şükela:  tümü | bugün
  • dino buzzati kitabı. sonuna kadar uzanan bir "bekleyiş" ve bir "umut" romanıdır. askerdeyken okursanız delirmeniz olasıdır.

    herhalde buzzati'nin aşağıdaki sözleri kitabı en iyi şekilde özetleyecektir:

    "yirmi iki ay, hiçbir yenilik getirmeksizin geçip gitmişti, o ise yaşamın kendisine karşı özel bir hoşgörüsü olmalıymışçasına, bekleyişini kararlı bir biçimde sürdürmüştü. halbuki yirmi iki ay uzundur, bir çok şey olabilir: yirmi iki ay ailelerin kurulması, çocukların doğması hatta konuşmaya başlaması, otların olduğu yerde kocaman bir evin yükselmesi, güzel bir kadının yaşlanıp, artık hiç kimse tarafından arzu edilmez hale gelmesi, bir hastalığın, en uzun hastalıklardan biri dahi olsa, harekete geçmesi, yavaş yavaş bedeni kemirmesi, bir süre duraklayıp iyileşme umudu vermesi, sona daha da derinleşerek yeniden ortaya çıkıp son umutları kemirmesi için yeterlidir; yine de ölünün gömülüp, unutulmasına ve oğlunun yeniden gelmeye başlayıp, akşamları mezarlığın parmakları boyunca saf, temiz kızlarla gezinmesine vakit kalacaktır."
  • sinemadaki karşılığı jarhead olan kitap
  • insanın vazgeçmek istediği şeye tahammül etmesinin getirdiği uyuşturucu etkiyi anlatır. bir nevi insanın alternatif kaderlerinden en pasif olanına teslim olmasını sorgular ki iyi de yapar. kitabı okuyunca korkunç bir huzursuzluk aynı zamanda acımasız bir özeleştiri yapar insan kendine. ilkel hislere kulak verme temennisidir.

    --- spoiler ---
    giovanni drogo keşke bastiani kalesinde o geceden sonra kalmasaydı dedirtir.
    --- spoiler ---
  • senin, benim, hepimizin hikayesi. çok sade bir dille yazılmış okurken teğmen drago'nun yaşadığı yalnızlığı size de yaşatan az bilinen bir başyapıt. hepimiz biraz teğmen drago değil miyiz ? hiç bir zaman gelmeyecek olan birini, hiç bir zaman çalmayacak olan telefonu bekleyip duruyoruz.
  • okunduğunda insana hayatı sorgulatan ve "napıyorum lan ben" sorusunu akla düşürecek kitap. kesinlikle sıkıcı değil. otuzlu yaşlardan önce okunmalı ki drogo gibi çok geç kalınmasın. ayrıca; bir şeyleri "beklemek" le geçen bir hayatın nasıl boşa geçmiş, anlamsız bir hayat olduğunu kafamıza dan dun vuruyorsa, askerlik denen mesleğin de ne kadar anlamsız olduğunu derinden derinden işliyor.
  • peşinen: alıntı dışında da içerik serpiştirdim galiba.

    okurken bir daha okumaya karar verdiğim kitaplar listesine atandı artık. sadece bir değil -bu da ömür gerçi ama- defalarca okuyacağıma eminim. ders olsun, bir şeyleri hatırlatsın diye de değil. bir yaş sınırlaması yok gözümde bu kitap için. çünkü bu okumamda nehir yatağının karşısındaki kişiye "yüzbaşım" diye seslendiysem, mutlaka bir gün de bana böyle seslenildiğini duyduğumda "ne var?" cevabını veren taraf olacağım. bu çember tamamlanmış bu kitapta.

    karakterleri, analizleri, olayları direkt kendine endeksleyen biriyim, çirkin bir ego olduğunun da farkındayım ama okurken böyle baya bastiani kalesi'nde gibiydim lan. hatta terziye kale hastalığına yakalandığını-yakalanacağını inkar eden bir teğmen gibi hissettim genel olarak. hem orada hep kalacağının farkında hem de bir geri dönme, dağıttıklarını toplama hırsını taşıyan drogo gibi. drogo'nun kader çizgisi ortada. talihsiz, uyuz bir adam. ona kalkıp da "şehre dön, insanlara, eğlenceye, mevkiye, çoluk çocuğa karış, istifa et gerekirse, berduş ol," diyemiyorsun. o da farkında, kendi istese de onu hayattan soğutan, hevesini kaçıran, ket vuran şeylerin farkında. naapsın garibim, bekliyor. bu eylemsizlik değil. eğer tayin edildiği rolü bu şekilde kabulleniyorsa, bekleyiş de onurlu bir şey bence. tüm savaşlardan, hayat gailesinden öte drogo, yalnızlığı başarıyor.

