dokunan tüm insanlara "hayatın değer verdiği insan" muamalesi yapar. neden diye sormaz, sebebini araştırmaz. insan olması yeter sebeptir, kurcalamaz. öte yandan bazı vakitlerde ayrık küme yapar kendini mahalle maçında kenarda bokuyla oynayan çocuk gibi takımdan ayrı düz koşu yapar diğer burç çevrelerinde. sebebi basittir; kötü örnektir çünkü. 3 güne bir seneyi, bir seneye bir ömrü sığdırabilecek kadar yoğun yasar duygularını. karşı tarafa da aynı yoğunlukta yaşatmak için içten yanmalı motor gibi gaza gelir, vites değiştirir en sonunda da panik yapar son sürat duvara vurur kendini. yüksek hızla seyirde yanında yolcu bulundurmadığından spatula ile kazır duvardan kendisini. akıllanır mı yok yine de akıllanmaz evrensel kümedir çünkü, vira der dümeni kırar yeni paylaşımlara yelken açar. belki de açmaz ne bileyim ben.

    bazen ayrık küme, bazen evrensel küme, bazen de kesişim kümesi olduğundan sebep sosyal ilişkilerinde küme elemanları ile ilişkilerinde zaten bulanık sularda yüzen balığın aklını daha da bulandırır. etrafı insanlar ile doludur. çoğu zaman bu durumdan hoşnutsuz olduğu açıktır ama karbondioksiti dışarı vermek yerine fotosentezi adet edindiğinden içine atar. çünkü fotosentez dünya varlığının sürmesi açısından hayati bir süreçtir. ağaçları kesmeyin. (kamu spotu)

    eğlencenin kaynağını bulmaya görsün bokunu çıkarmaya meyillidir, ama bu beş dakika sonra değişmeyeceği anlamına gelmez. zira ikizler burcunun simgesindeki diğer karakteri kıskanır bu durumu, dizginleri ele alır. her ne kadar çift karakterli ve dengesiz diye algılansa da aslında ikizler burcu çocuğunun simgesindeki bu iki açıdan olaylara bakış özelliği ona ayakları yere sağlam basan dengeli bir duruş vermiştir. zemine bu kadar tutunarak oturan bir figür ile anlatılması da bundandır. diğerleri olayları tek bir açıdan değerlendirip fevri kararlar alırken ikizler burcu çocuğu evvel önceki zamandan olayları iki farklı açıdan görebilme ve değerlendirebilme yeteneğine sahiptir. tabiii birileri akıllarını çelene kadar.

    bir adım atarken kırk kere düşünüyorsa attıktan sonra neden ben bu adımı attım, sol mu önce atılırdı sağ mı, ayakkabının içine neden çorap giymedim, giyseydim ne renk giymeliydim diye ilaveten kırk defa daha düşünür fikr-i firar hallerde ama filozof damgası yemeye fırsat vermeden, düşünen adamdan farklı olarak üstelik ardında tek bir kitap bile bırakamadan başka adımlar atmaya başlar, uçtan uça tepişen kendi fikirlerine tutunmak onu hayata tutundurur, kendisinden bile korur. oysa kimse bilmez ki "akıl olmayınca neylesin fikir?"