şükela:  tümü | bugün
  • kitabın adı panoptikon'a atıfta bulunmaktadır.
  • "oha! oha!" nidalarıyla okuduğum tespitlerle dolu bir kitap. ufkum nal gibi oldu.
  • "feodal tipteki bir toplumda siyasi iktidar esas olarak yoksulların senyöre ve zaten zengin insanlara vergi ödediği, aynı zamanda onlar için askerlik hizmeti yaptığı bir iktidardı. fakat kişilerin ne yaptığıyla hiç ilgilenilmiyordu, siyasi iktidar buna, sonuç itibarıyla, ilgisizdi. bir senyörün gözünde varolan şey, toprak, köyü, köyünde oturanlardı, son tahlilde, ailelerdi, fakat bireyler, somut olarak, iktidarın gözüne gözükmüyordu. bir an geldi ki, herkesin iktidarın gözü tarafından fiilen algılanması gerekli oldu, kapitalist türde bir toplum olsun istendi, yani mümkün olduğunda yaygınlaştırılmış, mümkün olduğunca verimli bir üretimle birlikte; işbölümünde kimilerinin şu işi, kimilerinin bu işi yapmasına ihtiyaç olduğunda, halkın direniş hareketlerinin, ataletin ya da isyanın, doğmakta olan tüm bu kapitalist düzeni altüst etmesinden korkulduğunda, o zaman, her bireyin somut ve keskin gözetlenmesi gerekli oldu..."
  • iktidarin gozu*

    "m. perrot: ....ayrica siyasi orgutlenme tarzi olarak mimari hakkinda ne dusunuyorsunuz? cunku sonucta her sey uzamsaldir, 18. yuzyil dusuncesinde yalnizca zihinsel olarak degil, maddi oalrak da uzamsaldir.

    m. foucault: bence 18. yuzyilin sonunda nufus, saglik, sehircilik sorunlariyla mimari arasinda baglanti kurulmaya baslandigi icin bu boyledir. onceden, insaat sanati ozellikle iktidari, tanrisalligi, gucu gosterme ihtiyacina cevap veriyordu. saray ve kilise buyuk yapilardi, mustahkem mevkileri de bunlara eklemek gerekir; guc gosterisi yapiliyor, hukumran gosteriliyor, tanri gosteriliyordu. mimari uzun sure boyunca bu gereklilikler etrafinda gelisti. oysa, 18. yuzyilin sonunda yeni sorunlar ortaya cikiyordu: uzamin ekonomik-siyasi amaclarla duzenlenmesinden yararlanmak.

    spesifik bir mimari vucut buluyor. philippe aries, 18. yuzyila kadar evin farkliliklarini barindirmayan bir uam olarak kalmasi hakkinda bana onemli gelen seyler yazdi. odalarda yatilir, yemek yenir, misafir kabul edilir, ne yapildigi onemli degildir. ardindan, uzam yavas yavas ozellesti ve islevsel bir hal aldi. 1830-1870 yillarindaki isci sitelerinin insasi bu sureec ornek teskil eder. isci ailesi sabit bir yere baglanacaktir; mutfak ve yemek salonu olarak kullanilan bir bolum, ureme yeri olan ebeveyn odasi ve cocuklarin odasiyla birlikte isci aileesine bir yasam uzami verilerek bir ahlakli olma bicimi dayatilacaktir. kimi zaman, kosullar elverisliyse, kiz ve erkek cocuklarin odalari ayri olur. buyuk jeopolitik stratejilerden konut, kurumsal mimari, sinif ya da hastane duzenlemesine kadar kucuk taktiklerine kadar, ekonomik-siyasi tesisleri de unutmadan, uzamlarin tarihini tumuyle yazmak gerekir: bu ayni zamanda iktidarlarin tarihi de olacaktir. uzamlar sorununun, tarihi-siyasi bir sorun olarak ortaya cikmasinin uzun zaman aldigini gormek sasirticidir: ya uzam dogaya -ilk veriye, ilk belirlenimlere, fiziksel cografyaya, yani bir tur tarih oncesi tabakaya- geri gonderilmistir; ya da bir halkin, bir kulturun, bir dil ya da devletin ikamet yahut yayilma yeri olarak dusunulmustur. kisacasi, ya toprak olarak ya da alan olarak analiz ediliyordu; onem tasiyan sey, altlik ya da sinirlardi. kirsal uzamlarin ya da deniz uzamlarinin tarihinin yazilmasi icin marc bloch un ve fernand braudel in ortaya cikmasi gerekti. uzamin tarihi onbelirledigini, karsiliginda tarihin de uzami yeniden yarattigini ve uzamda tortulastigini soylemekle yetinmeyerek bu analizin surdurulmesi gerekir. uzamda sabitlesme, ayrintili olarak incelenmesi gereken ekonomik-siyasi bir bicimdir.