    --- spoiler ---
    insanlar, “şu nehri aştıktan sonra on kilometre daha gidince varırsın,” diyeceklerdir. ama, buna karşılık yol hiç bitmeyecektir, günler gitgide daha kısalacak, yol arkadaşları seyrekleşecek, camlarda hareketsiz, donuk kafalarını sallayan suratlar görünecektir.
    bu, drogo, yapayalnız kalıncaya ve ufukta ölçüsüz, hareketsiz ve kurşun rengi bir denizin çizgisi belirene kadar böyle sürecektir. artık yorgun düşecektir, yol boyundaki evlerin hemen tümünün pencereleri kapalı olacaktır ve görebildiği ender insanlar ona umutsuz bir tavırla cevap vereceklerdir: iyi olan, arkada iyice arkada kalmış, o farkına varmadan önünden geçip gitmiştir. ah, artık geri dönmek için vakit çok geçtir, arkasında, aynı yanılsamayla kendisini izleyen ama henüz beyaz ve ıssız yolda görünmeyen kalabalığın uğultusu giderek artmaktadır.
    şu anda, giovanni drogo, üçüncü tabyada uyumakta, düş görüp gülümsemektedir. gecenin içinden, tamamen mutlu bir dünyanın imgeleri son olarak ona ulaşmaktadır. eğer düşünde kendini yolun bittiği yerde, kurşuni bir denizin kıyısında, kurşuni ve tek biçimli bir göğün altında ezelden beri bir ev, bir ağaç, çevrede tek bir insan, hatta tek bir ot bulunmayan bir yerde görecek olursa, dikkat etmelidir.
    --- spoiler ---

    dikkat edelim.

    ilave: oblomov'dan sonra başka bir kitapta daha hissetmem dediğim şeyleri hissetmeme aracı olan tavsiyesi için eloise vera'ya olan minnetim.
  • şunları düşündürmüştür:
    insanoğlu kendi kendisinin kafesidir. gitmek, kalmak veya dönmek ile ilgili tüm akıl yürütmeler esasında kader olarak adlandırılabilecek yolda -daha ziyade tren rayları gibi- gerçekleşenlerin süslenmesidir.
    kişi kendine dahi itiraf edemese de hayatını hep bir sonrakini bekleyerek yaşar, bu kaderin esareti altında olmak gibidir.
    birgün bıraktıklarınıza geri döndüğünüzde hiçbirşey eskisi gibi kalmayacaktır çünkü esasında siz değişmişsinizdir.
  • taşra'da yaşamaktan dem vurduğum bir dönemde karşıma çıkıp, bünyede depreme neden olmuş kitaptır.
    "ben geçiçi olarak buradayım...her an gidebilirim..." diyen ama alışkanlıkların uyuşturucu etkisi ve beraberinde gelen kadere teslimiyetle hiçbir yere kıpırdayamayanlara "gitmeli, hemen gitmeli..." öğüdünü içtenlikle fısıldayan...
  • doğmamış çocuğa don biçilir mi evet biçilmiş bu kitapta.

    dino buzzati yaşamsal tercihlerimizin kimi zaman ne büyük bedeller ödeteceğini yüreğimize bir hançer saplarcasına vuruyor bu kitapta.

    hayallerinin peşinde koşarken gerçek hayatı ıskalamak. sevdiklerini değerlerini bir kenara itebilmek. koca bir hayatı soğuk bir duvar köşesinde noktalamak.

    gerçek yalnızlık ve bu yalnızlıkta elimizden kayıp giden bir hayat.

    gerçekten son sayfaları fazlasıyla iç karartıcı. yüreğinize derin bir kor düşürecek varoluşsal sorgulamalara gark edecek kadar vurucu bir kitap.melonkolik ritmi kitabın son sayfalarında tavan yapıyor.

    bu sorgulamalar zaman zaman franz kafka'nın dava'sını albert camus'un yabancı'sını nuri bilge ceylan'ın insanın kendisine olan uzaklığını ele aldığı uzak'ını drogo'nun "kuzey ordusunu" bekleyişi cervantes'in don kişot'unu akıllara düşürse de her yönüyle kendine has, özel, samimi dost bir kitap.
    alegorik romanların baştacı olacak özgünlükte.
    benim için doğunun limanları ve kürk mantolu madonna'dan sonra hüznün en çok yakıştığı kitaplardan.

    --- spoiler ---

    ah drogo ah bastiani kalesi'ni mezar yaptın kendi kendine ne diyeyim sana. çölde düşman beklerken elindekileri yazgına kurban ettin.bir ömrü bir hayal kırıklığına feda ettin.kendine biçtiğin rol hayatının trajedisi oldu.

    kendini hayallerinden sevdiklerinden ailenden tecrit ettin. 30 yılı kırışmış yanaklarından dökülen gözyaşlarına teslim ettin. yılları umudlarına kurban ettin.
    bir ömrü tekdüze yaşamak, her bahar gelişinde umutlarına sarılmak, koca bir ömürde gül bahçesinde bir korkuluk olmaya değer miydi.

    --- spoiler ---
  • sıkıştırıldığımız alanı tasvir eden roman. "modern" insanlar olarak drago'dan hiçbir farkımız yok. boşuna kendinize yalan söyleyip
    abuk sabuk şeylerde avuntu aramayın.