şükela:  tümü | bugün
  • bu kitaptan sonra da vinci code'u okumak üniversiteden mezun olduktan sonra tekrar ilkokula başlamaya benzer.
  • bildiğin telefon ahizesinin almaç şeklinde tercüme edildiği efsanevi bir türkçesi olan eser.

    insan hayret ediyor tabi.

    kitapta geçen penis kelimesi yerine neden sokunç gibi bir öztürkçe kelime uydurulmamış deyu.

    ben olsam öyle yapardım.
  • umberto econun yarmis romani. kabala ve daha bi ton seyden bahseder, dipnotlari ve ekleriyle beraber dusunuldugunde abartili bir ozen ve emekle yazilmis oldugu ortaya cikar.
    romanin son sahnesinde gokyuzu tasviri icin adamin bir astronomi software kullanarak o tarihte gokyuzunun nasil oldugunu arastirmis oldugunu belirtmekte yeterli olabilir. bir de bilgisayara verdigi ismi hatirlasam. abu biseydi ama neyse
    (bkz: gulun adi) (bkz: onceki gunun adasi)

    (edit: italyanca bilmeyen ve taşınmaktan tüm literal ve mecazi anlamlarıyla nefret eden birisi olarak paste etmeliyim: -mikado- #196008 numarali entry'niz "foucault sarkaci" ba$ligindan "il pendolo di foucault" ba$ligina ta$inmi$tir.)
  • --- spoiler ---

    bir plan kurmak. plan sizi öyle bir noktaya dek haklı çıkarır ki, plan'ın kendisinden sorumlu değilsinizdir artık. taşı attıktan sonra elinizi gizlemeniz yeter.` :bir delinin kuyuya taş atması gibi`

    bir umut yaratmak; kökü olmadığı için hiçbir zaman kökünden koparılamayacak uçsuz bucaksız bir umut.

    varlığın dolaşık olması gerekir. tıpkı sarhoş bir denizcinin, düğüm düğüm çözülemez bir duruma getirdiği bir yılan gibi.

    bir anagramın anagramıdır gerçek. anagrams = ars magna` :sanat yücedir`
    --- spoiler ---

    [jacopo belbo'nun abulafia'sından, "ya doğruysa" dosyasından alıntı.]

    bir plan kuruyor eco, foucault sarkacında. her şey, her şeyle bağıntılıdır diyerek. yer altını kuracak bir örgütün planı ya da bir alışveriş listesi olarak da yorumlanabilecek bir parça yazı ile.

    foucault sarkacı nihayete ererken, bir gizin olmadığını söylüyor. lakin umberto eco tıpkı gül-haç'lar gibi davranmakta. kimse dikkat çekmemiş buna ama belirtmek istiyorum. yazar "bir giz yok" derken, kitabı 120 bölümde oluşturmuş. (120'nin gizemini anlatmaya gerek yok sanırım, kitapta çok açık)

    gerçek bir gül-haç, gül-haç olup olmadığı sorulunca bunu yadsır, inkar eder. ama bir gül-haç'ın en güzel saklanacağı yer, gül-haç olduğunu iddia eden taklitlerin arasında dolaşmak değil midir ? (yine eco'nun mantığından ele alıyorum bunu)

    iyi bir casus'un ilk görevi, aralarına sızdığı kimseleri casus olarak ele vermesi değil miydi ? ` :sayfa 476`

    sıkı bir denizci düğümüdür, foucault sarkacı.

    eco, taşı atmıştır. kuyuya eğilmek isteyenler sıraya girsin.
  • sadan karadeniz'in her sozcugun illa ki oz turkcesini kullanma takintisi, bu takintiyla kullanimi hic olmayan, hatta uydurma denebilecek bircok sozcuge kitapta yer vermesi ve zaman zaman okuyucuya hööö??? dedirtmesi ne yazik ki bu harika kitabin keyfini bir olcude kacirmis. yine de sahane, yine de buyuk zevkle ve keske hic bitmese diye okunan bir kitap ama sadan karadeniz'in takintilari olmasa okumaktan daha buyuk zevk alinabilecegini dusunmeden edemiyor insan.

    hem turkcesi, hem farkli dillerden karsliklari bulunan ve kullanimda her ikisi de yerlesmis sozcuklerin turkcelerini tercih etmesini anlarim, sonucta bir uslup meselesidir ve kendisi de cevirmen olarak bu konuya oncelik veriyor, kendisini sorumlu hissediyor belli ki...ama bir sekilde ortaya atilmis (hadi daha acik sozlu olalim, uydurulmus) ve toplumca benimsenmemis sozcukleri israrla kullanmak, hatta bunun da otesinde, belirli alanlara ait olup daha teknik sayilabilecek sozcukleri bile turkcelestirmek (aklima ilk anda bir matematik terimi olan "permutasyon" geliyor, turkcesi olarak kullandigi uyduruk sozcuk aklimda kalmamis bile...veya "duyumsamak...gunluk hayatta hissetmek yerine duyumsamak sozcugunu kullanan kac kisi taniyorsunuz allahaskina?) gereksiz olmus, ipin ucu kacmis biraz.

    edit: "devsirim" imis permutasyon icin uydurulan karsilik, kombinasyon icin de "katisim", tesekkurler dilemma of subscribtionability.
  • tarihin sadece bir bakış açısından ibaret olduğunu ve sonsuz sayıda bakış açısından hareketle sonsuz sayıda tarih yazılabileceğini öğreten romandır. umberto eco aşmış bir adamdır.
  • arka kapagindaki eco amcamin nur yuzune kanip aldigim, bir yerden baslamak lazim mantalitesi ile okudugum kitap. daha ilk sayfalarindan bildiklerimi asan, yuzlerce sayfa sonra bahsettigi kitaplardan koskoca kutuphane kurulabilecek ve bana daha umberto eco okuyabilecek olgunlunluga erismedigimi anlatan sikistirilmis bir kar topu. bir baskasina atarken dikkatli olunmasi gerek.
  • gerçekten de acı çekerek okunan, ancak umberto econun her zaman olduğu gibi, (bkz: gülün adı) sabrederek okuyanları muhteşem bir okuma keyfi ve roman kurgusuyla ödüllendirdiği romanı. ecoya bir kez daha hayran kalmamı sağlamış olan roman. içerdiği binlerce alıntı ve isimle insanı okurken yoran, ben okurken yoruldum, yazarı bu kitabı nasıl bir emek ve özenle yazmıştır dedirten kitap.
    (bkz: foucault)
    (bkz: conservatoire national des arts et metiers)
    (bkz: komplo teorileri)
    (bkz: paranoya)

    her şey, herşeyle bağıntılıdır.
    minnie, mickey mouse'un nişanlısıdır.
  • kitapta referans olarak gösterilen diğer kitapları okumaya kalktığınızda tüm babil kitaplığını devirmeniz gerekebilir..daha kolay okunabilmesi için yahudi mistiklerinin yolu kabala nın gözden geçirilmesinde büyük fayda var.giz in aktarım tarihi adına zamanımızı kıskandıracak bir kronoloji..hamilelik döneminde sıkılan kadınlara özellikle önerilir..
  • ' pismanlik butun bir omur boyu saplanti haline gelebilir insanda. yanlis olani sectigi icin degil -cunku bundan oturu pismanlik duyabilir insan- dogru olani secebilecegini kendi kendine kanitlamasi olanaksiz oldugu icin.'

    sayfa 112, satir 9-12