    uzamlarin cok uzun sure ihmal edilmis olmasina yol can nedenler arasinda, filozoflarin soylemiyle ilgili bir nedeni saymakla yetineegim. ustunde dusunulmus bir uzam siyasetinin gelismeye basladigi donemde (18. yuzyil sonu), teorik ve deneysel fizigin yeni edindigi bulgular felsefeyi eskiden sahip oldugu, dunyadan, cosmostan, sonlu ya da sonsuz uzamdan soz etme hakkindan yoksun birakiyordu. siyasi bir teknoloji ile bilimsel bir pratigin uzami boyle iki yandan kusatmasi, felsefeyi zaman sorunsalina basvurmak zorunda birakti. kant'tan bu yana filozofun dusunmek zorunda oldugu sey zamandir. hegel, bergson, heidegger. anliksal, analitik, kavramsal, olu, donmus, cansiz olanin tarafinda ortaya cikan uzamin bununla baglilasik olarak diskalifikasyonuyla birlikte. on yil kadar once uzamlarla ilgili bu siyasetten soz ettigimi hatirliyorum; zaman ve projenin yasam ve ilerleme anlamina geldigi, uzam uzerinde bu kadar israr etmenin gericilik oldugu yaniti verilmisti bana. bu itirazin bir psikologdan geldigini soylemeliyim: 19. yuzyil felsefesinin hakikati ve utanci.

    m. perrot: bu arada belirteyim ki, cinsellik nosyonu bana pek onemli geliyor. siz bu konuya askerler arasindaki gozetlemeyle ilgili olarak deginiyorddunuz ve burada da, yeniden, isci ailesindeki sorunla karsi karsiyayiz: bu kuskusuz cok onemli.

    m. foucault: kesinlikle. bu gozetleme temalarinda, ozellikle okuldaki *gozetlemede, cinsellik denetimlerinin mimarinin bir parcasi oldugu ortaya cikar. askeri okul orneginde, homoseksuellige ve masturbasyona karsi mucadele duvarlardan anlasilir...."

    ufuklar ustune ufuk acan kitabin, ayni baslikli soylesisinden bi bolumle seyapayim dedim.
    neden mi yaptim? rastgele butonu sagolsun pendik'te 1+1 evlere yasak gelmesi basligini cikardi karsima, o da haliyle bunu getirdi aklima. ve buraya not dusuyorum: toplumsal bir norm yaratmak uzerine yapilan yapilan tum siyasi arastirmalari bizzat kullanan bir adam su an ulkemizin basinda. bir diger yandan, adolf hitler'i kendine bir sekilde ornek almis bir adam. goebbels'i de pek sevmis saniyorum. simdilik burda boyle kisaca degindim ama bir ara bununla ilgili de bir entry girmek farz olmus gibi geliyo bana, yoksa suphe mi var?

    *l'oeil du pouvoir j. p. barou ve m. perrot ile söyleşi, yayımlandığı eser: bentham (j.) le panoptique, paris, belfond, 1977, s 9-31.
  • "iktidarın yalnızca baskı uygulamaktan -bastırmak, engel çıkarmak, cezalandırmak- ibaret olmadığını, arzuyu yaratarak, zevki kışkırtarak, bilgiyi üreterek bundan daha derine nüfuz ettiğini de göstermelidir.
    o kadar ki iktidardan kurtulmak çok güçtür; çünkü iktidarın tek işlevi, freudcu bir üst-ben gibi, dışlamak, bastırmak ya da cezalandırmak olsaydı, bu etkilerini ortadan kaldırmak ya da bu iktidarı yıkmak için bilinçlenmek yeterli olurdu. iktidarın freudcu bir üst-ben olarak işlev görmekle yetinmediği kanısındayım.
    iktidar kendini bastırmakla, gerçeğe erişmeye sınır çekmekle, bir söylemin ifade edilişini engellemekle sınırlamaz: iktidar bedeni çalıştırır, davranışa nüfuz eder, arzu ve zevkle iç içe girer, işte onu bu çalışma içinde suçüstü yakalamak gerekir; yapılması gereken şey bu analizdir, bu da güç bir şeydir."